Telif Hakkının Koruma Süresi , FSEK Madde 1-5 Çerçevesinde Eser Türleri, Eser Sahipliği ve Yargıtay Kararları

Türkiye'de fikir ve sanat eserlerinin korunması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile düzenlenmektedir. Bir romanın, bir bestenin, bir tablonun ya da bir sinema filminin ne zamana kadar telif korumasından yararlanacağı sorusu; hem eser sahipleri ve mirasçıları hem de eserden yararlanmak isteyen yayıncılar, yapımcılar ve üçüncü kişiler açısından büyük önem taşır. Koruma süresinin yanlış hesaplanması, bir yandan hâlâ koruma altındaki bir eserin izinsiz kullanılması nedeniyle tazminat ve cezai sorumluluk riskini doğurabilirken; diğer yandan aslında kamu malı hâline gelmiş bir eser için gereksiz yere izin/lisans bedeli ödenmesine yol açabilir. Bu yazıda, FSEK'in eseri ve eser sahibini tanımlayan 1, 1/A ve 1/B maddeleri ile eser kategorilerini belirleyen 2, 3, 4 ve 5. maddeleri kanun metninden alıntılarla birlikte ele alınacak; ardından telif hakkının koruma süresine ilişkin genel kurallar, istisnalar ve Yargıtay'ın konuya yaklaşımı somut kararlar üzerinden incelenecektir.
1. FSEK'in Amacı, Kapsamı ve Temel Tanımları
1.1. Madde 1: Kanunun Amacı
5846 sayılı Kanun'un ilk maddesi, kanunun amacını ortaya koyar. 4630 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle değiştirilen ve 21 Şubat 2001'de kabul edilerek 3 Mart 2001'de yürürlüğe giren hâliyle Madde 1 şu şekildedir:
Madde 1 – Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.
Bu tanımdan hareketle kanunun iki ayrı hak grubunu koruma altına aldığı görülür: birincisi bizzat eseri yaratan eser sahiplerinin hakları; ikincisi ise eseri icra eden sanatçılar, fonogram yapımcıları, film yapımcıları ve yayın kuruluşları gibi bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin hakları. Bu ayrım, ilerleyen bölümlerde ele alınacak koruma süresi farklılıklarının da temelini oluşturur.
1.2. Madde 1/A: Kapsam
4630 sayılı Kanun ile eklenen Madde 1/A, kanunun kapsamını şöyle çizer:
Madde 1/A – Bu Kanun, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını, bu haklara ilişkin tasarruf esas ve usullerini, yargı yollarını ve yaptırımları ile Kültür Bakanlığının görev, yetki ve sorumluluğunu kapsamaktadır.
Görüldüğü üzere kapsam maddesi, yalnızca hakların içeriğini değil; bu hakların nasıl devredileceğini, ihlal hâlinde hangi yargı yollarına başvurulabileceğini ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bu alandaki idari görevlerini de kanunun konusuna dâhil etmektedir.
1.3. Madde 1/B: Eser, Eser Sahibi ve İşlenme Eser Tanımları
Uygulamada en sık başvurulan hükümlerden biri, yine 4630 sayılı Kanun'la eklenen Madde 1/B'dir. Bu madde, kanunun temel kavramlarını tanımlar:
Madde 1/B – Bu Kanunda geçen tanımlardan; a) Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini, b) Eser sahibi: Eseri meydana getiren kişiyi, c) İşlenme eser: Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsullerini... ifade eder.
Bu tanımdan üç önemli sonuç çıkar:
Eser kavramı kapatıcı (numerus clausus) bir sistemle sınırlandırılmıştır. Bir fikir ürününün FSEK anlamında "eser" sayılabilmesi için mutlaka ilim-edebiyat, musiki, güzel sanat veya sinema eseri kategorilerinden birine girmesi gerekir; kanunda sayılmayan bir tür kendiliğinden eser sayılmaz.
Eser sahipliği, eseri fiilen meydana getiren kişiye aittir. Bu kural, ilerleyen bölümlerde inceleyeceğimiz sinema eserlerindeki çoklu eser sahipliği düzenlemesinin de temelini oluşturur.
İşlenme eserler de bağımsız olarak korunur. Bir romanın sinema uyarlaması, bir şiirin bestelenmesi veya bir yabancı eserin çevirisi gibi işlenmeler, asıl eser sahibinin hakları saklı kalmak kaydıyla, işleyenin hususiyetini taşıdığı ölçüde ayrı bir eser olarak telif korumasından yararlanır (FSEK Madde 6).
1.4. Hususiyet Şartı
Madde 1/B'deki "sahibinin hususiyetini taşıma" ibaresi, Türk telif hukukunun can damarıdır. Bir ürünün eser sayılabilmesi için sadece belirli bir kategoriye girmesi yetmez; aynı zamanda sahibinin kişisel özelliğini, öznel yaratıcılığını yansıtması gerekir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadında da vurgulandığı üzere, bu özgünlüğün eserin başından sonuna kadar her noktasında aranması şart değildir; eserin bütününde nispi nitelikte bir orijinallik bulunması yeterli kabul edilmektedir. Aşağıda 6. bölümde detaylı olarak inceleyeceğimiz "Selvi Boylum, Al Yazmalım" kararında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de tam olarak bu ilkeye atıfta bulunmuştur.
Buna karşılık, kim çekerse aynı sonucu verecek sıradan bir fotoğraf ya da tamamen teknik-mekanik bir kayıt gibi ürünler, hususiyet unsurunu taşımadıkları için FSEK korumasından yararlanamaz.
2. FSEK'e Göre Eser Sayılan Dört Temel Kategori
FSEK'in "Fikir ve Sanat Eserleri" başlıklı Birinci Bölümü, eser kategorilerini dört ana başlıkta toplar. Bu sınıflandırma, hem eserin hangi rejime tabi olacağını hem de -ileride göreceğimiz gibi- bazı durumlarda koruma süresinin hesaplanma biçimini doğrudan etkiler.
2.1. İlim ve Edebiyat Eserleri (Madde 2)
FSEK Madde 2, en geniş kapsamlı kategoridir ve üç bent hâlinde düzenlenmiştir:
Madde 2 – İlim ve edebiyat eserleri şunlardır: 1. Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları, 2. Her nevi rakıslar, yazılı koreografi eserleri, pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri, 3. Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.
Maddenin son fıkrasında ayrıca, bir bilgisayar programının arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkelerin -programın kendisinden bağımsız olarak- eser sayılmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, fikir-ifade ayrımı (idea-expression dichotomy) ilkesinin Türk hukukundaki en somut yansımalarından biridir: korunan, düşüncenin kendisi değil, o düşüncenin somut ifade biçimidir.
Pratikte romanlar, hikâyeler, şiirler, tiyatro oyunları, makaleler, bilimsel eserler, ders notları, yazılım kodları, mimari projeler ve haritalar bu kategoride değerlendirilir. Önemle belirtmek gerekir ki bir mimarlık projesi Madde 2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri sayılırken, o projenin somutlaşmış hâli olan mimarlık eseri (yapının kendisi) Madde 4 kapsamında güzel sanat eseri olarak korunur; bu ayrım uygulamada sıklıkla karıştırılmaktadır.
2.2. Musiki Eserleri (Madde 3)
Musiki eserlerine ilişkin düzenleme oldukça sade bir dille kaleme alınmıştır:
Madde 3 – Musiki eserleri, her nevi sözlü ve sözsüz bestelerdir.
Kanun koyucu burada kasıtlı olarak geniş bir tanım tercih etmiştir; herhangi bir tür, tarz veya enstrümantasyon sınırlaması getirilmemiştir. Bir marş, bir opera, bir pop şarkısı veya enstrümantal bir film müziği; hususiyet taşıdığı sürece Madde 3 kapsamında korunur. Uygulamada, bir şarkının sözleri (güfte) FSEK Madde 2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri; ezgisi (beste) ise Madde 3 kapsamında musiki eseri olarak ayrı ayrı değerlendirilir ve genellikle iki farklı eser sahibine (güfteci-besteci) aittir.
2.3. Güzel Sanat Eserleri (Madde 4)
Güzel sanat eserleri, 4110 sayılı Kanun'la 7 Haziran 1995 tarihinde değiştirilerek bugünkü, oldukça ayrıntılı hâlini almıştır:
Madde 4 – Güzel sanat eserleri, estetik değere sahip olan; 1. Yağlı ve suluboya tablolar; her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler, kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş, ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler, kaligrafi, serigrafi, 2. Heykeller, kabartmalar ve oymalar, 3. Mimarlık eserleri, 4. El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları, 5. Fotoğrafik eserler ve slaytlar, 6. Grafik eserler, 7. Karikatür eserleri, 8. Her türlü tiplemelerdir.
Maddenin devamında yer alan önemli bir hükme göre, "krokiler, resimler, maketler, tasarımlar ve benzeri eserlerin endüstriyel model ve resim olarak kullanılması, düşünce ve sanat eserleri olmak sıfatlarını etkilemez." Bu düzenleme, tasarım hukuku (Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamındaki tasarım tescili) ile telif hukukunun kümülatif olarakuygulanabileceğini, yani bir ürünün hem tasarım tescili hem de FSEK koruması altına aynı anda girebileceğini göstermesi bakımından özellikle moda ve endüstriyel tasarım sektörleri için pratik önem taşır.
Güzel sanat eserlerinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, estetik değer şartının aranmasıdır: Madde 2/3'te sayılan teknik-bilimsel nitelikli, "bedii vasfı bulunmayan" fotoğraflar ilim ve edebiyat eseri sayılırken; estetik değere sahip fotoğrafik eserler Madde 4/5 kapsamında güzel sanat eseri olarak korunur.
2.4. Sinema Eserleri (Madde 5)
Dört temel kategorinin sonuncusu olan sinema eserleri, 4630 sayılı Kanun'la 2001 yılında değiştirilerek bugünkü hâlini almıştır:
Madde 5 – Sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.
Bu tanımın kapsamı oldukça geniştir. Kurgu filmler, belgeseller, reklam filmleri, çizgi filmler, animasyon yapımlar, dizi filmler ve TV filmleri gibi pek çok yapım türü, teknik anlamda "sinema eseri" tanımına girebilir. Ancak salt görüntülerin art arda dizilmiş olması yeterli değildir; tanımın gerektirdiği şekilde görüntülerin birbiriyle ilişkili olması, yani bir olay örgüsü, anlatı veya bütünlük sunması aranır. Bu nedenle haber bültenleri, tartışma programları veya doğrudan aktarım niteliğindeki yayınların sinema eseri sayılıp sayılmayacağı, somut olayın sinema tekniğine özgü hususiyet taşıyıp taşımadığına göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Sinema eserleri, hem eser sahipliğinin belirlenmesi hem de -ileride ayrıntılı olarak göreceğimiz üzere- koruma süresinin tarihsel gelişimi bakımından FSEK'in en çok tartışılan ve en fazla içtihat üretilen alanlarından biridir. Bu nedenle 5. bölümde bu kategoriyi ayrı bir örnek olay incelemesi olarak ele alacağız.
2.5. Madde 6: İşlenme ve Derleme Eserler
FSEK Madde 1-5'in hemen ardından yer alan Madde 6, teknik olarak dörtlü kategorinin dışında sayılmakla birlikte, uygulamada bu kategorilerle o denli iç içe geçmiştir ki kısaca değinilmesi isabetli olur. Maddeye göre işlenme, "diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan" ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat ürünüdür; çeviriler, bir roman veya hikâyenin sahneye ya da sinemaya uyarlanması, derlemeler ve belirli veri tabanları kanunda işlenmeye örnek olarak sayılmıştır. İşlenme eserler, yukarıda 4.5. başlığında açıklandığı üzere, yararlanılan asıl eserden bağımsız bir koruma süresine sahiptir. Sinema eserleri bakımından bu husus özel bir önem taşır; zira senaryo çoğu zaman bir romanın, hikâyenin veya tiyatro oyununun işlenmesi niteliğinde olduğundan, somut bir uyuşmazlıkta Madde 5 ile Madde 6 hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
3. Eser Sahipliğinin Doğumu ve Sinema Eserlerinde Özellik Arz Eden Durum
3.1. Tescilsiz Koruma İlkesi
FSEK sisteminde telif hakkı, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden doğar; herhangi bir tescil, başvuru veya idari onay şartına bağlı değildir. Eser sahibinin FSEK kapsamında hak sahibi sayılması için herhangi bir tescile ihtiyaç yoktur. Bu ilke, Türkiye'nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi'nin "formalitesizlik" (no formalities) prensibiyle de uyumludur.
Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde yürütülen kayıt-tescil işlemleri (FSEK Madde 13 ve Fikir ve Sanat Eserlerinin Kayıt ve Tescili Hakkında Yönetmelik) ise kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir; yalnızca hak sahipliğinin ispatını kolaylaştırma ve mali hakların takibini sağlama amacı taşır. Sinema ve müzik eserlerinin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcılar için bu kayıt zorunlu tutulmuş olsa da, zorunlu kayıt-tescilin yapılmamış olması, eser üzerindeki telif hakkının doğmasına engel değildir; yalnızca ispat kolaylığından mahrum kalınmasına ve -sinema filmlerinin ticari gösterimi bakımından- idari süreçlerde aksaklık yaşanmasına yol açabilir.
3.2. Sinema Eserlerinde Birlikte Eser Sahipliği (Madde 8/3)
Eser sahipliğine ilişkin genel kural, FSEK Madde 8/1'de "bir eserin sahibi, onu meydana getirendir" şeklinde ifade edilir. Sinema eserleri bakımından ise kanun, eserin ortaya çıkışındaki kolektif emeği dikkate alarak özel bir düzenleme getirmiştir:
Madde 8/3 – Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde, animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır.
Bu düzenleme uyarınca bir sinema eserinin eser sahipleri; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarıdır (animasyon filmlerde bunlara animatör de eklenir). Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, yapımcının bu listede yer almamasıdır: yapımcı, eser sahibi değil; sinema eserinin ilk tespitini gerçekleştiren kişi sıfatıyla FSEK Madde 80 vd. hükümleri uyarınca bağlantılı (komşu) hak sahibidir. Yapımcı, filmin ticari olarak işletilmesi için gerekli mali hakları ancak eser sahipleriyle yapacağı yazılı sözleşmeler yoluyla (FSEK Madde 52) devralabilir.
Bu düzenlemenin bugünkü hâlini alması uzun bir tarihsel süreç sonucunda gerçekleşmiştir; bu süreç, aynı zamanda koruma süresi kurallarının da nasıl değiştiğini gösteren mükemmel bir örnek olay teşkil ettiğinden, 5. bölümde ayrıca ele alınacaktır.
4. Telif Hakkının Koruma Süresi
Yazımızın asıl odak noktası olan koruma süresi, FSEK'in "Koruma Müddeti" başlıklı bölümünde, esas olarak Madde 26 ve 27'de düzenlenmiştir.
4.1. Madde 27
FSEK Madde 26, mali hakların süreyle sınırlı olduğu genel ilkesini koyar:
Madde 26 – Eser sahibine tanınan mali haklar zamanla mukayyettir. 46 ve 47 nci maddelerdeki haller dışında koruma süresinin bitiminden sonra herkes, eser sahibine tanınan mali haklardan faydalanabilir. Bir eserin aslı veya işlenmeleri için tanınan koruma süreleri birbirine tabi değildir.
Koruma süresinin somut hesabı ise, 7 Haziran 1995 tarihli ve 4110 sayılı Kanun'la değiştirilen ve 21 Şubat 2001 tarihli 4630 sayılı Kanun'la tamamlanan Madde 27'de yer alır:
Madde 27 – Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl geçmekle son bulur. Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıldır.
Bu düzenleme, uluslararası standartla (Bern Sözleşmesi'nin öngördüğü asgari yaşam+50 yıl süresinin üzerinde, Avrupa Birliği normlarıyla uyumlu yaşam+70 yıl) tam uyum içindedir. Sürenin hesaplanmasında pratik bir kural da unutulmamalıdır: FSEK Madde 26/son fıkrasına göre, ölümden başlayan sürelerin hesabında, eser sahibinin öldüğü seneyi takip eden yılın ilk günü başlangıç tarihi olarak kabul edilir; yani süre, ölüm tarihinin kendisinden değil, o yılın bitiminden itibaren işlemeye başlar.
4.2. Birden Fazla Eser Sahibi Bulunması Hâli
Madde 27/2'de açıkça düzenlendiği üzere, bir eserin birden fazla sahibi bulunması hâlinde (müşterek eser veya iştirak hâlinde meydana getirilen eser fark etmeksizin) koruma süresi, eser sahiplerinden hayatta kalan sonuncusunun ölümünden itibaren 70 yıl olarak hesaplanır. Bu kural, özellikle birden fazla eser sahibinin bulunduğu sinema eserleri (yönetmen, senaryo yazarı, özgün müzik bestecisi, diyalog yazarı, gerekirse animatör) bakımından büyük pratik önem taşır: eserin koruma süresi, bu kişilerden en uzun yaşayanının ölüm tarihine göre belirlenir.
4.3. Tüzel Kişi Eser Sahipliği, Anonim ve Müstear Eserler
Kanun, gerçek kişi olmayan veya kimliği bilinmeyen eser sahipleri için farklı bir başlangıç noktası öngörmüştür:
İlk eser sahibinin tüzel kişi olması hâlinde koruma süresi, eserin aleniyet (kamuya sunulma) tarihinden itibaren 70 yıldır. Aleniyet tarihinin belirlenmesinde FSEK Madde 7 hükümleri esas alınır.
Anonim veya müstear (takma) adla yayımlanmış eserlerde, eser sahibinin gerçek kimliği belli olmadığından koruma süresi yine aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl olarak işler. Ancak eser sahibi, bu süre dolmadan önce kimliğini açıklarsa, genel kurala dönülür ve koruma süresi onun ölümünden itibaren 70 yıl olarak yeniden hesaplanır.
Aşağıdaki tablo, koruma süresine ilişkin temel senaryoları özetlemektedir:
DurumSürenin BaşlangıcıSüreTek gerçek kişi eser sahibiEser sahibinin ölümüÖlümü takip eden yıl başından itibaren 70 yılBirden fazla eser sahibiSon sağ kalan eser sahibinin ölümüÖlümü takip eden yıl başından itibaren 70 yılİlk eser sahibi tüzel kişiAleniyet tarihiAleniyet yılını takip eden yıldan itibaren 70 yılAnonim / müstear eser (kimlik açıklanmazsa)Aleniyet tarihiAleniyet yılını takip eden yıldan itibaren 70 yılAnonim eser – sahip süresinde kimliğini açıklarsaEser sahibinin ölümüGenel kurala dönülür (ölümden itibaren 70 yıl)Sinema eseri (12.06.1995 sonrası, genel kural)Son sağ kalan eser sahibinin (yönetmen/senarist/bestekâr/diyalog yazarı/animatör) ölümüÖlümden itibaren 70 yılBağlantılı haklar (icracı sanatçı, yapımcı, yayın kuruluşu)İlk tespit / ilk yayın tarihi70 yıl
4.4. Koruma Süresi Neyi Kapsar? Mali ve Manevi Haklar Ayrımı
Koruma süresine ilişkin yukarıda açıklanan kurallar, yalnızca mali haklar içindir. FSEK Madde 26'nın açık ifadesiyle süreyle sınırlı olan, eser sahibine tanınan mali haklardır. Kanun, mali hakları sınırlı sayı ilkesiyle şu başlıklar altında düzenlemiştir: işleme hakkı (Madde 21), çoğaltma hakkı (Madde 22), yayma hakkı (Madde 23), temsil hakkı (Madde 24) ve işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (Madde 25). Bunlara, güzel sanat eserlerinin belirli el değiştirmelerinde eser sahibine tanınan pay ve takip hakkı (Madde 45) da eklenebilir. Koruma süresi dolduğunda sona eren, işte bu mali haklardır; süre bittikten sonra herkes eseri serbestçe çoğaltabilir, yayabilir, işleyebilir veya kamuya iletebilir.
Buna karşılık, eser sahibinin kişilik haklarıyla iç içe geçmiş manevi haklar -eseri kamuya sunma yetkisi (Madde 14), adının belirtilmesini isteme yetkisi (Madde 15), eserde değişiklik yapılmasını men etme yetkisi (Madde 16) ve eserin aslına zarar verecek davranışlara karşı malik ile zilyede yöneltilebilecek haklar (Madde 17)- doktrinde koruma süresinin bitiminden sonra da belirli ölçüde varlığını sürdürebileceği kabul edilen haklardandır. Nitekim FSEK Madde 19, eser sahibinin ölümünden sonra bu manevi hakları kullanma yetkisini önce eser sahibinin bu konuda yetkilendirdiği kişiye, o yoksa sırasıyla sağ kalan eşine, çocuklarına, mansup mirasçılarına, ana-babasına veya kardeşlerine ve nihayet -kimse kalmaması hâlinde- Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tanımaktadır. Bu düzenleme, manevi hakların salt mali haklarla birlikte, aynı anda sona ermediğinin açık bir göstergesidir.
4.5. İşlenme ve Derleme Eserlerde Bağımsız Süre İlkesi
FSEK Madde 26/2'de yer alan "bir eserin aslı veya işlenmeleri için tanınan koruma süreleri birbirine tabi değildir" hükmü, uygulamada sıkça gözden kaçırılan fakat önemli bir ilkedir. Örneğin bir romanın koruma süresi dolmuş (kamu malı hâline gelmiş) olsa bile, o romandan hareketle hazırlanan bir sinema senaryosu, işleyenin hususiyetini taşıdığı ölçüde kendi bağımsız koruma süresine sahip olacaktır. Bu ilke, ileride inceleyeceğimiz "Selvi Boylum, Al Yazmalım" kararında da önemli bir tartışma noktası olmuştur.
4.6. Koruma Süresi Sona Erdiğinde Kamu Malı Statüsü
Koruma süresinin dolmasıyla birlikte eser, FSEK Madde 26 uyarınca kamu malı (public domain) hâline gelir; bu andan itibaren herkes, eser sahibine tanınmış olan mali haklardan -kural olarak- serbestçe yararlanabilir, eseri çoğaltabilir, yayabilir veya işleyebilir. Bunun yanında kanun, istisnai bir yetki olarak Madde 47'de, koruma süresi henüz dolmamış olsa dahi belirli şartların varlığı hâlinde bir eserin Cumhurbaşkanı kararıyla kamuya mal edilebilmesine imkân tanımaktadır. Ayrıca Madde 46, kamu kütüphaneleri, müzeler ve benzeri kurumlarda saklı bulunan, henüz yayımlanmamış veya alenileşmemiş eserlerin -mali haklara ilişkin koruma süresinin dolmuş olması kaydıyla- bulundukları kamu kurum ve kuruluşuna ait olacağını düzenlemektedir. Bir eserin kamu malı hâline gelmiş olması, yukarıda 4.4'te açıklandığı üzere, eser sahibinin manevi haklarını -özellikle adının belirtilmesi hakkını- tamamen ortadan kaldırmadığından, kamu malı bir eserden yararlanırken dahi eser sahibinin adının belirtilmesine özen gösterilmesi tavsiye edilir.
5. Sinema Eserlerinde Koruma Süresinin Tarihsel Gelişimi
Koruma süresi kurallarının zaman içinde nasıl değiştiğini somut biçimde görebilmek için, sinema eserlerinin geçirdiği üç aşamalı dönüşüm son derece öğreticidir.
5.1. 1951-1995: Yapımcı Merkezli Sistem ve 20 Yıllık Koruma
FSEK'in 1 Ocak 1952'de yürürlüğe giren ilk hâlinde, sinema eserinin sahibi "eseri imal ettiren", yani yapımcı olarak kabul edilmişti. Aynı dönemde yürürlükte olan (bugün mülga) Madde 29 uyarınca, sinema eserleri -el işleri, küçük sanat eserleri ve fotoğraflarla birlikte- aleniyet tarihinden itibaren yalnızca 20 yıl süreyle korunuyordu. Bu, dönemin diğer eser kategorilerine (yaşam boyu + belirli bir süre) kıyasla oldukça kısa bir koruma süresiydi.
5.2. 1995 (4110 Sayılı Kanun): Eser Sahipliğinin Yaratıcılara Geçişi
7 Haziran 1995'te kabul edilip 12 Haziran 1995'te yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun, sinema eserleri rejiminde köklü bir değişiklik yaptı:
Madde 8 değiştirilerek, sinema eserinin eser sahipliği yapımcıdan alınıp yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına verildi. Yapımcı bu tarihten itibaren eser sahibi değil, mali hakları ancak eser sahipleriyle yapacağı sözleşmelerle kullanabilecek bir taraf hâline geldi.
Aynı kanunla Madde 29'da yapılan değişiklikle sinema eserleri için koruma süresi, aleniyet tarihinden itibaren 20 yıldan 70 yıla çıkarıldı.
Yine bu kanunla FSEK Madde 80, 81 ve 82'de yapılan değişikliklerle icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşları ilk kez bağlantılı (komşu) hak sahibi olarak tanınmış oldu.
5.3. 2001 (4630 Sayılı Kanun): Diyalog Yazarı, Animatör ve Genel Kurala Geçiş
21 Şubat 2001'de kabul edilip 3 Mart 2001'de yürürlüğe giren 4630 sayılı Kanun ile sistem bugünkü hâlini aldı:
Madde 8/3'e diyalog yazarı eklendi; canlandırma (animasyon) teknikli filmlerde ise animatör de eser sahipleri arasına dâhil edildi.
Sinema eserlerine özgü koruma süresi hükmünü içeren eski Madde 29 tamamen yürürlükten kaldırıldı; bunun sonucunda sinema eserleri de -tıpkı diğer eser kategorileri gibi- genel kural olan Madde 27'ye (eser sahiplerinden son sağ kalanın ölümünden itibaren 70 yıl) tabi hâle geldi. Böylece aleniyet esaslı 70 yıllık özel süre, yerini yaşam+70 yıl esaslı genel kurala bıraktı.
Kanuna eklenen Ek Madde 2 ile geçiş dönemine ilişkin özel hükümler getirildi. Bu hükme göre, sinema eserlerindeki yeni eser sahipliği kuralları (yönetmen/senarist/bestekâr/diyalog yazarı/animatörün birlikte eser sahipliği) yalnızca 12 Haziran 1995 tarihinden sonra yapımına başlanan veya alenileşen eserlere uygulanacaktır. Bu tarihten önce çekilmiş filmlerde eser sahibi, dönemin kuralı gereği hâlâ yapımcı olarak kabul edilmektedir.
5.4. Geçiş Dönemi Sorunları ve Doktrindeki Tartışma
12 Haziran 1995 öncesi yapımı tamamlanmış filmlerin koruma süresi konusunda doktrin ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Ek Madde 2'nin lafzına sıkı sıkıya bağlı bir yorum, bu tarihten önceki filmler için hâlâ eski 20 yıllık sürenin (ve yapımcının tek eser sahipliğinin) geçerli olduğunu savunurken; bazı Yargıtay kararlarında mahkemenin, başlangıçtaki 20 yıllık sürenin dolup dolmadığına bakılmaksızın, uzatılmış 70 yıllık koruma süresinin bu eski tarihli eserlere de uygulanması gerektiği yönünde değerlendirmeler yaptığı görülmektedir. Bu tartışma, özellikle 1990'lı yılların ortasından önce çekilmiş -çoğu Yeşilçam dönemine ait- filmlerin bugün hâlâ koruma altında olup olmadığının tespitinde, somut olayın koşullarına göre dikkatli bir hukuki analiz yapılmasını gerekli kılmaktadır.
6. Yargıtay Uygulamasından Örnekler
6.1. "Selvi Boylum, Al Yazmalım" Kararı (Yargıtay 11. HD, 24.05.2022, E. 2020/8509, K. 2022/3996)
Yukarıda anlatılan geçiş dönemi sorunlarının yargıya nasıl yansıdığını gösteren en somut örneklerden biri, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 1977 yapımı "Selvi Boylum, Al Yazmalım" filmiyle ilgili verdiği karardır.
Olayın özeti: Filmin senaristi, Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un bir eserinden esinlenerek bağımsız bir işleme eser niteliğinde kaleme aldığı senaryoda yer alan ve filmin unutulmaz repliklerinden biri hâline gelen "Sevgi emektir" ibaresinin, kendisinden hiçbir izin alınmaksızın bir bankanın reklam filminde kullanılması üzerine dava açmıştır. İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, 2 Ekim 2018 tarihli kararında; filmin 1995 öncesi çekildiğini, bu dönemde eser sahipliğinin yapımcıya ait olduğunu ve davacının mali haklarını yapımcıya usulüne uygun şekilde devretmiş olduğunu gerekçe göstererek davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi de -gerekçesini "Sevgi emektir" ibaresinin senaryodan ayrı bağımsız bir telif hakkına konu olamayacağı yönünde değiştirerek- istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bunun üzerine dosya, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi önüne gelmiştir.
Yargıtay'ın değerlendirmesi: Dosyanın temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, kararı bozmuştur. Daire, kararında öncelikle davacının senaryo yazarı sıfatıyla eser sahipliğinin tartışmasız olduğunu; asıl incelenmesi gerekenin, "Sevgi emektir" ibaresinin tek başına FSEK Madde 83 anlamında bir "eserin alameti" (eseri çağrıştıran, onunla özdeşleşmiş bir işaret) sayılıp sayılamayacağı ve bu doğrultuda izinsiz kullanımın FSEK Madde 68 uyarınca tecavüz teşkil edip etmeyeceği ya da haksız rekabet hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği olduğunu belirtmiştir. Karar ayrıca, eser sahibinin hususiyeti taşıması şartının eserin her noktasında değil, bütününde nispi bir orijinallik olarak aranması gerektiğini ve mali hakların devrinin FSEK Madde 52 uyarınca yazılı bir sözleşmeyle ve devredilen hakların açıkça belirtilmesi suretiyle yapılması gerektiğini vurgulamıştır.
Bu karar, hem "hususiyet" kavramının somut yorumu hem de sinema eserlerinde mali hak devrinin şekil şartları bakımından yol gösterici niteliktedir ve makalemizin önceki bölümlerinde açıklanan ilkelerin (Madde 1/B'deki hususiyet şartı, Madde 52'deki yazılı sözleşme zorunluluğu, Madde 83'teki eser alametleri) mahkeme önünde nasıl uygulama alanı bulduğunu somut olarak göstermektedir.
6.2. Bağlantılı Haklarda Koruma Süresi ve "Kemal Sunal" Kararı
Sinema eserlerinde rol alan icracı sanatçılar (oyuncular), FSEK Madde 80 kapsamında bağlantılı hak sahibidir ve icralarının umuma iletimi, çoğaltılması ile yayılması üzerinde mali hak talep edebilirler. Ancak icracı sanatçılara bu hakların tanınması da, tıpkı sinema eseri sahipliğinde olduğu gibi, 4110 sayılı Kanun'la 12 Haziran 1995'te gerçekleşmiştir; kanun, bu hakları yalnızca bu tarihten sonra gerçekleştirilen veya alenileşen icralar için tanımıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, kamuoyunda usta sanatçı Kemal Sunal'ın 1995 öncesi tarihli film icralarına ilişkin mali hak talebini konu alan ve bu nedenle "Kemal Sunal Kararı" olarak anılan içtihadında da, icracı sanatçıların bağlantılı hak sahipliğinin geriye yürümeyeceği; 12 Haziran 1995'ten önce gerçekleştirilmiş icralar bakımından o dönemde yürürlükte olan mevzuatın esas alınması gerektiği ilkesi teyit edilmiştir. Buna karşılık, FSEK'e eklenen Ek Madde 2 hükmü uyarınca, içinde icracı sanatçı performansı bulunan eserler bakımından koruma süresi, ilk tespit tarihinden itibaren 70 yıl olarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, yapımcıların bağlantılı hak süresi için de aynı şekilde uygulama alanı bulur.
7. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Koruma süresiyle ilgili uyuşmazlıklarda ve sözleşme müzakerelerinde aşağıdaki hususların gözden kaçırılmaması, ileride doğabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından önem taşır:
Aleniyet tarihinin ispatı kritik önem taşır. Tüzel kişi eser sahipliğinde veya anonim/müstear eserlerde koruma süresi aleniyet tarihinden başladığından, bu tarihin somut delillerle (yayın tarihi, tescil belgesi, basın kayıtları vb.) ispatlanabilmesi gerekir.
Eserin aslı ile işlenmesinin koruma süresi birbirinden bağımsızdır. Bir kitabın koruma süresinin dolmuş olması, o kitaptan uyarlanan senaryonun, çevirinin veya bestenin de kamu malı olduğu anlamına gelmez; işlenme eserin kendi bağımsız süresi ayrıca değerlendirilmelidir.
Manevi haklar ile mali haklar farklı rejimlere tabidir. Mali hakların koruma süresi dolsa dahi, eserin adının belirtilmesi ve bütünlüğünün korunması gibi manevi haklara ilişkin talepler belirli ölçüde gündeme gelebilir; bu nedenle "koruma süresi doldu, dolayısıyla eser üzerinde hiçbir kısıtlama yok" şeklindeki genellemeler yanıltıcı olabilir.
12 Haziran 1995 öncesi yapım tarihli sinema eserlerinde ayrı bir inceleme gerekir. Bu tarihten önce çekilmiş bir filmin eser sahipliği ve koruma süresi, güncel Madde 8 ve 27 hükümlerine göre değil, Ek Madde 2'deki geçiş hükümlerine göre belirlenir; doktrindeki görüş ayrılıkları da dikkate alınarak somut olay bazında değerlendirme yapılması isabetli olur.
Mali hak devir sözleşmeleri yazılı şekilde ve hakların açıkça sayılması suretiyle yapılmalıdır. FSEK Madde 52 uyarınca, hangi mali hakların, hangi kapsamda (süre, yer, kullanım biçimi) devredildiği sözleşmede açıkça belirtilmemişse, devrin geçerliliği tartışmalı hâle gelebilir; "Selvi Boylum, Al Yazmalım" kararı bu hususun somut bir uygulamasıdır.
Sinema eserlerinde zorunlu kayıt-tescil ile telif korumasının doğumu birbirinden farklı kurumlardır. Kayıt-tescilin yapılmamış olması eseri korumasız bırakmaz; ancak film yapımcıları bakımından bu işlemin ihmal edilmesi, gösterim ve ticari dolaşım süreçlerinde idari sorunlara yol açabilir.
Yabancı eserlerde karşılıklılık ilkesi gözetilmelidir. Türkiye'nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi çerçevesinde, yabancı menşeli eserler de FSEK'in öngördüğü koruma süresinden yararlanır; ancak koruma süresinin başlangıç anı ve ispatı bakımından eserin menşe ülkesindeki mevzuat da göz önünde bulundurulmalıdır.
Eser sahipliğini ve aleniyet tarihini gösteren belgeler saklanmalıdır. İlerideki bir uyuşmazlıkta veya koruma süresinin sona erip ermediğinin tespitinde, senaryo taslakları, yapım sözleşmeleri, yayın/gösterim tarihini gösteren belgeler ve kayıt-tescil evrakı gibi dokümanlar ispat açısından belirleyici rol oynayabilir; bu belgelerin sistemli biçimde arşivlenmesi ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda büyük kolaylık sağlar.
8.Sonuç
FSEK'in ilk beş maddesi, Türk telif hukukunun iskeletini oluşturur: Madde 1, 1/A ve 1/B kanunun amacını, kapsamını ve temel kavramlarını (eser, eser sahibi, hususiyet) tanımlarken; Madde 2'den 5'e kadar olan hükümler, korunacak eser türlerini -ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanat ve sinema eserleri olarak- sınırlı sayı ilkesiyle belirler. Bu tanımlar üzerine inşa edilen koruma süresi rejimi ise, Madde 26 ve 27'de somutlaşan "yaşam boyu + ölümden itibaren 70 yıl" genel kuralı ile tüzel kişi, anonim ve müstear eserlere ilişkin özel başlangıç noktalarından oluşur. Sinema eserlerinin 1951'den bugüne geçirdiği dönüşüm -yapımcı merkezli 20 yıllık korumadan, çok yaratıcılı 70 yıllık genel rejime uzanan süreç- bu kuralların pratikte ne denli katmanlı sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne sermektedir. "Selvi Boylum, Al Yazmalım" kararı başta olmak üzere Yargıtay içtihadı, bu katmanlı yapının somut uyuşmazlıklarda nasıl yorumlandığını göstermesi bakımından yol göstericidir.
Sinema eseri, kitap, müzik, yazılım veya görsel sanat eseri gibi fikri ürünlerin telif hakları kapsamında korunması, eser sahipliği ve koruma süresi uyuşmazlıklarının çözümlenmesi, mali hak devir sözleşmelerinin FSEK Madde 52'ye uygun şekilde hazırlanması ve olası tecavüz hâllerinde hukuki yolların doğru şekilde yürütülmesi, alanında uzman bir fikri mülkiyet avukatından destek alınmasını gerektiren, teknik ve güncel içtihadın yakından takip edilmesini zorunlu kılan konulardır.
Sıkça Sorulan Sorular
Telif hakkı koruma süresi ne kadardır?
Genel kural, eser sahibinin yaşadığı süre boyunca ve ölümünden itibaren 70 yıldır (FSEK m.27). Birden fazla eser sahibi varsa süre, son sağ kalanın ölümünden itibaren 70 yıl olarak hesaplanır.
Eser sahibi öldükten sonra telif hakları kime geçer?
Mali haklar, miras yoluyla kanuni veya atanmış mirasçılara geçer ve koruma süresinin sonuna kadar mirasçılar tarafından kullanılabilir; süre dolduğunda eser kamu malı hâline gelir.
Bir eserin FSEK'e göre eser sayılması için hangi şartlar aranır? Eserin, FSEK Madde 1/B ve 2-5. maddelerde sayılan dört kategoriden (ilim-edebiyat, musiki, güzel sanat, sinema) birine girmesi ve sahibinin hususiyetini (kişisel, özgün niteliğini) taşıması gerekir.
Sinema eserlerinde koruma süresi nasıl hesaplanır?
12 Haziran 1995'ten sonra yapımına başlanan veya alenileşen filmlerde genel kural (eser sahiplerinden son sağ kalanın ölümünden itibaren 70 yıl) uygulanır. Bu tarihten önceki filmlerde ise Ek Madde 2'deki geçiş hükümleri ve o dönemin mevzuatı dikkate alınır.
Koruma süresi dolan bir eser serbestçe kullanılabilir mi?
Evet; FSEK Madde 26 uyarınca koruma süresinin bitiminden sonra herkes, eser sahibine tanınan mali haklardan (çoğaltma, yayma, temsil, işleme, umuma iletim) serbestçe faydalanabilir. Ancak eserin adının belirtilmesi gibi bazı manevi hak talepleri gündeme gelebilir.
Eserin tescil edilmesi koruma süresini veya korumanın başlamasını etkiler mi?
Hayır. Telif hakkı, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden doğar; tescil kurucu değil, ispat kolaylığı sağlayan açıklayıcı bir işlemdir. Sinema ve müzik eseri yapımcıları için öngörülen zorunlu kayıt-tescil de bu ilkeyi değiştirmez.
Eser sahibinin mali hakları ile manevi hakları arasındaki fark nedir?
Mali haklar (işleme, çoğaltma, yayma, temsil, umuma iletim) ekonomik nitelikte olup süreyle sınırlıdır, miras yoluyla intikal eder ve sözleşmeyle devredilebilir. Manevi haklar (kamuya sunma, adın belirtilmesi, değişikliğe itiraz, malik ve zilyede karşı haklar) ise eser sahibinin kişiliğine sıkı sıkıya bağlıdır, devredilemez -yalnızca kullanım yetkisi verilebilir- ve koruma süresi dolduktan sonra da belirli ölçüde varlığını sürdürebilir.
Yabancı bir eserin Türkiye'de koruma süresi nasıl belirlenir? Türkiye'nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi uyarınca yabancı menşeli eserler de FSEK'in öngördüğü koruma süresinden yararlanır. Uygulamada, karşılıklılık ilkesi ile eserin menşe ülkesindeki koruma süresi birlikte değerlendirilerek somut sürenin tespiti yoluna gidilir; bu nedenle yabancı eserlere ilişkin uyuşmazlıklarda uluslararası özel hukuk boyutunun da dikkate alınması gerekir.
Bu sayfada yer alan tüm içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacıyla sunulmakta olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz ve avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz; her somut olayın kendi koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gerektiğinden, burada yer alan bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğabilecek sonuçlar bakımından sorumluluk kabul edilmez. Aynı zamanda bu web sitesindeki tüm metin, görsel ve içerikler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmakta olup, izinsiz kopyalanması, çoğaltılması veya kullanılması yasaktır; aksi kullanım halinde hukuki ve cezai yollara başvurma hakkı saklıdır.
