Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Mali Hakların Devri ve Lisans Sözleşmeleri

1. Giriş
1.1. Eser Kavramı ve Kurucu Unsurları
Fikir ve sanat eserleri, insan yaratıcılığının ve zekasının somutlaşmış ürünleri olarak toplumsal ve ekonomik hayatın en dinamik unsurlarından birini oluşturmaktadır. Türk hukuk sisteminde bu eserlerin korunması, devredilmesi ve hukuki işlemlere konu edilmesi, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile düzenlenmiştir. Bir fikri ürünün bu kanun kapsamında hukuki korumadan yararlanabilmesi ve her şeyden önemlisi mali hakların devrine konu edilebilmesi için öncelikle eser niteliğine sahip olması gerekmektedir. Kanunun birinci maddesinde yapılan tanıma göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserlerinden biri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere, bir fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için kümülatif olarak gerçekleşmesi gereken iki kurucu unsur bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi subjektif nitelikteki sahibinin hususiyetini taşıma unsurudur. Hususiyet kavramı, eserin yaratıcısının kişisel imzasını, özgünlüğünü, entelektüel yaratıcılığını ve fikri emeğini ürüne yansıtma derecesini ifade etmektedir. Bir fikri ürünün sadece teknik bir becerinin, sıradan bir çalışmanın veya rutin bir faaliyetin sonucu olmaması, arkasında sahibinin özgün yaratıcı gücünün bulunması aranır.
Hususiyet kriteri, çok yüksek bir sanatsal değer veya üstün bir deha ürünü olmayı gerektirmemektedir, sadece yaratıcısının kişisel tercihlerini ve estetik anlayışını yansıtması yeterlidir.
İkinci unsur ise objektif nitelikteki kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olma unsurudur. Kanun koyucu, fikir ve sanat eserlerini dört ana kategori altında sınırlı sayıda düzenlemiştir. Bunlar ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanatlar eserleri ve sinema eserleridir. Bir fikri ürün ne kadar özgün veya yaratıcı olursa olsun, eğer bu dört gruptan birine dahil edilemiyorsa Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser olarak korunması ve bu kanuna özgü mali hak devri hükümlerine tabi olması mümkün değildir. Eser korumasının başlaması için herhangi bir resmi tescil, patent veya marka tescili gibi idari bir prosedürün tamamlanmasına gerek bulunmamaktadır. Koruma, eserin üçüncü kişilerin algılayabileceği şekilde dış dünyaya yansıması, yani vücut bulması ile birlikte kendiliğinden başlar.
1.2. Eser Sahipliğinin Belirlenmesi ve Sınırlamalar
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 8. maddesi uyarınca eser sahibi, eseri meydana getiren gerçek kişidir. Türk telif hukukunda, Anglo Sakson hukuk sistemindeki ücret karşılığı yaptırılan eserin sahibinin işveren olması kuralı geçerli değildir. Eseri meydana getiren gerçek kişi, eserin yegane ve asli sahibi olarak kabul edilmektedir. Bir iş sözleşmesi kapsamında veya kamu görevinin yerine getirilmesi sırasında üretilen eserlerde dahi, aksi yönde bir sözleşme veya kanun hükmü bulunmadıkça, eseri meydana getiren çalışan eser sahibi olarak kabul edilmeye devam eder. Tüzel kişilerin asli eser sahibi olması kural olarak mümkün değildir çünkü yaratıcı fikri faaliyet sadece gerçek kişiler tarafından gerçekleştirilebilir.
Kanun koyucu, eser sahibinin haklarını korumak ve hukuki güvenliği sağlamak amacıyla bazı karineler öngörmüştür. Kanunun on birinci maddesi uyarınca, yayımlanan eser nüshalarında veya güzel sanat eserlerinin asıllarında eser sahibi olarak adını veya müstear adını belirten kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. Benzer şekilde, umumi yerlerde verilen konferanslarda veya radyo ve televizyon yayınlarında mutat şekilde adı açıklanan kişiler de eser sahibi kabul edilir. Bu karineler, eser sahibinin haklarının ihlal edilmesi durumunda açılacak davalarda ispat yükünü kolaylaştırıcı bir işlev görür. Sinema eserlerinde ise özel bir sahiplik rejimi öngörülmüştür. Kanunun sekizinci maddesinin ikinci fıkrasına göre, sinema eserlerinde yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde ise animatör de eserin birlikte sahipleri arasında sayılmaktadır.
1.3. Eser Sahibinin Haklarının İkili Yapısı
Eser sahibinin eseri üzerindeki hakları, nitelikleri ve hukuki rejimleri birbirinden tamamen farklı olan iki temel gruptan oluşmaktadır. Bunlar manevi haklar ve mali haklardır. Manevi haklar, eser sahibi ile eseri arasındaki fikri, şahsi ve manevi bağı koruyan, doğrudan doğruya eser sahibinin kişiliğine sıkı sıkıya bağlı haklardır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda manevi haklar eseri umuma arz yetkisi, adın belirtilmesi salahiyeti, eserde değişiklik yapılmasını menetmek ve eser sahibinin malik ve zilyede karşı hakları olarak sınırlı bir şekilde düzenlenmiştir. Manevi hakların en belirgin özelliği, bu hakların sağlararası hukuki işlemlerle başkalarına devredilemez oluşudur. Eser sahibi ölse dahi manevi haklar mirasçılara devredilemez, sadece bu hakların kullanım yetkisi mirasçılar veya vasiyeti tenfiz memuru tarafından üstlenilebilir. Eser sahibinin sağlığında manevi hakların kullanım yetkisini bir başkasına bırakması mümkündür ancak hakkın mülkiyetinin kendisi her zaman eser sahibinde kalmaktadır.
Buna karşılık, mali haklar ise eserin ekonomik değerinden, ticari getirilerinden ve maddi semerelerinden yararlanma yetkisini içerir. Mali haklar, manevi hakların aksine miras yoluyla intikale elverişli olduğu gibi, sağlararası hukuki işlemlerle tamamen veya kısmen başkalarına devredilebilir veya lisans sözleşmelerine konu edilebilir. Entelektüel mülkiyet teorisinde bu durum, eserin fikirsel boyutu ile ticari boyutu arasındaki ayrımı netleştirmektedir. Eser sahibi, eserin manevi bağını korurken, onun piyasa koşullarında ekonomik bir değer olarak dolaşıma girmesini sağlar.
2. Mali Hakların Kapsamı ve Türleri
2.1. Sınırlı Sayı İlkesi ve Hakların Bağımsızlığı Karakteri
Mali haklar, kanun koyucu tarafından sınırlı sayı ilkesine tabi olarak belirlenmiştir. Bu ilkenin sonucu olarak, kanunda sayılanlar dışında yeni bir mali hak türü yaratılması veya tarafların kendi aralarında yapacakları sözleşmelerle kanunda düzenlenmemiş bir mali hak ihdas etmeleri hukuken mümkün değildir. Mali haklar mutlak hak niteliğinde olup, herkese karşı ileri sürülebilir ve ihlal durumunda tecavüzün önlenmesi, durdurulması veya tazminat davalarına konu edilebilir. Mali hakların en önemli yapısal özelliklerinden biri hakların bağımsızlığı prensibidir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 20. maddesinde açıkça düzenlendiği üzere, mali haklar birbirine bağlı değildir. Bir mali hak üzerindeki tasarruf veya kullanım yetkisinin devri, diğer mali hakların hukuki durumunu etkilemez. Örneğin, bir eserin çoğaltma hakkının devredilmiş olması, o eserin temsil hakkının veya umuma iletim hakkının da devredildiği anlamına gelmemektedir. Her bir mali hak, tamamen bağımsız hukuki işlemlerin ve sözleşmelerin konusunu oluşturabilir.
2.2. İşleme Hakkı
İşleme hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hak, diğer bir eserden istifade etmek suretiyle, o esere nispetle müstakil olmayan ancak yeni bir fikri yaratıcılık içeren bir eserin meydana getirilmesi yetkisidir. Romanın sinema filmine uyarlanması, bir müzik parçasının aranje edilmesi, bir yabancı dildeki kitabın başka bir dile tercüme edilmesi işleme hakkının klasik örnekleridir. Bir eserin işlenebilmesi için asıl eser sahibinin açık ve yazılı izninin bulunması geçerlilik şartıdır. İzin alınmaksızın meydana getirilen işleme eserler de kendi içinde bir korumaya tabi olmakla birlikte, asıl eser sahibinin haklarını ihlal ettiği için hukuka aykırılık teşkil eder ve asıl eser sahibinin rızası olmaksızın ticari olarak kullanılamaz.
2.3. Çoğaltma Hakkı
Çoğaltma hakkı, Kanunun 22. maddesinde düzenlenmiş olup, bir eserin aslını veya kopyalarını, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak, herhangi bir şekil veya yöntemle kısmen veya tamamen artırma yetkisidir. Kitapların basılması, bir müzik kaydının dijital dosyalara kaydedilmesi, bir bilgisayar yazılımının sabit diske veya bulut sunucuya yüklenmesi çoğaltma hakkının kapsamına giren fiillerdir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital kopyalama, geçici önbelleğe alma ve internet üzerindeki her türlü veri transferi de çoğaltma hakkının kullanım biçimleri olarak kabul edilmektedir. Çoğaltma hakkı, eser sahibine eserin ticari piyasaya sunulacak fiziksel veya dijital kopyalarının miktarını ve üretim koşullarını denetleme yetkisi verir.
2.4. Yayma Hakkı ve Hakkın Tükenmesi İlkesi
Yayma hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 23.maddesinde düzenlenmiştir. Bu hak, eserin aslını veya çoğaltılmış fiziksel nüshalarını kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak suretiyle ticari tedavüle sokma yetkisini ifade eder. Yayma hakkının en önemli istisnası hakkın tükenmesi ilkesidir. Eser sahibinin izniyle piyasaya sunulan ve satışı gerçekleştirilen orijinal veya çoğaltılmış fiziksel nüshaların, ilk satıştan sonraki yeniden satışları, kiralanması veya dağıtılması artık eser sahibinin iznine tabi değildir. Ancak bu tükenme ilkesi sadece fiziksel nüshalar için geçerlidir. Dijital platformlar üzerinden satılan veya lisanslanan eserlerde, eserin internet üzerinden iletimi yayma hakkının değil, umuma iletim hakkının kapsamında kaldığı için hak tükenmez. Dijital bir dosyanın ikinci el satışı hukuken mümkün değildir.
2.5. Temsil Hakkı
Temsil hakkı, Kanunun yirmi dördüncü maddesi kapsamında, bir eserin doğrudan veya dolaylı olarak, doğrudan okuma, çalma, oynama veya gösterme gibi yöntemlerle umumi yerlerde temsil edilmesi yetkisidir. Bir tiyatro oyununun sahnelenmesi, bir müzik eserinin konser salonunda icra edilmesi temsil hakkının kullanılmasıdır. Temsil hakkı, eserin sunulduğu yerdeki kitleye doğrudan hitap eder. Temsilin yapıldığı mekandan, radyo, televizyon veya başka teknik araçlarla başka bir yere aktarılması ise temsil hakkının dolaylı kullanımını oluşturur ve bu aktarım da münhasıran eser sahibinin iznine bağlıdır. Kanun, kar amacı gütmeyen ve sadece eğitim öğretim kurumlarında yüz yüze eğitim amacıyla yapılan temsilleri, eser sahibinin adının belirtilmesi şartıyla serbest bırakmıştır.
2.6. Umuma İletim Hakkı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 25. maddesinde düzenlenen umuma iletim hakkı, eserin aslı veya çoğaltılmış nüshalarının, radyo, televizyon, uydu, kablo veya internet gibi teknik araçlarla kamuya iletilmesi ve yayınlanması yetkisidir. Bu hak, eserin aynı zamanda bireylerin seçtikleri yer ve zamanda esere erişebilmelerini sağlayan interaktif dijital iletimleri de kapsar. İnternet üzerindeki her türlü isteğe bağlı video ve müzik yayını, web sitelerinde yer alan içerikler ve bulut tabanlı erişim sistemleri bu hakkın modern uygulama alanlarıdır. Umuma iletim hakkı, eserin ilk yayını ile sınırlı olmayıp, bu yayının başka kuruluşlarca veya aynı kuruluşça yeniden yayınlanmasını da kontrol etme imkanı verir.
3. Mali Haklara İlişkin Hukuki İşlemler ve Devir
3.1. Taahhüt ve Tasarruf İşlemi Ayrımı
Mali hakların devri sürecini hukuki açıdan incelerken borçlandırıcı işlem ile tasarruf işlemi arasındaki temel farkı net olarak ortaya koymak gerekir. Borçlandırıcı işlem, taraflar arasında sadece şahsi bir borç ve talep hakkı doğuran, hak sahibinin malvarlığında doğrudan bir eksilme meydana getirmeyen hukuki işlemlerdir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında yapılan ve bir mali hakkın devredilmesini veya lisans verilmesini taahhüt eden sözleşmeler borçlandırıcı işlem niteliğindedir.
Tasarruf işlemi ise, doğrudan doğruya bir hakkın devrini, sınırlandırılmasını, değiştirilmesini veya sona erdirilmesini sağlayan, hak sahibinin malvarlığında doğrudan eksilme meydana getiren işlemlerdir. Mali hakkın devri sözleşmesi yapıldığı anda, eğer eser mevcut ise, bu devir aynı zamanda bir tasarruf işlemi niteliğindedir ve hak devralanın malvarlığına doğrudan geçer. Ancak eser henüz mevcut değilse, yapılan sözleşme sadece bir taahhüt işlemi olarak kalır çünkü var olmayan bir hak üzerinde tasarrufta bulunulması hukuken mümkün değildir.
3.2. Gelecekteki Eserlerin Devri ve Sınırları
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 48. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, henüz vücuda getirilmemiş veya tamamlanacak olan bir esere ilişkin yapılan tasarruf işlemleri kesin olarak batıldır. Bu emredici hükmün temel amacı, eser sahibinin gelecekteki yaratıcı faaliyetlerini tamamen ipotek altına almasını engellemek ve onu ekonomik olarak korumaktır. Bir yazarın, henüz yazmadığı ve konusunu bile belirlemediği gelecek eserlerinin mali haklarını peşinen bir yayınevine devretmesi yönündeki tasarruf işlemi geçersizdir. Bu durumda ancak bir taahhüt işlemi yapılabilir. Eser tamamlanıp vücut bulduktan sonra, bu taahhüde uygun olarak ayrıca bir tasarruf işleminin, yani devir sözleşmesinin yapılması zorunludur.
İleride meydana getirilecek eserler üzerindeki taahhütlerin geçerliliği ve sınırları ise Kanunun ellinci maddesinde düzenlenmiştir. Eser sahibi, gelecekte üreteceği eserlerin bütününe veya belirli bir türüne ilişkin taahhütlerde bulunabilir. Ancak bu tür uzun vadeli taahhütlerin eser sahibinin kişisel ve ekonomik özgürlüğünü kelepçeleyici bir niteliğe bürünmesini engellemek adına, kanun koyucu taraflara tek taraflı fesih imkanı tanımıştır. Kanunun ellinci maddesinin ikinci fıkrasına göre, gelecekteki tüm eserleri kapsayan taahhüt sözleşmeleri, ihbar tarihinden bir yıl sonra hüküm ifade etmek üzere feshedilebilir. Bu süre emredici olup, sözleşmeyle kısaltılması veya ortadan kaldırılması mümkün değildir.
4. Mali Hakların Devri Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları
4.1. Yazılı Şekil Şartı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 52. maddesi uyarınca, mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması şarttır. Kanunda öngörülen bu yazılı şekil şartı, bir ispat şartı olmayıp, işlemin sıhhati için öngörülmüş emredici bir geçerlilik şartıdır. Yazılı şekilde yapılmayan mali hak devir sözleşmeleri ve ruhsat sözleşmeleri hukuken kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir. Yazılı sözleşmenin varlığı, tarafların irade beyanlarının net olarak ortaya konulmasını ve ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlanmasını amaçlar. Türk Borçlar Kanununun adi yazılı şekle ilişkin hükümleri bu sözleşmeler için de geçerli olup, sözleşmenin her iki tarafça ıslak imza ile veya güvenli elektronik imza ile imzalanmış olması gerekir.
4.2. Hakların Tek Tek Belirtilmesi Esası
Mali hakların devri sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için sadece yazılı yapılmış olmaları yeterli değildir. Kanunun elli ikinci maddesinde açıkça belirtildiği üzere, devir veya lisans sözleşmesinin konusunu oluşturan hakların sözleşmede ayrı ayrı ve tek tek gösterilmesi şarttır. Bu kural telif hukukunda spesifikasyon ilkesi olarak adlandırılır. Sözleşmede devredilen hakların kapsamı, yeri, süresi ve kullanım şekli açıkça belirtilmelidir.
Uygulamada, özellikle yapımcılar ile sanatçılar arasında yapılan sözleşmelerde, eser sahibinin eser üzerindeki tüm mali haklarını süresiz ve sınırsız olarak devrettiği veya tüm haklarımı devrettim şeklinde genel ve muğlak ifadelere sıkça yer verildiği görülmektedir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun elli ikinci maddesinin emredici hükmü karşısında, bu tür genel ve belirsiz ibareler tamamen geçersizdir. Devredilen her bir mali hak, kanundaki adıyla (işleme, çoğaltma, yayma, temsil, umuma iletim) sözleşme metninde tek tek sayılmalıdır. Aksi takdirde, hangi hakkın devredildiği konusunda tereddüt doğacak ve bu tereddüt durumunda hakkın devredilmediği yönünde yorum yapılacaktır. Sözleşmede açıkça belirtilmeyen bir mali hakkın devredildiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
4.3. Yargıtay Kararlarında Dürüstlük Kuralı ve Şekil Şartı
Her ne kadar Kanunun 52. maddesi yazılı şekil şartını kesin bir geçerlilik şartı olarak öngörmüş olsa da, Yargıtay bazı istisnai durumlarda Türk Medeni Kanununun ikinci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerinden hareketle şekil noksanlığı savunmasını kabul etmemektedir. Eğer sözleşmenin tarafları, aralarındaki sözlü veya şekil şartına uymayan anlaşmaya güvenerek karşılıklı edimlerini tamamen ifa etmişlerse, uzun yıllar boyunca bu duruma sessiz kalmışlarsa ve taraflardan birinin ödediği telif ücreti karşılığında mali hakları fiilen kullandığı sabit ise, artık diğer tarafın sözleşme yazılı yapılmadı diyerek geçersizlik iddiasında bulunması dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde kabul edilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili hukuk daireleri, tarafların edimlerini ifa ettiği ve telif ücretinin ödendiği bu tür somut durumlarda, şekil noksanlığının ileri sürülmesini hukuken himaye etmemekte ve mali hakların devredildiğini kabul etmektedir. Ancak bu durum son derece istisnai olup, her somut olayın kendi özel şartları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
5. Devir ile Lisans Sözleşmeleri Arasındaki Farklar
5.1. Basit ve Tam Ruhsat Ayrımı
Mali hakların devri sözleşmesi ile ruhsat (lisans) sözleşmesi arasındaki en temel fark, hakkın mülkiyetinin el değiştirip değiştirmemesidir. Mali hakkın devrinde, hak eser sahibinin malvarlığından tamamen çıkar ve devralan kişinin malvarlığına dahil olur. Ruhsatta ise hak eser sahibinde kalmaya devam eder, sadece hakkın kullanım yetkisi belirli sınırlar dahilinde lisans alana bırakılır.
Kanunun 56. maddesi uyarınca ruhsatlar basit ruhsat ve tam ruhsat olmak üzere ikiye ayrılır. Basit ruhsat, mali hak sahibinin başkalarına da aynı ruhsatı vermesine engel olmayan, yani inhisari nitelikte olmayan ruhsat türünü ifade eder. Kanun veya sözleşmeden aksi açıkça anlaşılmadıkça, verilen her ruhsat basit ruhsat olarak kabul edilir. Basit ruhsatta lisans veren eser sahibi, aynı hakkı hem bizzat kendisi kullanmaya devam edebilir hem de aynı yer ve zaman dilimi için başka kişilere de basit ruhsatlar verebilir. Tam ruhsat (münhasır lisans) ise, devredilen mali hakların sadece bir tek kişiye tahsis edildiği ve inhisari nitelik taşıyan ruhsat türüdür. Tam ruhsat verilmesi durumunda, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, bizzat eser sahibi dahi o hakkı kullanamaz ve üçüncü kişilere yeni lisanslar veremez.
5.2. Hasılat Kirası ve İntifa Hakları ile İlişki
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 56. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, basit ruhsatlar hakkında borçlar hukukunun hasılat kirasına (ürün kirası) ilişkin hükümleri uygulanır. Bu durum, lisans alanın eseri işletme, semerelerinden yararlanma ve karşılığında bir kira bedeli ödeme borcu altında olduğunu gösterir. Tam ruhsatlar hakkında ise eşya hukukunun intifa hakkına ilişkin hükümleri uygulanır. Tam ruhsat sahibi, hakkı ihlal eden üçüncü kişilere karşı doğrudan dava açma yetkisine de sahip olur çünkü intifa hakkı sahibi gibi mutlak bir korumadan yararlanır.
Mali hakların devri, basit ruhsat ve tam ruhsat arasındaki temel farkları net olarak ortaya koymak amacıyla hazırlanan karşılaştırma tablosu aşağıda sunulmuştur.
6. Üçüncü Kişilere Devir ve Tekeffül Sorumluluğu
6.1. Yazılı Muvafakat Şartı
Mali hakları veya kullanma ruhsatını devralan kişilerin, bu hakları üçüncü kişilere tekrar devredebilmesi veya alt lisans verebilmesi, telif hukukunda sıkı kurallara bağlanmıştır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun kırk dokuzuncu maddesi uyarınca, eser sahibinden veya mirasçılarından mali bir hakkı veya kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan kimse, ancak bunların yazılı muvafakati ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını bir başkasına devredebilir. Bu hükmün amacı, eser sahibinin eseri üzerindeki denetimini kaybetmesini önlemek ve eserin istemediği kişilerin eline geçmesini engellemek, eserin kullanılış şekli üzerindeki kontrolünü korumaktır. Yazılı muvafakat alınmaksızın yapılan üçüncü kişi devirleri geçersizdir. Ancak, ilk devir sözleşmesinde devralan bu hakları üçüncü kişilere serbestçe devredebilir veya alt lisans verebilir şeklinde açık bir hüküm yer alıyorsa, sonradan ayrıca bir yazılı onay alınmasına gerek kalmaksızın devir gerçekleştirilebilir.
6.2. Tekeffül Sorumluluğu ve Sonuçları
Mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kişi, iktisap edene karşı hakkın mevcudiyetini garanti etmekle yükümlüdür. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun elli üçüncü maddesi uyarınca, devredenin bu sorumluluğu Borçlar Kanununun alacağın devrinde satıcının tekeffül sorumluluğuna ilişkin yüz altmış dokuz ve yüz yetmiş birinci maddeleri hükümlerine tabidir. Eğer devredilen mali hak aslında mevcut değilse veya devreden kişinin o hak üzerinde tasarruf etme yetkisi bulunmuyorsa, devralan kişiye karşı tazminat ödemekle yükümlü olur. Bu tekeffül sorumluluğu kusursuz sorumluluk esasına dayanmakta olup, devredenin haklı veya haksız fiillerden ve sebepsiz zenginleşmeden doğan diğer sorumlulukları da saklıdır.
Özellikle eserin usulsüz şekilde gerçek hak sahibi dışında bir kişi üzerine tescil edilmesi durumunda, gerçek hak sahibi Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açarak usulsüz tescil içeren eser işletme belgesinin iptali ile hakkın tespitini talep edebilir. Bu tür durumlarda, usulsüz tescile dayanarak üçüncü kişilere devir yapan kişilerin tekeffül sorumluluğu doğrudan gündeme gelecektir.
7. Sözleşmeden Cayma Hakkı
7.1. Cayma Hakkının Koşulları ve Süreci
Cayma hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun elli sekizinci maddesinde düzenlenen, telif hukukuna özgü, bozucu yenilik doğuran olağanüstü bir haktır. Bu hakkın varlık sebebi, eser ile eser sahibi arasındaki maddi ve manevi bağın korunmasıdır. Eser sahibi, eserinin toplumla buluşmasını, yayımlanmasını ve bu sayede hem manevi itibar kazanmayı hem de telif geliri elde etmeyi hedefler. Eğer mali hakları devralan kişi bu hakları kullanmayıp eseri atıl bırakırsa, eser sahibinin bu beklentileri boşa çıkar ve zarara uğrar. Bu nedenle kanun koyucu, devredilen hakkın kullanılmaması durumunda eser sahibine sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirme ve haklarını geri alma imkanı tanımıştır. Cayma hakkı, manevi yönü ağır basan karma nitelikli bir haktır.
Cayma hakkının kullanılabilmesi için kanunda belirlenen bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Birinci şart, taraflar arasında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunan geçerli bir eser üzerinde kurulmuş geçerli bir devir veya lisans sözleşmesinin bulunmasıdır. Geçersiz bir sözleşmeden cayılması hukuken mümkün değildir. İkinci şart, hakkı devralan veya lisans alan kişinin, sözleşme konusu hakları hiç kullanmamış veya gereği gibi kullanmamış olmasıdır. Üçüncü şart ise, bu kullanmama veya yetersiz kullanım nedeniyle eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düşmesi ve eser sahibinin zarar görmüş olmasıdır. Eser sahibi telif ücretini peşin almış olsa dahi, eserin piyasaya sunulmaması onun manevi itibarını zedeleyeceği için zarar şartı gerçekleşmiş kabul edilir.
Eser sahibi, cayma hakkını doğrudan kullanamaz. Öncelikle, hakları devralan tarafa, sözleşmeye aykırı bu durumu düzeltmesi ve hakkı kullanmaya başlaması için münasip bir süre vermekle yükümlüdür. Bu mehil verme işleminin noter marifetiyle yapılması zorunludur. Verilecek sürenin uzunluğu, işin mahiyetine ve piyasa teamüllerine uygun, ifayı mümkün kılacak makul bir süre olmalıdır. Ancak, Kanunun elli sekizinci maddesi uyarınca üç istisnai halde mehil verilmesine gerek yoktur. Bu haller şunlardır:
Hakkın kullanılması devralan için imkansız hale gelmişse.
Devralan kişi, hakkı kullanmayı bizzat ve açıkça reddediyorsa.
Süre verilmesi durumunda, eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşecek ise.
Bu durumların varlığı halinde, eser sahibi doğrudan cayma ihbarı gönderebilir. Cayma hakkının kullanılması karşılığında karşı tarafın kusurlu olması şart değildir. Ancak karşı tarafın kusuru yoksa veya eser sahibinin kusuru daha ağırsa, hakkaniyetin gerektirdiği hallerde karşı tarafa da münasip bir tazminat ödenmesi gerekebilir.
7.2. Caymaya İtiraz Davası
Cayma hakkının kullanılabilmesi için ikili bir ihtar prosedürü izlenir. İlk olarak, noter vasıtasıyla muhataba uygun süre veren bir ihtarname gönderilir. Verilen süre içinde muhatap hakları kullanmaya başlamazsa, eser sahibi noter kanalıyla göndereceği ikinci bir ihbarname ile cayma hakkını kullandığını bildirir. Bu ikinci cayma ihbarının muhataba tebliğ edildiği tarihte cayma prosedürü tamamlanmış olur ve devredilen mali haklar kendiliğinden eser sahibinin malvarlığına geri döner.
Cayma ihbarı kendisine tebliğ edilen taraf, bu cayma işleminin haksız veya geçersiz olduğunu düşünüyorsa, tebliğ tarihinden itibaren dört hafta içinde mahkemede caymaya itiraz davası açabilir. Bu dört haftalık süre emredici nitelikte bir hak düşürücü süredir. Eğer devralan taraf dört hafta içinde caymaya itiraz davası açmazsa, cayma hakkının kullanılması kesinleşir ve devralanın sözleşmeye dayanarak hak iddia etmesi veya itiraz etmesi imkanı tamamen ortadan kalkar. Dava açılması halinde ise, caymanın haklı olup olmadığı mahkeme tarafından incelenir.
8. Sözleşme Bedelinin Uyarlanması Davası
8.1. Fahiş Fark ve Uyarlama Şartları
Sözleşmeler hukukuna egemen olan en temel ilkelerden biri ahde vefa ilkesidir. Bu ilkeye göre, sözleşme kurulduktan sonra şartlar değişse bile taraflar yüklendikleri borçları aynen yerine getirmek zorundadır. Ancak bu ilkenin mutlak olarak uygulanması, bazı durumlarda adalet duygusunu incitecek ve dürüstlük kuralına aykırı sonuçlar doğuracak nitelikte olabilir. Bu gibi olağanüstü durumlarda, ahde vefa ilkesinin sınırını sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması teorisi oluşturur. Türk Borçlar Kanununun yüz otuz sekizinci maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü uyarınca, sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmaması ve edimler arasındaki dengeyi dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi halinde, borçlu mahkemeden sözleşmenin yeni şartlara uyarlanmasını talep edebilir.
Fikir ve sanat eserleri sözleşmelerinde de uyarlama davaları büyük bir öneme sahiptir. Özellikle uzun süreli yayıncılık, müzik veya sinema yapım sözleşmelerinde, sözleşmenin kurulduğu tarihte öngörülemeyen gelişmeler yaşanabilir. Örneğin, bir müzik eserinin dijital müzik platformlarının henüz var olmadığı bir dönemde sadece kaset veya CD satışı için devredildiği durumlarda, internet üzerinden yapılan dijital yayıncılıkla elde edilen devasa gelirler karşısında, eser sahibine ödenen maktu bedel fahiş bir adaletsizlik yaratabilir. Benzer şekilde, çok düşük bir telif bedeliyle devredilen bir kitabın beklenmedik bir şekilde milyonlarca satarak en çok satanlar listesine girmesi durumunda, tarafların edimleri arasındaki denge tamamen sarsılır.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun kırk sekizinci ve elli birinci maddelerinin getirdiği koruyucu felsefe ve Türk Borçlar Kanununun yüz otuz sekizinci maddesi çerçevesinde, eser sahibi edimler arasındaki fahiş farkın giderilmesi ve telif bedelinin günün ekonomik koşullarına ve eserin elde ettiği gerçek ticari başarıya uygun olarak adil bir seviyeye getirilmesi amacıyla sözleşmenin uyarlanması davası açabilir. Mahkeme, tarafların farazi iradelerini, dürüstlük kuralını ve objektif piyasa rayiçlerini göz önünde bulundurarak sözleşme bedelini adil bir oranda artırabilir.
Mali hakların ihlali halinde açılacak tazminat davalarında ise Kanunun altmış sekizinci maddesi özel bir koruma sağlamaktadır. Mali hakları izinsiz olarak ihlal edilen hak sahibi, tecavüz edenden sanki bir sözleşme yapılmış gibi rayiç bedelin üç katına kadar tazminat talep edebilir. Yargıtay kararlarında bu üç kat tazminat istemi bir medeni ceza olarak nitelendirilmektedir. Bu dava, haksız fiil tazminatlarından farklı olarak failin kusurlu olması şartına bağlı değildir ve taraflar arasında farazi bir sözleşme kurulduğu varsayıldığı için on yıllık sözleşmesel zamanaşımına tabidir.
9. Sonuç
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında düzenlenen mali hakların devri rejimi, yaratıcı emeğin korunması ile bu emeğin ekonomik olarak değerlendirilmesi arasındaki hassas dengeyi kurmayı amaçlamaktadır. Kanun koyucu, zayıf konumda bulunan eser sahibini korumak amacıyla şekil şartlarını son derece sıkı tutmuş ve her bir hakkın sözleşmede tek tek belirtilmesi zorunluluğunu getirmiştir. Bu emredici kurallara aykırı olarak hazırlanan genel ve muğlak devir sözleşmeleri kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşmaktadır.
Sözleşme uygulamalarında hukuki uyuşmazlıkların ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, devir ve lisans ilişkilerinin kurulması aşamasında şu temel hususlara azami dikkat gösterilmelidir:
Devre veya lisansa konu olan hakların her biri sözleşmede kendi kanuni isimleriyle tek tek ve açıkça yazılmalıdır. "Tüm haklarımı devrettim" gibi ifadelerden kesinlikle kaçınılmalıdır.
Gelecekte üretilecek eserler üzerinde doğrudan tasarrufi nitelikte devir işlemi yapılamayacağı unutulmamalı, sadece borçlandırıcı nitelikte taahhüt sözleşmeleri kurulmalı ve eser vücut bulduktan sonra asıl devir sözleşmesi imzalanmalıdır.
Devralınan hakların üçüncü kişilere devredilebilmesi veya alt lisans verilebilmesi için eser sahibinin yazılı muvafakatinin alınması gerektiği, bu yetkinin baştan sözleşmeyle de kararlaştırılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Mali hakları devralan veya lisans alan kişilerin, eseri atıl bırakmamaları ve makul sürede işletmeleri gerektiği, aksi takdirde eser sahibinin süre vererek sözleşmeden cayma hakkının doğacağı bilinmelidir.
Teknolojik gelişmelerin yarattığı yeni mecralar ve gelir adaletsizlikleri karşısında, tarafların edimleri arasında fahiş farklar oluştuğunda sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması davası açılarak hak dengesinin yeniden tesis edilebileceği hatırda tutulmalıdır.
Sonuç olarak, telif hukukunda mali hakların devri süreçleri, sadece basit bir borçlar hukuku sözleşmesi olarak görülmemeli, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun kendine özgü emredici kuralları, dürüstlük kuralı sınırları ve Yargıtay kararları ışığında uzman hukukçular desteğiyle yönetilmelidir. Bu sistematik yaklaşım, hem eser sahibinin telif haklarını güvence altına alacak hem de yatırımcı yapımcı veya yayınevlerinin edindikleri hakların sıhhatini ve hukuki güvenliğini koruyacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (S.S.S.)
Fikir ve sanat eserlerinde mali hakların devri sözleşmesinin geçerlilik şartları nelerdir?
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun elli ikinci maddesi uyarınca mali hakların devri sözleşmesinin geçerli olabilmesi için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması gerekmektedir. Yazılı şekil şartı bir ispat şartı olmayıp hukuki işlemin sıhhati için emredici bir geçerlilik şartıdır. Bununla birlikte devredilen her bir mali hakkın sözleşme metninde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi zorunludur. Sözleşmede yer alan bütün haklarımı devrettim veya telif haklarımı devrettim şeklindeki genel ve belirsiz ibareler kesin olarak geçersiz kabul edilmektedir.
Henüz tamamlanmamış veya gelecekte üretilecek eserlerin mali hakları peşinen devredilebilir mi?
Henüz vücuda getirilmemiş veya tamamlanacak olan bir esere ilişkin yapılan tasarruf işlemleri kesin olarak batıldır. Bu kapsamda gelecekteki eserlerin doğrudan devredilmesi hukuken geçersizdir. Ancak eser sahibi gelecekte üreteceği eserler üzerinde sadece borçlandırıcı nitelikte taahhüt sözleşmeleri kurabilir. Eser tamamlanıp fiziksel veya dijital olarak vücut bulduktan sonra bu taahhüde uygun şekilde yeni bir yazılı tasarruf sözleşmesi yapılması ve devrin tamamlanması zorunludur.
Mali hakların devri ile lisans sözleşmesi arasındaki temel fark nedir?
Mali hakların devrinde sözleşmeye konu olan hak eser sahibinin malvarlığından tamamen çıkarak devralan kişinin malvarlığına dahil olmaktadır. Bu durumda devralan kişi hak üzerinde mutlak bir tasarruf yetkisi kazanır. Lisans yani ruhsat sözleşmesinde ise mali hakkın mülkiyeti eser sahibinin malvarlığında kalmaya devam eder. Lisans alan kişi sadece sözleşmede belirlenen sınırlar dahilinde o hakkı kullanma ve onun ekonomik getirilerinden faydalanma yetkisine sahip olur.
Basit ruhsat ile tam ruhsat arasındaki farklar nelerdir?
Basit ruhsat inhisari olmayan yani tekel niteliği taşımayan bir kullanma iznidir. Kanun veya sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça her ruhsat basit ruhsat sayılmaktadır. Basit ruhsatta lisans veren eser sahibi aynı hakkı bizzat kullanmaya devam edebileceği gibi başka kişilere de lisans verebilir. Tam ruhsat ise inhisari yani tekelci nitelik taşıyan bir lisanstır. Tam ruhsat verilmesi durumunda sözleşmede aksi belirtilmedikçe bizzat eser sahibi dahi ilgili hakkı kullanamaz ve üçüncü kişilere yeni bir lisans veremez.
Mali hakları devralan bir kişi bu hakları üçüncü kişilere serbestçe devredebilir mi?
Mali hakları veya kullanma ruhsatını devralan kişilerin bu hakları başkalarına devredebilmesi veya alt lisans verebilmesi için eser sahibinin veya mirasçılarının yazılı muvafakati şarttır. Yazılı rıza olmaksızın yapılan üçüncü kişi devirleri geçersiz kabul edilmektedir. Ancak ilk devir sözleşmesinde devralana hakları üçüncü kişilere serbestçe devretme veya alt lisanslama yetkisi açıkça tanınmışsa sonradan tekrar yazılı onay alınmasına gerek kalmamaktadır.
Mali hakları devralan taraf eseri hiç kullanmazsa eser sahibi ne yapabilir?
Mali hakları devralan veya ruhsat sahibi olan kişi edindiği hakları hiç kullanmaz ya da gereği gibi işletmezse ve bu durumdan eser sahibi zarar görürse eser sahibi sözleşmeden cayma hakkını kullanabilir. Cayma hakkının kullanılabilmesi için eser sahibinin noter aracılığıyla muhataba uygun bir süre vermesi gerekmektedir. Verilen süreye rağmen haklar kullanılmazsa gönderilecek ikinci bir ihtarname ile cayma hakkı prosedürü tamamlanır ve haklar eser sahibine geri döner.
Telif bedelinin zamanla çok düşük kalması veya eserin beklenmedik bir başarı elde etmesi halinde sözleşme revize edilebilir mi?
Sözleşmenin kurulduğu tarihte öngörülemeyen olağanüstü durumların ortaya çıkması ve edimler arasındaki dengenin dürüstlük kuralına aykırı şekilde bozulması halinde sözleşmenin uyarlanması davası açılabilir. Eser sahibi edimler arasındaki fahiş farkın giderilmesi ve telif bedelinin eserin elde ettiği gerçek ticari başarıya ve günün ekonomik koşullarına uygun adil bir seviyeye getirilmesi için mahkemeye başvurabilir.
Bu sayfada yer alan tüm içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacıyla sunulmakta olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz ve avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz; her somut olayın kendi koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gerektiğinden, burada yer alan bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğabilecek sonuçlar bakımından sorumluluk kabul edilmez. Aynı zamanda bu web sitesindeki tüm metin, görsel ve içerikler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmakta olup, izinsiz kopyalanması, çoğaltılması veya kullanılması yasaktır; aksi kullanım halinde hukuki ve cezai yollara başvurma hakkı saklıdır.
