top of page
< Back

FSEK Kapsamında Geçici Kopyalar ve Önbellek Sistemlerinin Hukuki Niteliği

1. Giriş

İnternet teknolojisi; iletişim kurmanın, bilgiye erişmenin ve içerik dağıtmanın biçimini kökten dönüştürürken, telif hukukunun temel kavramlarından birini de derin bir belirsizliğe sürükledi: çoğaltma hakkı. Bir web sayfasını açmak; teknik olarak o sayfadaki içeriklerin kullanıcının tarayıcı önbelleğine, ekran belleğine ve işlemci ara belleğine kopyalanmasını zorunlu kılmaktadır. Bir şarkıyı streaming platformundan dinlemek; ses paketlerinin sunucu ile kullanıcı arasında geçici tampon belleklerde depolanmasını gerektirmektedir. Arama motorları; indeksleme sürecinde milyarlarca sayfanın anlık kopyasını oluşturmaktadır.

Tüm bu teknik zorunlu kopyalar, çoğaltma hakkının ihlalini oluşturuyor muydu? Bu soruya evet yanıtı verilseydi; internet tarayıcısı kullanan her kişinin telif hakkı ihlalcisi sayılması, arama motorlarının hukuka aykırı ilan edilmesi ve CDN (içerik dağıtım ağı) işleticilerinin tazminat ödemek zorunda kalması gündeme gelecekti. Böyle bir hukuki çerçeve, internetin işleyişini fiilen imkânsız kılardı.

Bu absürt sonucu önlemek amacıyla gelişmiş hukuk sistemleri; belirli koşullar altında geçici kopyaları çoğaltma hakkının kapsamı dışında tutan istisna mekanizmaları geliştirmiştir. AB'de bu istisna InfoSoc Direktifi m. 5(1) ile zorunlu hâle getirilmiş; ABD'de fair use doktrini benzer işlevi üstlenmiştir. Türk hukukunda ise bu mesele; FSEK m. 22'nin lafzı, Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri ve sınırlı içtihat üzerinden değerlendirilmek durumundadır. Bu makalenin merkezinde tam da bu değerlendirme yer almaktadır.


2. FSEK m. 22: Çoğaltma Hakkının Normatif Yapısı

2.1. Maddenin Lafzı ve Kapsamı

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 22/1 hükmü, çoğaltma hakkını oldukça geniş bir kapsamda düzenlemektedir. Hükme göre “bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.” Bu düzenleme, klasik fiziksel çoğaltmaların yanı sıra dijital ortamda gerçekleştirilen her türlü kopyalama işlemini de kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır.

Özellikle maddede açık biçimde yer verilen “geçici” çoğaltma ibaresi, kanun koyucunun yalnızca kalıcı depolamayı değil, teknolojik süreç sırasında ortaya çıkan geçici dijital kopyaları da çoğaltma hakkı kapsamına dahil etmek istediğini göstermektedir. Böylece RAM belleğinde oluşan görüntüleme kopyaları, önbellek (cache) kayıtları, veri iletimi sırasında oluşan tampon (buffer) kopyaları ve benzeri teknik çoğaltmalar teorik olarak eser sahibinin münhasır yetki alanına dahil hâle gelmektedir.


FSEK m. 22/2 hükmü ise çoğaltma hakkının kapsamını daha da genişletmektedir. Buna göre ses, görüntü veya işaret taşıyan araçlara kayıt yapılması; bilgisayar programlarının yüklenmesi, çalıştırılması ve depolanması ile her türlü grafik ve dijital çoğaltma işlemi çoğaltma hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, dijital teknolojiler bakımından son derece kapsayıcı bir koruma modeli oluşturmakta; ancak aynı zamanda internetin teknik işleyişiyle ciddi bir gerilim yaratmaktadır.


Gerçekten de modern internet altyapısında bir içeriğin görüntülenmesi dahi çok sayıda otomatik teknik kopya oluşumunu zorunlu kılmaktadır. Kullanıcının herhangi bir internet sayfasına erişmesi sırasında cihaz belleğinde, tarayıcı önbelleğinde, proxy sunucularda ve içerik dağıtım ağı sistemlerinde çeşitli geçici kopyalar meydana gelmektedir. Eğer FSEK m. 22 lafzı mutlak ve istisnasız biçimde uygulanacak olursa, sıradan internet kullanımının dahi sistematik şekilde çoğaltma hakkı ihlali oluşturduğu sonucuna ulaşılması mümkündür. İşte bu teorik ve pratik çatışma, modern telif hukukunda “geçici çoğaltma istisnası” tartışmalarının ortaya çıkmasının temel nedenini oluşturmaktadır.

Çoğaltma hukuku bakımından terminolojik ayrımların doğru yapılması da önem taşımaktadır. İlk olarak kalıcı kopya (permanent copy), bir eserin harddisk, SSD, sunucu veya bulut depolama sistemlerinde sürekli ya da uzun süreli biçimde saklanan nüshasını ifade etmektedir. Bu tür kopyalar klasik anlamda çoğaltma hakkının çekirdek alanını oluşturmaktadır.


Buna karşılık geçici kopya (temporary copy), yalnızca belirli bir teknolojik süreç tamamlanıncaya kadar varlığını sürdüren ve ardından otomatik biçimde silinen dijital çoğaltmayı ifade etmektedir. Bu kopyalar genellikle kullanıcı müdahalesi olmaksızın oluşmakta ve teknik iletişim sürecinin zorunlu sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Önbellek (cache) kopyası ise tarayıcı veya proxy sunucular tarafından sonraki erişimleri hızlandırmak amacıyla oluşturulan geçici depolama kopyalarını ifade etmektedir. Bu sistem internet performansını optimize etmekte ve veri aktarım yükünü azaltmaktadır.

Tampon (buffer) kopyası ise özellikle çevrim içi ses ve video akış hizmetlerinde ortaya çıkan anlık veri kopyalarıdır. Netflix, Spotify ve benzeri streaming hizmetlerinde içerik kesintisiz oynatılabilsin diye veri parçaları kısa süreli olarak cihaz belleğinde tutulmakta ve sürekli yenilenmektedir. Bu kopyalar teknik işleyişin ayrılmaz parçası niteliğindedir.


Bu terminolojik ayrımlar, geçici çoğaltmaların telif hukuku bakımından hangi ölçüde eser sahibinin münhasır hakkı kapsamında değerlendirileceği ve hangi durumlarda hukuki istisnalardan yararlanabileceği sorusunun çözümünde belirleyici rol oynamaktadır.


2.2. Dijital Ortamda Çoğaltmanın Teknik Boyutu

Dijital iletişim teknolojilerinin teknik işleyişi incelendiğinde, internet ortamında gerçekleştirilen hemen her veri aktarımının çok sayıda geçici çoğaltma işlemini zorunlu olarak içerdiği görülmektedir. Kullanıcının bir internet sayfasına erişmesi, çevrim içi bir video izlemesi veya dijital bir müzik platformunu kullanması sırasında, sistemin farklı katmanlarında otomatik biçimde çeşitli kopyalar oluşmaktadır. Bu kopyalar çoğu durumda kullanıcı iradesinden bağımsız olarak ortaya çıkmakta ve iletişim sürecinin teknik gerekliliklerini yerine getirmektedir.Bu kapsamda ilk olarak tarayıcı önbellek kopyaları dikkat çekmektedir. Google Chrome, Mozilla Firefox veya Safari gibi internet tarayıcıları, daha önce ziyaret edilen web sayfalarına ait veri parçalarını kullanıcı cihazında geçici olarak depolamaktadır. Bu işlem, aynı sayfaya yeniden erişim sırasında yükleme süresini azaltmak ve veri trafiğini optimize etmek amacı taşımaktadır. Söz konusu kopyalar belirli süre sonunda, önbellek kapasitesinin dolması hâlinde veya kullanıcı müdahalesiyle otomatik biçimde silinebilmektedir.İkinci olarak ekran belleği (RAM) kopyaları bulunmaktadır. Bir internet sayfasının görüntülenebilmesi için ilgili veri parçaları cihazın çalışma belleğine yüklenmekte ve görüntüleme sona erdiğinde sistem tarafından otomatik olarak kaldırılmaktadır. Bu kopyalar son derece kısa süreli olup tamamen teknik zorunluluk sonucu oluşmaktadır.Bunun yanında proxy sunucu kopyaları da dijital iletişim altyapısının önemli unsurlarındandır. Özellikle kurumsal ağlar ve internet servis sağlayıcıları tarafından kullanılan proxy sistemleri, internet trafiğini optimize etmek amacıyla sık erişilen içerikleri ağ geçidi sunucularında geçici olarak depolamaktadır. Böylece veri aktarım yükü azaltılmakta ve erişim performansı artırılmaktadır.Son olarak CDN (Content Delivery Network) kopyaları, küresel internet altyapısının temel bileşenlerinden biri hâline gelmiştir. Cloudflare, Akamai Technologies ve Amazon gibi içerik dağıtım ağı sağlayıcıları, dijital içerikleri coğrafi olarak dağıtılmış sunucularda saklayarak kullanıcılara en yakın noktadan veri iletimi gerçekleştirmektedir. Bu sistem sayesinde yüksek hacimli dijital içeriklerin hızlı ve kesintisiz biçimde sunulması mümkün olmaktadır.Ancak bütün bu teknik süreçler, telif hukuku bakımından önemli bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Zira Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 22’de çoğaltma hakkı oldukça geniş biçimde düzenlenmiş olup, eserin herhangi bir yöntemle maddi ortama geçirilmesi çoğaltma olarak kabul edilmektedir. Bu geniş yaklaşım teorik olarak değerlendirildiğinde, internet üzerinde gerçekleştirilen her görüntüleme işleminin çok sayıda teknik kopya oluşturması nedeniyle, sıradan internet kullanımının dahi çoğaltma hakkı ihlali sonucunu doğurabileceği ileri sürülebilir.Böyle bir sonucun pratik ve teknolojik gerçeklikle bağdaşmaması, modern telif hukukunda “geçici çoğaltma istisnası” anlayışının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gerçekten de internetin teknik olarak işleyebilmesi için zorunlu olan geçici kopyaların mutlak biçimde çoğaltma hakkı ihlali sayılması, dijital iletişim sistemlerinin fiilen çalışamaz hâle gelmesine yol açacaktır. Bu nedenle özellikle Avrupa Birliği hukukunda InfoSoc Direktifi m. 5(1) ile geçici teknik kopyalara ilişkin özel bir istisna kabul edilmiş; Court of Justice of the European Union da içtihatlarında internet teknolojilerinin teknik gerekliliklerini dikkate alan işlevsel bir yorum geliştirmiştir.


3. Geçici Çoğaltma İstisnasının Türk Hukukundaki Temeli

3.1. FSEK'teki Düzenleme

FSEK m. 22/3; "Bilgisayar programının normal kullanımı çerçevesinde yapılan geçici kopyalama işlemleri çoğaltma hakkının kapsamı dışındadır" hükmünü içermektedir. Bu hüküm; bilgisayar programlarına özgü ve sınırlı bir geçici kopya istisnası öngörmektedir. Öğretideki ağırlıklı görüş; bu hükmün yalnızca yazılım kullanımına özgü olduğu, web taraması sırasında oluşan önbellek kopyaları ve içerik kopyaları için ayrı bir yasal düzenlemenin bulunmadığı yönündedir.

Bu durum; Türk hukukunda önemli bir normatif boşluk yaratmaktadır. AB üyesi devletlerin InfoSoc Direktifi m. 5(1) uyarınca geçici kopyalara zorunlu istisna tanıması gerekirken; Türkiye bu direktifle bağlı değildir ve FSEK'in genel hükümlerinde web taraması ya da ağ iletimi sırasında oluşan geçici kopyaları açıkça düzenleyen bir hüküm yer almamaktadır.


3.2. Uluslararası Yükümlülüklerden Kaynaklanan Çerçeve

Türkiye'nin taraf olduğu WIPO Telif Hakkı Antlaşması'nın (WCT, 1996) mutabık kalınan bildirgesinde; çoğaltma hakkının bilgisayar belleklerindeki geçici depolamayı kapsayıp kapsamadığı tartışmalı olmaya devam etmektedir. WCT'nin 7 No'lu Mutabık Kalınan Beyanı'nda; "Antlaşmada ve Stockholm Senedinde kullanılan 'kopyaların' sadece kalıcı materyel kopyaları kapsadığı" ifadesi yer almaktadır. Bu beyan; geçici dijital kopyaların çoğaltma hakkı kapsamının dışında kalabileceğini ima etmekte, ancak kesin bir yanıt sunmamaktadır.


Türkiye'nin TRIPS Anlaşması'na (m. 9) ve Bern Sözleşmesi'ne taraf olması; "çoğaltma" kavramının en az Bern Sözleşmesi'ndeki kadar geniş yorumlanması yükümlülüğünü beraberinde getirmektedir. Bern Sözleşmesi'nde ise geçici kopyalar açıkça ele alınmamıştır. Bu normatif belirsizlik; Türk mahkemelerinin iç hukuku uluslararası yükümlülüklerle uyumlu biçimde yorumlamasını kaçınılmaz kılmaktadır.


3.3. TBK ve FSEK'in Genel İstisnalar Çerçevesinden Yararlanma

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 30-43 arasında düzenlenen serbest kullanım istisnaları, esas itibarıyla eğitim, kişisel kullanım, iktibas, haber verme ve kamu düzenine ilişkin belirli kullanım alanlarını kapsamaktadır. Bununla birlikte söz konusu hükümler, dijital ortamda ortaya çıkan geçici teknik kopyaları doğrudan hedef alan açık bir düzenleme içermemektedir. Bu nedenle internet teknolojilerinin teknik işleyişi sırasında oluşan geçici çoğaltmaların hangi hukuki zeminde değerlendirileceği, öğretide tartışmalı bir alan oluşturmaktadır.

Doktrinde ileri sürülen görüşlerden birine göre, FSEK m. 33’te düzenlenen “şahsen kullanmaya mahsus çoğaltma” istisnası belirli koşullar altında geçici dijital kopyaları da kapsayabilecek şekilde yorumlanabilir. Bu yaklaşıma göre bireyin kişisel internet kullanımı sırasında tarayıcı önbelleğinde veya cihaz belleğinde otomatik olarak oluşan geçici kopyalar, ticari amaç taşımayan şahsi kullanım kapsamında değerlendirilebilir. Özellikle kullanıcının bu çoğaltmaları bağımsız ekonomik sömürü amacıyla oluşturmaması ve kopyaların teknik süreç sonunda ortadan kalkması, bu görüşün temel dayanaklarını oluşturmaktadır.


Ancak bu yorum Türk hukukunda tartışmalıdır. Zira FSEK m. 33 hükmü geleneksel anlamda fiziksel veya kalıcı çoğaltmaları hedef alarak düzenlenmiştir ve dijital geçici kopyalara uygulanabileceğine ilişkin açık bir normatif dayanak bulunmamaktadır. Ayrıca Yargıtay içtihadında da bu yönde yerleşmiş bir kabul mevcut değildir. Bu nedenle şahsi kullanım istisnasının geçici dijital kopyalara genişletilmesi, mevcut Türk pozitif hukuku bakımından kesinlik kazanmış bir yaklaşım olarak değerlendirilemez.


Buna karşılık daha güçlü kabul edilen yaklaşım, uluslararası telif hukuku ilkeleri ve özellikle Berne Convention for the Protection of Literary and Artistic Works kapsamında geliştirilen üç aşamalı test çerçevesine dayanmaktadır. Bern Sözleşmesi’nde yer alan ve daha sonra TRIPS Agreement ile WIPO Copyright Treaty gibi uluslararası düzenlemelerde de benimsenen bu teste göre bir istisnanın hukuka uygun kabul edilebilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  • İstisna yalnızca belirli özel durumlarla sınırlı olmalıdır.

  • Eserin normal kullanımına zarar vermemelidir.

  • Hak sahibinin meşru menfaatlerini orantısız biçimde ihlal etmemelidir.

Geçici dijital kopyalar bu kriterler ışığında değerlendirildiğinde, çoğu durumda yalnızca internet iletişiminin teknik zorunluluğu kapsamında ortaya çıktıkları görülmektedir. Bu kopyalar genellikle bağımsız ekonomik değer taşımamakta, eserin normal pazarını ikame etmemekte ve hak sahibinin ekonomik menfaatlerine doğrudan zarar vermemektedir. Özellikle tarayıcı önbelleği, RAM belleği veya veri iletimi sırasında oluşan teknik çoğaltmalar bakımından, üç aşamalı testin geçici kopyaların hukuka uygunluğu yönünde yorumlanabileceği savunulmaktadır.


Bu yaklaşım, aynı zamanda Court of Justice of the European Union’nın Infopaq International A/S v Danske Dagblades Forening, Public Relations Consultants Association Ltd v Newspaper Licensing Agency Ltd (Meltwater) ve Football Association Premier League Ltd v QC Leisure kararlarında geliştirdiği teknik zorunluluk yaklaşımıyla da uyumludur. Dolayısıyla Türk hukukunda açık bir geçici kopya istisnası bulunmamasına rağmen, uluslararası telif hukuku standartları ve dijital iletişim teknolojilerinin işleyişi dikkate alındığında, teknik zorunluluk sonucu oluşan geçici çoğaltmaların her durumda telif hakkı ihlali olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde güçlü bir doktrinel temel bulunmaktadır.


4. Önbellek (Cache) Kopyalarının Hukuki Niteliği

4.1. Tarayıcı Önbelleği

Tarayıcı önbelleği (browser cache), internet kullanıcılarının daha önce ziyaret ettiği web sayfalarına daha hızlı erişebilmesini sağlamak amacıyla oluşturulan geçici dijital kopyalardan oluşmaktadır. Modern internet tarayıcıları olan Google Chrome, Mozilla Firefox ve Safari; web sayfalarına ait görsel, metin ve diğer veri parçalarını otomatik olarak kullanıcının cihazında depolamakta, daha sonra belirli süre sonunda veya kullanıcı müdahalesiyle bu verileri silmektedir. Bu sistem sayesinde aynı internet sayfasına yeniden erişim sırasında veri aktarımı azalmakta ve sayfa yükleme süreleri önemli ölçüde kısalmaktadır.Hukuki açıdan değerlendirildiğinde tarayıcı önbellek kopyalarının birtakım karakteristik özellikler taşıdığı görülmektedir. İlk olarak bu kopyalar otomatik şekilde oluşturulmaktadır; kullanıcı çoğu durumda bu çoğaltma işleminin teknik ayrıntılarından haberdar dahi değildir. Dolayısıyla burada klasik anlamda bilinçli ve iradi bir çoğaltma fiilinden söz etmek güçtür.İkinci olarak önbellek kopyaları geçici nitelik taşımaktadır. Her ne kadar veriler belirli bir süre cihaz hafızasında tutulsa da, bu saklama kalıcı arşivleme amacı taşımamakta; teknik gereklilik sona erdiğinde sistem tarafından otomatik biçimde silinebilmektedir. Bu yönüyle önbellekleme işlemi, dijital iletişim altyapısının teknik işleyişinin doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.Üçüncü olarak önbellek kopyaları, teknolojik sürecin ayrılmaz ve zorunlu bir parçasıdır. İnternet tarayıcılarının hızlı ve verimli biçimde çalışabilmesi için önbellekleme mekanizması teknik açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle önbellek işlemi, yalnızca yardımcı bir unsur değil, tarayıcı teknolojisinin temel işlevlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.Son olarak bu kopyalar bağımsız ekonomik değer taşımamaktadır. Kullanıcı önbellekte tutulan geçici veriler üzerinden ayrı bir ticari kazanç elde etmemekte; bu veriler bağımsız ekonomik dolaşıma konu olmamaktadır. Kopyaların işlevi yalnızca internet erişimini teknik olarak kolaylaştırmaktır.Türk hukukunda tarayıcı önbellek kopyalarına ilişkin doğrudan verilmiş bir yargı kararı bulunmamaktadır. Bununla birlikte Court of Justice of the European Union’nın özellikle Public Relations Consultants Association Ltd v Newspaper Licensing Agency Ltd (Meltwater) ve Football Association Premier League Ltd v QC Leisure kararlarında geliştirdiği ilkeler dikkate alındığında, tarayıcı önbellek kopyalarının teknik zorunluluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönünde güçlü bir karşılaştırmalı hukuk yaklaşımı ortaya çıkmaktadır.Bu çerçevede Türk hukukunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 22/3 hükmünde yer alan “bilgisayar programının normal kullanımı için zorunlu çoğaltmalar” istisnası kıyasen yorumlanarak tarayıcı önbellek kopyalarının hukuka uygun kabul edilebileceği ileri sürülebilir. Bunun yanında, uluslararası telif hukuku standartları ve dijital iletişim teknolojilerinin teknik gerçekliği dikkate alındığında, sıradan internet kullanımının zorunlu sonucu olan geçici önbellek kopyalarının tek başına çoğaltma hakkı ihlali oluşturduğunun kabul edilmesi, internetin olağan işleyişiyle bağdaşmayacaktır.


4.2. Proxy Sunucu Önbelleği

Proxy sunucu önbelleği (proxy cache), kurumsal ağlar, üniversite ağları veya internet servis sağlayıcılarının altyapıları içerisinde, birden fazla kullanıcının aynı dijital içeriğe erişimini hızlandırmak ve ağ trafiğini optimize etmek amacıyla oluşturulan geçici kopyalardan oluşmaktadır. Bu sistemde kullanıcı tarafından talep edilen içerik, ilk erişim sonrasında proxy sunucuda belirli süre saklanmakta; aynı içeriğe yönelik sonraki talepler doğrudan bu önbellek üzerinden karşılanmaktadır. Böylece bant genişliği kullanımı azalmakta, veri iletim yükü düşmekte ve erişim hızı artırılmaktadır.


Proxy önbellek kopyaları, teknik ve hukuki nitelikleri bakımından tarayıcı önbelleğinden bazı yönleriyle ayrılmaktadır. İlk olarak bu kopyalar yalnızca tek bir kullanıcının cihazında değil, merkezi bir ağ altyapısında tutulmaktadır. İkinci olarak saklama süreleri tarayıcı önbelleğine kıyasla daha uzun olabilmektedir. Üçüncü olarak ise aynı kopya birden fazla kullanıcıya hizmet verebilmektedir. Bu özellikler nedeniyle proxy önbelleği, telif hukuku bakımından daha karmaşık değerlendirmelere konu olmaktadır.


Türk hukukunda proxy önbellek sistemlerini doğrudan düzenleyen açık bir hüküm veya yerleşik yargı içtihadı bulunmamaktadır. Bununla birlikte 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanunkapsamında erişim sağlayıcılar ve yer sağlayıcılar bakımından öngörülen teknik yükümlülükler, bu kopyaların hukuki niteliğinin değerlendirilmesi üzerinde dolaylı etki yaratmaktadır. Özellikle internet servis sağlayıcılarının veri iletimini teknik olarak gerçekleştirebilmek için kullandıkları önbellekleme mekanizmalarının, internet altyapısının olağan ve zorunlu unsurlarından biri olduğu kabul edilmektedir.


Avrupa Birliği hukukunda ise proxy ve tampon bellek kopyalarına ilişkin değerlendirmeler, büyük ölçüde Court of Justice of the European Union içtihadı çerçevesinde şekillenmiştir. Özellikle Football Association Premier League Ltd v QC Leisure kararında Mahkeme, decoder cihazlarında oluşan tampon kopyaların 2001/29/EC sayılı InfoSoc Direktifi m. 5(1)’de düzenlenen geçici çoğaltma istisnası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini incelemiştir. Mahkeme, söz konusu kopyaların teknolojik sürecin zorunlu ve ayrılmaz parçası olduğunu, bağımsız ekonomik değer taşımadığını ve meşru yayının teknik işleyişi kapsamında ortaya çıktığını belirterek istisnanın uygulanabileceği sonucuna ulaşmıştır.


Her ne kadar FAPL kararı doğrudan proxy önbelleğine ilişkin olmasa da, kararın ortaya koyduğu ilkeler proxy cache sistemlerinin değerlendirilmesinde önemli bir karşılaştırmalı hukuk referansı oluşturmaktadır. Özellikle teknik zorunluluk, geçicilik ve bağımsız ekonomik değer taşımama kriterleri, proxy önbellek sistemlerinin telif hukuku bakımından hukuka uygunluğunun belirlenmesinde temel ölçütler olarak kabul edilmektedir.


Türk hukuku bakımından değerlendirildiğinde, proxy önbellek kopyalarının internet iletişiminin teknik gereklilikleri kapsamında oluştuğu ve bağımsız ekonomik kullanım amacı taşımadığı durumlarda, bunların doğrudan çoğaltma hakkı ihlali olarak değerlendirilmemesi gerektiği ileri sürülebilir. Özellikle dijital iletişim altyapısının teknik gerçekliği dikkate alındığında, proxy önbellekleme mekanizmalarının internet erişiminin olağan işleyişinin ayrılmaz bir unsuru olduğu kabul edilmektedir.


4.3. CDN (İçerik Dağıtım Ağı) Kopyaları

İçerik Dağıtım Ağları (Content Delivery Networks – CDN), dijital içeriklerin kullanıcıya daha hızlı, kesintisiz ve düşük gecikmeyle ulaştırılmasını sağlayan küresel dağıtım altyapılarıdır. Bu sistemlerde internet sitelerine, video platformlarına veya dijital yayın hizmetlerine ait içerikler; farklı coğrafi bölgelerde bulunan önbellek sunucularında kopyalanarak saklanmakta ve kullanıcı talepleri en yakın sunucu üzerinden karşılanmaktadır. Günümüzde Cloudflare, Akamai Technologies ve Amazon gibi küresel altyapı sağlayıcıları internet trafiğinin önemli bölümünü CDN sistemleri aracılığıyla yönetmektedir.


CDN sistemlerinde oluşturulan kopyaların hukuki niteliği, modern telif hukukunun en tartışmalı alanlarından birini oluşturmaktadır. Özellikle CDN sağlayıcısının eser sahibinden doğrudan lisans almaksızın içerik dağıtım faaliyeti yürüttüğü durumlarda, bu kopyaların eser sahibinin çoğaltma hakkını ihlal edip etmediği sorusu önem kazanmaktadır.

Türk hukukunda CDN kopyalarını doğrudan düzenleyen açık bir Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükmü veya yerleşik Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır. Bu nedenle mesele büyük ölçüde karşılaştırmalı hukuk ve doktrinsel değerlendirmeler çerçevesinde ele alınmaktadır. Öğretide ileri sürülen görüşler ise önemli ölçüde farklılaşmaktadır.


Bir görüşe göre CDN hizmeti esas itibarıyla teknik bir iletim ve optimizasyon hizmetidir. Bu yaklaşıma göre CDN sunucularında oluşturulan kopyalar, internet iletişiminin hızlı ve verimli biçimde gerçekleştirilebilmesi için zorunlu teknik süreçlerin parçasıdır. Dolayısıyla bu kopyalar; teknolojik sürecin ayrılmaz unsuru olmaları, otomatik şekilde oluşturulmaları ve içerik iletimini kolaylaştırma amacı taşımaları nedeniyle geçici çoğaltma kapsamında değerlendirilmelidir. Bu görüş, özellikle Court of Justice of the European Union içtihadında geliştirilen teknik zorunluluk yaklaşımına dayanmaktadır.


Buna karşılık diğer görüş, CDN kopyalarının klasik geçici önbellek kopyalarından farklı olduğunu savunmaktadır. Gerçekten de CDN sistemlerinde içerikler yalnızca birkaç saniyelik tampon bellekte tutulmamakta; kimi zaman saatlerce hatta günlerce dağıtılmış sunucularda saklanabilmektedir. Ayrıca CDN hizmetleri yüksek ticari değer taşıyan profesyonel altyapı hizmetleri niteliğindedir. Bu nedenle söz konusu görüşe göre CDN kopyaları artık “geçici” çoğaltma sınırını aşmakta ve ekonomik değer üreten ticari çoğaltmalar hâline dönüşmektedir. Böyle bir durumda CDN sağlayıcısının eser sahiplerinden lisans alma yükümlülüğünün bulunduğu ileri sürülmektedir.


Avrupa Birliği hukukunda CDN sistemlerine ilişkin doğrudan verilmiş kapsamlı bir karar bulunmamakla birlikte, Infopaq International A/S v Danske Dagblades Forening, Public Relations Consultants Association Ltd v Newspaper Licensing Agency Ltd (Meltwater) ve Football Association Premier League Ltd v QC Leisure kararlarında geliştirilen kriterlerin CDN teknolojilerine kıyasen uygulanabileceği kabul edilmektedir. Özellikle “geçicilik”, “teknolojik sürecin zorunlu parçası olma” ve “bağımsız ekonomik değer taşımama” kriterleri, CDN sistemlerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde temel ölçütler olarak öne çıkmaktadır.


Türk hukuku bakımından ise CDN kopyalarının değerlendirilmesinde teknik zorunluluk ile ticari sömürü arasındaki sınırın dikkatli biçimde çizilmesi gerekmektedir. Özellikle içeriklerin saklama süresi, CDN sağlayıcısının içerik üzerinde kontrol düzeyi, ekonomik fayda modeli ve çoğaltmanın teknik zorunluluk sınırlarını aşıp aşmadığı gibi unsurlar, somut olay bazında belirleyici rol oynayacaktır.


5. AB InfoSoc Direktifi m. 5(1) ve CJEU İçtihadı

5.1. InfoSoc Direktifi m. 5(1): Zorunlu İstisna

Avrupa Birliği’nde “Bilgi Toplumu Direktifi” olarak anılan 2001/29/EC sayılı InfoSoc Direktifi’nin 5(1). maddesi, çoğaltma hakkına ilişkin istisnalar arasında üye devletler bakımından zorunlu nitelik taşıyan tek istisnayı düzenlemektedir. Söz konusu hüküm, dijital iletişim altyapısının teknik işleyişi sırasında ortaya çıkan belirli geçici çoğaltma fiillerinin, belirli şartlar altında eser sahibinin çoğaltma hakkının kapsamı dışında değerlendirilmesini öngörmektedir. Özellikle internet erişimi, veri iletimi, önbellekleme (caching) ve ekran görüntüleme gibi teknik süreçlerde oluşan zorunlu ara kopyaların hukuka uygunluğu bu hüküm çerçevesinde değerlendirilmektedir.Direktif m. 5(1) uyarınca bir çoğaltma fiilinin istisna kapsamında kabul edilebilmesi için beş koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar kümülatif niteliktedir; dolayısıyla bunlardan herhangi birinin eksik olması hâlinde istisnanın uygulanması mümkün değildir.İlk koşul, çoğaltmanın geçici nitelik taşımasıdır. Buna göre oluşturulan kopyaların yalnızca sınırlı süreyle var olması ve kalıcı depolama amacı taşımaması gerekir. Dijital iletişim süreçlerinde RAM belleğinde veya ara sunucularda kısa süreli oluşan teknik kopyalar bu kapsamda değerlendirilmektedir.İkinci koşul, çoğaltmanın arızi (transient) veya bağlantılı (incidental) nitelikte olmasıdır. Burada çoğaltma işlemi bağımsız bir ekonomik veya ticari amaç taşımamalı; esas teknolojik sürecin yan ürünü olarak ortaya çıkmalıdır. Başka bir ifadeyle çoğaltma, kullanıcı bakımından nihai hedef değil, teknik işlemin kaçınılmaz sonucu olmalıdır.Üçüncü koşul, çoğaltmanın teknolojik sürecin ayrılmaz ve zorunlu bir parçasını oluşturmasıdır. Çoğaltma işlemi, ilgili teknolojik sürecin işleyebilmesi için teknik açıdan zorunlu olmalı ve alternatif bir yöntemle aynı sonuca ulaşılması mümkün olmamalıdır. Bu şart özellikle veri iletim süreçlerinde internet altyapısının teknik gereklilikleri bakımından önem taşımaktadır.Dördüncü koşul, çoğaltmanın tek amacının ya bir aracı hizmet sağlayıcı tarafından üçüncü kişiler arasındaki ağ iletimini mümkün kılmak ya da eserin hukuka uygun kullanımını sağlamak olmasıdır. Böylece korsan kullanım veya hukuka aykırı erişim amacıyla oluşturulan kopyalar istisna kapsamı dışında bırakılmıştır.Beşinci ve son koşul ise çoğaltmanın bağımsız ekonomik değer taşımamasıdır. Geçici kopya kendi başına ekonomik bir fayda üretmemeli; ayrı bir ticari kullanım konusu hâline gelmemelidir. Bu şart, teknik çoğaltmaların ekonomik sömürü aracına dönüşmesini engellemeyi amaçlamaktadır.Court of Justice of the European Union (CJEU), özellikle Infopaq International A/S v Danske Dagblades Foreningkararından itibaren m. 5(1)’de yer alan şartları dar yorumlama eğilimi göstermiştir. Bununla birlikte Mahkeme, telif hakkı koruması ile dijital iletişim teknolojilerinin işleyişi arasında adil bir denge kurulması gerektiğini de vurgulamaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda internetin teknik olarak çalışabilmesi için zorunlu olan geçici çoğaltmaların, belirli sınırlar içinde telif hakkı ihlali sayılmaması gerektiği kabul edilmektedir.


5.2. Infopaq I Kararı (C-5/08, 2009)

Infopaq International A/S v Danske Dagblades Forening, Court of Justice of the European Union’nun geçici çoğaltmalar alanındaki ilk ve en temel içtihatlarından biri olarak kabul edilmektedir. Uyuşmazlıkta, bir medya izleme şirketinin gazete makalelerini tarayarak bunlardan 11 kelimelik metin özetleri üretmesi değerlendirilmiştir. Mahkeme, söz konusu kısa metin parçalarının dahi eser sahibinin çoğaltma hakkı kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmiş ve bu nedenle çoğaltma hakkının son derece geniş yorumlanması gerektiğini ortaya koymuştur.


Kararın en önemli yönü ise, 2001/29/EC sayılı InfoSoc Direktifi m. 5(1)’de düzenlenen geçici çoğaltma istisnasının uygulanabilmesi için gerekli olan beş koşulun ilk kez sistematik ve açık biçimde ortaya konulmuş olmasıdır. Mahkeme, bu istisnanın telif hakkına getirilen sınırlı bir müdahale niteliği taşıdığını vurgulayarak dar yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre geçici kopya istisnasından yararlanabilmek için geçicilik, arızilik veya bağlantılılık, teknolojik sürecin ayrılmaz parçası olma, meşru kullanım amacı ve bağımsız ekonomik değer taşımama koşullarının tamamının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.


Infopaq kararı, Türk hukuku bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. İlk olarak karar, çoğaltma hakkının kapsamının oldukça geniş olduğunu göstermektedir. Nitekim yalnızca 11 kelimelik bir metin parçasının dahi çoğaltma hakkı kapsamında değerlendirilmesi, dijital ortamda gerçekleştirilen mikro ölçekteki kopyalamaların dahi telif hukuku korumasına konu olabileceğini ortaya koymaktadır.

İkinci olarak karar, geçici çoğaltma istisnasının istisnai karakteri nedeniyle dar yorumlanması gerektiğini açık biçimde teyit etmektedir. Bu yaklaşım, Türk hukukunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 22 kapsamında yapılacak değerlendirmelerde de yol gösterici nitelik taşımaktadır. Her ne kadar FSEK’te InfoSoc Direktifi m. 5(1)’e paralel ayrıntılı bir düzenleme bulunmasa da, dijital iletim süreçlerinde ortaya çıkan geçici teknik kopyaların hukuki niteliği değerlendirilirken Türk mahkemelerinin Avrupa Birliği içtihadından, özellikle Infopaq kararında geliştirilen kriterlerden dolaylı biçimde yararlanması kuvvetle muhtemeldir.


5.3. Meltwater Kararı (C-360/13, 2014): İnternet Taramasının Meşruiyeti

Public Relations Consultants Association Ltd v Newspaper Licensing Agency Ltd (Meltwater), Court of Justice of the European Union’nun geçici çoğaltmalar alanındaki en önemli ve uygulamaya yön veren kararlarından biri olarak kabul edilmektedir. Karar, internet kullanıcılarının bir web sayfasına erişimi sırasında bilgisayarlarında otomatik olarak oluşan ekran (screen copies) ve önbellek (cache) kopyalarının telif hakkı ihlali teşkil edip etmediği sorununu konu almaktadır. Uyuşmazlık, İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin ön karar prosedürü kapsamında yönelttiği sorular üzerine değerlendirilmiştir.

Mahkeme, öncelikle ekran kopyaları bakımından inceleme yapmıştır. Buna göre bir internet kullanıcısının web sayfasını görüntülemesi sırasında RAM belleğinde ve ekran arayüzünde oluşan geçici kopyalar, kullanıcı ilgili sayfadan ayrıldığında otomatik olarak silinmektedir. Bu nedenle söz konusu kopyaların “geçici” nitelik taşıdığı kabul edilmiştir. Ayrıca bu kopyalar, internet üzerinden içerik görüntüleme sürecinin teknik olarak işleyebilmesi için zorunlu ve ayrılmaz bir unsur niteliğindedir. Kullanıcının hukuka uygun erişimini sağlamak dışında bağımsız bir işlev veya ekonomik değer de taşımamaktadırlar. Mahkeme, bu özellikler doğrultusunda 2001/29/EC sayılı InfoSoc Direktifi m. 5(1)’de yer alan tüm koşulların gerçekleştiği sonucuna ulaşmış ve ekran kopyalarının geçici çoğaltma istisnasından yararlanabileceğini kabul etmiştir.


Önbellek (cache) kopyaları bakımından ise Mahkeme daha nüanslı bir değerlendirme yapmıştır. Gerçekten de önbellek kopyaları ekran kopyalarına kıyasla daha uzun süre sistemde tutulabilmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, bu kopyaların otomatik depolama ve otomatik silme döngüsüne tabi olması hâlinde yine “geçici” nitelik taşıyabileceğini belirtmiştir. Burada belirleyici unsur, saklama süresinin ilgili teknolojik sürecin işleyebilmesi için gerekli olan süreyi aşmamasıdır. Başka bir ifadeyle önbellekleme işlemi teknik optimizasyon amacıyla sınırlı kalmalı; bağımsız depolama veya kalıcı arşivleme işlevine dönüşmemelidir.


Meltwater kararı, internet kullanımının teknik gerçekliğini telif hukuku ile uyumlu hâle getirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Zira Mahkeme, sıradan internet kullanımının kaçınılmaz sonucu olan teknik kopyaların telif hakkı ihlali olarak değerlendirilmesinin dijital iletişim altyapısını işlevsiz hâle getireceğini kabul etmiş; bu nedenle m. 5(1) istisnasını internet teknolojilerinin olağan işleyişiyle uyumlu biçimde yorumlamıştır. Bu yaklaşım, Türk hukukunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 22 kapsamında geçici teknik kopyaların değerlendirilmesinde de önemli bir karşılaştırmalı hukuk kaynağı niteliği taşımaktadır.


Meltwater kararının Türk hukukuna yansıması: Bu karar; Türkiye'de bağlayıcı nitelik taşımamaktadır. Bununla birlikte FSEK m. 22'nin dijital ortamda yorumlanmasında ve Türk yargısının internet taraması sırasında oluşan kopyaları değerlendireceği gelecekteki uyuşmazlıklarda belirleyici bir karşılaştırmalı kaynak işlevi görecektir. Türk hukukunun bu alanda açık bir düzenleme içermemesi; bu istisnayı hâlâ yargısal yorum ve uluslararası hukuktan ilham alma gerekliliğine bırakmaktadır.


5.4. FAPL v. QC Leisure (C-403/08, 2011): Yayın Akışı ve Tampon Kopyalar

Football Association Premier League Ltd v QC Leisure kararında Court of Justice of the European Union, uydu yayınlarının izlenmesi sırasında decoder cihazlarında oluşan geçici tampon (buffer) kopyaların hukuki niteliğini incelemiştir. Uyuşmazlık özellikle şifreli spor yayınlarının çözülmesi sürecinde decoder cihazı ve televizyon ekranında meydana gelen teknik çoğaltmaların, eser sahibinin çoğaltma hakkını ihlal edip etmediği sorusuna odaklanmıştır.


Mahkeme değerlendirmesinde, söz konusu tampon kopyaların 2001/29/EC sayılı InfoSoc Direktifi m. 5(1)’de düzenlenen geçici çoğaltma istisnasının tüm koşullarını karşıladığı sonucuna ulaşmıştır. Öncelikle bu kopyaların yalnızca yayın akışının izlenmesi sırasında oluştuğu ve teknik süreç sona erdiğinde otomatik biçimde silindiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla kopyalar geçici nitelik taşımaktadır. Ayrıca bu çoğaltmalar, uydu yayınlarının çözümlenmesi ve görüntülenebilmesi için teknolojik sürecin ayrılmaz ve zorunlu bir parçasıdır.


Mahkeme ayrıca tampon kopyaların tek amacının, kullanıcıya meşru şekilde erişilen yayının izlenmesini sağlamak olduğunu vurgulamıştır. Bu kopyalar bağımsız ekonomik değer taşımamakta; kullanıcı tarafından ayrı bir ekonomik kullanım konusu hâline getirilememektedir. Bu nedenle m. 5(1)’de öngörülen “bağımsız ekonomik değer taşımama” koşulunun da gerçekleştiği kabul edilmiştir.

Kararın en önemli yönlerinden biri, dijital yayıncılık ve streaming teknolojilerinin teknik işleyişinin telif hukuku bakımından meşru kabul edilmesidir. Mahkeme, modern dijital yayın sistemlerinde veri akışının teknik olarak zorunlu sonucu olan tampon kopyaların telif hakkı ihlali sayılmasının, yayın teknolojilerinin olağan işleyişini fiilen imkânsız hâle getireceğini kabul etmiştir.


Bu içtihat günümüzde özellikle streaming hizmetleri bakımından doğrudan emsal niteliğini sürdürmektedir. Nitekim Netflix, Spotify ve benzeri dijital içerik platformlarında veri akışı sırasında kullanıcı cihazlarında oluşan geçici tampon ve önbellek kopyalarının hukuki değerlendirilmesinde söz konusu karar temel referanslardan biri olarak kabul edilmektedir. Türk hukuku bakımından da Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 22 kapsamında geçici teknik çoğaltmaların yorumlanmasında bu kararın karşılaştırmalı hukuk açısından önemli bir rehber işlevi gördüğü söylenebilir.


6. Karşılaştırmalı Hukuk

6.1. ABD Hukuku: DMCA § 512 ve Fair Use

ABD hukukunda geçici kopyalar meselesi iki ayrı hukuki mekanizma üzerinden değerlendirilmektedir. Bunlardan ilki, Digital Millennium Copyright Act (DMCA) § 512(b) hükmüdür. Bu düzenleme, arama motoru önbellekleri ve proxy önbellek kopyaları bakımından, belirli koşullar altında hizmet sağlayıcılara sorumluluktan muafiyet tanımaktadır. Söz konusu koşullar arasında, içeriğin kamuya açık olması, önbellek oluşturma işleminin içerik sağlayıcının talimatlarına aykırı olmaması ve platformun ilgili hak sahibine bildirimde bulunmuş olması yer almaktadır.


İkinci hukuki zemin ise fair use doktrinidir. 17 U.S.C. § 107 kapsamında, geçici kopyaların dönüştürücü kullanım niteliği taşıması veya teknik sürecin zorunlu bir parçasını oluşturması hâlinde telif ihlali dışında bırakılması mümkündür. Nitekim Perfect 10 v. Amazon (2007) kararında Dokuzuncu Devre Mahkemesi, Google’ın küçültülmüş görsel önbellek kopyalarının fair use kapsamında değerlendirilebileceğine hükmetmiştir. Bu yaklaşım, geçici kopyaların işlevsel niteliğini esas alması bakımından CJEU’nun Meltwater kararındaki mantıkla da belirli ölçüde örtüşmektedir.


6.2. Alman Hukuku: UrhG § 44a

Alman Urheberrechtsgesetz’in 44a maddesi, geçici teknik kopyalar bakımından InfoSoc Direktifi m. 5(1)’i iç hukuka aktaran açık ve kapsamlı bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Buna göre, bir çoğaltma fiilinin geçici ve arızi nitelikte olması, ayrılmaz bir teknolojik sürecin parçasını oluşturması ve bağımsız ekonomik değer taşımaması hâlinde, telif hakkı ihlali söz konusu olmamaktadır.

Bu yönüyle Alman düzenlemesi, Türk FSEK’inin yalnızca bilgisayar programlarının normal kullanımıyla sınırlı olan m. 22/3 hükmüne kıyasla çok daha geniş ve işlevsel bir koruma alanı sunmaktadır.


6.3. İngiliz Hukuku: CDPA § 28A

1988 tarihli İngiliz Copyright, Designs and Patents Act’in 28A maddesi, AB InfoSoc Direktifi’ni iç hukuka aktararak internet taraması sırasında ortaya çıkan geçici kopyalara açık bir istisna tanımaktadır. Bu düzenleme, dijital ortamda teknik zorunluluk olarak oluşan kopyaların hukuki statüsünü belirginleştirmesi bakımından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Meltwater davası ise bu alanda dönüm noktası niteliğindedir. İlk derece ve istinaf mahkemelerinin söz konusu istisnayı dar yorumlamasının ardından uyuşmazlık CJEU’ya taşınmış; karar süreci, geçici kopya istisnasının kapsamının Avrupa Birliği hukuku çerçevesinde daha geniş ve işlevsel biçimde anlaşılmasıyla sonuçlanmıştır. Bu yönüyle Meltwater, yalnızca İngiliz hukukunda değil, karşılaştırmalı telif hukuku bakımından da tarihsel öneme sahip bir emsal niteliği taşımaktadır.


7. Geçici Çoğaltma İstisnasının Özel Uygulama Alanları

7.1. Web Tarama ve Arama Motorları

Arama motorlarının çalışma prensibi, web üzerindeki içeriklerin taranması (crawling) ve indekslenmesi (indexing) süreçlerine dayanmaktadır. Bu süreçler, telif hakkıyla korunan içeriklerin arama motoru sistemleri tarafından geçici olarak depolanmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Google, Yandex ve Bing gibi arama motorlarının Türkiye’de gerçekleştirdiği indeksleme faaliyetleri sırasında oluşan geçici kopyaların FSEK m. 22 kapsamında nasıl nitelendirileceği, mevcut hukuki çerçeve içinde açık ve kesin bir yanıt vermemektedir.


Türk hukukunda arama motoru indekslemeye ilişkin doğrudan bir yasal düzenleme veya yerleşik içtihat bulunmamaktadır. Bununla birlikte öğretide baskın görüş, bu tür kopyaların FSEK m. 33 kapsamındaki serbest kullanım ilkeleri ve Bern Sözleşmesi’nde öngörülen üç aşamalı test dikkate alınarak çoğaltma hakkı ihlali kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği yönündedir. Avrupa Birliği hukukunda ise Infopaq kararı sonrasında, arama motorlarının indeksleme faaliyetlerinin InfoSoc Direktifi m. 5(1) kapsamındaki geçici kopya istisnasından yararlanamayabileceği yönündeki değerlendirmeler güç kazanmıştır; çünkü indeks kopyaları çoğu durumda salt geçici değil, daha uzun süreli ve yarı kalıcı bir nitelik göstermektedir.


7.2. Streaming ve Tampon Bellek

Bir kullanıcının Spotify üzerinden müzik dinlemesi veya Netflix’te film izlemesi sırasında oluşan tampon bellekteki kopyalar, hukuki nitelikleri bakımından özel bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu kopyalar son derece kısa ömürlüdür ve içerik akışı sürdükçe sürekli olarak yenilenir; bu nedenle geçicilik koşulunu açık biçimde karşılarlar. Ayrıca söz konusu kopyalar, lisanslı ve meşru bir dijital hizmetin teknik işleyişi açısından zorunludur. Kullanıcı bu kopyaları saklamamakta, çoğaltmamakta veya ticari amaçla kullanmamaktadır.


Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, streaming sırasında oluşan tampon kopyaların hem FSEK m. 22/3’ün mevcut düzenlemesi hem de AB hukukundaki yaklaşım çerçevesinde çoğaltma hakkı ihlali oluşturmadığı ileri sürülebilir. Bununla birlikte, kullanıcının meşru olmayan bir platform üzerinden içerik izlemesi hâlinde değerlendirme değişmektedir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Brein v. Wullems (Filmspeler) kararında, açıkça hukuka aykırı kaynaklardan yayın yapmayı kolaylaştıran cihaz ve hizmetlerin geçici kopya istisnasından yararlanamayacağı kabul edilmiştir.


7.3. Yapay Zeka Eğitim Süreci ve Geçici Kopyalar

Büyük dil modelleri ile üretken yapay zekâ sistemlerinin eğitimi, telif hakkıyla korunan içeriklerin sistematik biçimde işlenerek model parametrelerine dönüştürülmesini gerektirmektedir. Bu süreçte ortaya çıkan kopyaların “geçici kopya” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği, günümüz telif hukukunun en tartışmalı meselelerinden birini oluşturmaktadır.


Bu kopyaların geçici kopya istisnası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği bakımından üç temel sorun öne çıkmaktadır. İlk olarak, ekonomik değer meselesi bakımından eğitim kopyaları, doğrudan ticari değere sahip bir ürünün, yani yapay zekâ modelinin geliştirilmesine hizmet etmektedir; bu durum, “bağımsız ekonomik değer taşımama” koşuluyla ciddi bir gerilim yaratmaktadır. İkinci olarak, bu kopyaların gerçekten “teknolojik sürecin zorunlu bir parçası” sayılıp sayılamayacağı tartışmalıdır. Üçüncü olarak ise, eğitim amacıyla yapılan veri işleme faaliyetlerinin meşru kullanım kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği henüz açık ve kesin bir hukuki çerçeveye kavuşturulmamıştır.


Türk hukukunda bu meseleye ilişkin henüz yerleşik bir içtihat ya da açık bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Avrupa Birliği’nin 2024 tarihli Yapay Zekâ Yasası ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın yakın tarihli içtihadı, bu alanda önemli referanslar sunmaya başlamış olsa da, henüz kesin ve genel kabul görmüş bir çözüm ortaya çıkmamıştır. Benzer şekilde, Alman ve Amerikan mahkemelerinde görülmekte olan emsal davalar da meselenin sınırlarını zaman içinde daha da belirginleştirecektir.


8. Türk Hukukundaki Normatif Boşluklar ve Değerlendirme

8.1. FSEK m. 22/3'ün Yetersizliği

FSEK m. 22/3’teki geçici kopya istisnasının yalnızca “bilgisayar programlarının normal kullanımı” ile sınırlandırılmış olması, günümüz dijital ekosisteminin teknik ve hukuki gerçeklikleriyle bağdaşmamaktadır. Bu dar kapsamlı düzenleme, uygulamada dört temel sorun doğurmaktadır. İlk olarak, internet taraması sırasında otomatik olarak oluşan önbellek kopyaları bu istisnanın dışında kalmaktadır. İkinci olarak, CDN ve proxy sistemleri aracılığıyla meydana gelen kopyalar bakımından yeterli bir yasal güvence bulunmamaktadır. Üçüncü olarak, arama motoru indeksleme kopyalarının hukuki niteliği açık ve öngörülebilir bir şekilde belirlenebilmiş değildir. Dördüncü olarak ise yapay zekâ eğitim süreçlerinde ortaya çıkan kopyalar bakımından mevcut düzenleme tamamen yetersiz ve çözümsüz durumdadır.


8.2. Öğretideki Çözüm Yaklaşımları

Türk hukuku öğretisinde, dijital ortamdaki geçici çoğaltma sorununa ilişkin normatif boşluğun giderilmesi amacıyla üç temel yaklaşım öne çıkmaktadır.


İlk yaklaşım olan analogik yorum görüşüne göre, FSEK m. 22/3 hükmü yalnızca yazılım kullanımına özgü dar bir düzenleme olarak değerlendirilmemeli; aksine dijital içeriklerin işlenmesi sürecinde teknik zorunluluk olarak ortaya çıkan tüm geçici çoğaltmaları kapsayacak şekilde geniş ve amaçsal bir yoruma tabi tutulmalıdır.

İkinci yaklaşım, uluslararası uyum perspektifine dayanmaktadır. Bu görüşe göre, Avrupa Birliği InfoSoc Direktifi m. 5(1) ile Avrupa Birliği Adalet Divanı (CJEU) içtihadı, FSEK m. 30-43 arasında düzenlenen serbest kullanım istisnalarının yorumlanmasında yol gösterici ve tamamlayıcı bir referans kaynağı olarak dikkate alınmalıdır.

Üçüncü ve en köklü çözüm önerisi ise yasal reform yaklaşımıdır. Bu görüş, mevcut normatif boşluğun yorum yoluyla giderilmesinin yeterli olmayacağını, bu nedenle FSEK’e InfoSoc Direktifi m. 5(1)’de öngörülen koşulları karşılayan ve tüm dijital geçici çoğaltmaları kapsayan açık, kapsamlı ve sistematik bir düzenlemenin eklenmesini zorunlu görmektedir.


8.3. Anayasal Çerçeve: İfade Özgürlüğü ve Mülkiyet Hakkı

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü, günümüz dijital çağında yalnızca düşünceyi açıklama ve yayma hakkını değil, aynı zamanda internete erişim ve bilgiye ulaşma imkânını da içermektedir. Bu bağlamda, dijital ortamda ortaya çıkan geçici kopyaların telif hakkı ihlali olarak değerlendirilmesi, ifade özgürlüğünün özüne müdahale edebilecek ve internet kullanımını fiilen işlevsiz hale getirebilecek sonuçlar doğurabilir.


Buna karşılık, Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, eser sahiplerinin mali ve manevi haklarını koruma altına alarak telif hukukunun anayasal temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla geçici çoğaltma meselesi, yalnızca teknik bir telif sorunu değil, aynı zamanda iki temel hakkın çatıştığı bir anayasal denge problemidir.

Bu çerçevede, ifade özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasında kurulacak denge, ölçülülük ilkesi ışığında belirlenmeli; özellikle dijital iletişimin teknik zorunlulukları göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelebilecek olası bir uyuşmazlıkta, geçici çoğaltmaların hukuki niteliği değerlendirilirken bu dengeleyici yaklaşımın belirleyici olması beklenir.


10.Sonuç

Türk hukuku, dijital ortamdaki geçici çoğaltma olgusu karşısında belirgin bir normatif eksiklikle karşı karşıyadır. FSEK m. 22/3’te yer alan sınırlı ve dar kapsamlı düzenleme, çağdaş internet ekosisteminin teknik gerçekliklerini karşılamaktan uzaktır ve Avrupa Birliği hukukunun ulaştığı esneklik ile öngörülebilirlik seviyesinin gerisinde kalmaktadır.

Bu eksikliğin giderilebilmesi için öncelikli reform adımı, FSEK’e InfoSoc Direktifi m. 5(1)’de öngörülen beş koşulu karşılayan kapsamlı bir geçici çoğaltma istisnasının eklenmesidir. Söz konusu düzenleme; tarayıcı önbelleği, proxy kopyaları, streaming süreçlerinde oluşan tampon bellek verileri ve arama motoru indeksleme kopyaları gibi teknik açıdan zorunlu çoğaltmaları açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde hukuki güvence altına almalıdır. Yapay zekâ eğitim süreçlerinde ortaya çıkan çoğaltmalar ise, uluslararası gelişmeler yakından izlenerek, ayrı ve özel bir düzenleme çerçevesinde ele alınmalıdır.


Reform süreci tamamlanıncaya kadar ise Türk mahkemelerine önemli bir rol düşmektedir. Bu bağlamda mahkemeler, FSEK m. 22/3 hükmünü amaçsal ve geniş yorumlamak; Bern Sözleşmesi’nde yer alan üç aşamalı testi esas almak ve Avrupa Birliği Adalet Divanı (CJEU) içtihadından karşılaştırmalı hukuk perspektifiyle yararlanmak suretiyle mevcut boşluğu doldurmalıdır. Zira geçici çoğaltma istisnasının yokluğu, yalnızca teknik bir hukuki eksiklik değil; internetin işleyişini potansiyel bir ihlal alanına dönüştürme riski taşıyan, sistemik ve varoluşsal nitelikte bir sorundur.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. Bir web sayfasını ziyaret etmek Türkiye'de telif hakkı ihlali mi?

Teorik olarak FSEK m. 22'nin geniş lafzı; bu kopyaları kapsıyor gibi görünse de bu sonuç hukuki açıdan kabul edilemez ve pratik olarak savunulamaz. FSEK m. 22/3; bilgisayar programlarının kullanımı için açık bir istisna öngörmektedir. Web tarama kopyaları bakımından ise doğrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Türk mahkemelerinin bu sorunu; CJEU Meltwater içtihadını karşılaştırmalı kaynak olarak kullanmak ve Bern Sözleşmesi'nin üç aşamalı testini uygulamak suretiyle çözmesi beklenmektedir.


2. Google, web sitemi indekslerken hakkımı ihlal ediyor mu?

Türk hukuku bu soruya kesin yanıt vermemektedir. AB hukukunda arama motoru kopyaları; m. 5(1) istisnası kapsamında değerlendirilmekle birlikte Infopaq kararı kısıtlayıcı bir yorum benimsemektedir. ABD'de DMCA § 512(b); arama motoru önbellek kopyalarını açıkça güvence altına almaktadır. Türk hukukunda bu mesele yargısal içtihatla çözümlenmemiştir. Pratik çözüm için robots.txt dosyası ve meta etiketleri aracılığıyla indeksleme tercihlerinizi yönetmeniz önerilmektedir.


3. Spotify'da müzik dinlemek çoğaltma hakkını kullanıyor mu?

Hayır. Streaming sırasında oluşan tampon kopyalar; teknolojik sürecin zorunlu parçasını oluşturan ve bağımsız ekonomik değer taşımayan geçici kopyalardır. CJEU'nun FAPL kararı; tampon kopyaların geçici kopya istisnasından yararlandığını açıkça ortaya koymuştur. Türk hukukunda benzer sonuca ulaşılması gerekmektedir; zira FSEK'in aksi bir yorumu streaming hizmetlerini fiilen imkânsız kılardı.


4. CDN hizmetim kopyalama yapıyor mu? Lisans almam gerekir mi?

Bu mesele tartışmalı olmaya devam etmektedir. Kopyalar gerçek anlamda geçici ve teknik zorunluluktan kaynaklıyorsa lisans gerekmeyebilir. Ancak kopyalar uzun süre saklanıyorsa ya da bağımsız ticari değer üretiyorsa lisanslama yükümlülüğü doğabilecektir. Özellikle büyük ölçekli CDN operasyonları için hukuki danışmanlık alınması ve içerik sağlayıcıyla sözleşmede bu meseleyi netleştirmek önerilmektedir.


5. Yapay zeka modelimi eğitmek için telif korumalı içerikleri geçici olarak işlemek hukuka aykırı mı?

Bu mesele hem Türkiye'de hem de dünya genelinde tartışmalı olmayı sürdürmektedir. Geçici kopya istisnasının yapay zeka eğitim süreçlerine uygulanması konusunda Türk hukukunda içtihat bulunmamaktadır. Eğitim kopyaları bağımsız ekonomik değer ürettiğinden geçici kopya istisnasının uygulanması güçtür. Metin ve veri madenciliği istisnasının (text and data mining exception) iç hukuka aktarılması; bu meseleyi çözen en kapsamlı mekanizma olacaktır. AB AI Yasası'ndaki gelişmelerin takip edilmesi önerilmektedir.


6. Türk hukukunda geçici kopyalar için kapsamlı bir reform ne zaman bekleniyor?

Türkiye'nin AB uyum müzakereleri; InfoSoc Direktifi m. 5(1)'in iç hukuka aktarılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu reform henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte, AB uyum süreci kapsamında FSEK'te yapılacak değişikliklerle birlikte gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Reform gerçekleşene kadar mahkemeler karşılaştırmalı içtihat yoluyla boşluğu doldurmak zorunda kalacaktır.

Bu sayfada yer alan tüm içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacıyla sunulmakta olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz ve avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz; her somut olayın kendi koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gerektiğinden, burada yer alan bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğabilecek sonuçlar bakımından sorumluluk kabul edilmez. Aynı zamanda bu web sitesindeki tüm metin, görsel ve içerikler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmakta olup, izinsiz kopyalanması, çoğaltılması veya kullanılması yasaktır; aksi kullanım halinde hukuki ve cezai yollara başvurma hakkı saklıdır.

bottom of page