top of page

Yurtdışındaki Borçlu Şirketin Türkiye'deki İştiraklerine Haciz Koyma

1. Giriş

Küreselleşen ticari ilişkiler, sınır ötesi alacak tahsilatını günümüzün en karmaşık ve en tartışmalı hukuki meselelerinden biri hâline getirmektedir. Yabancı bir şirketin Türkiye'de bir veya birden fazla iştiraki bulunduğu durumlarda, söz konusu şirketten alacaklı olan tarafın iştiraklerin payları veya varlıkları üzerine haciz koyması, hem uluslararası özel hukuk hem de Türk icra ve iflâs hukuku açısından son derece kritik sorular doğurmaktadır.

İştirak haczi; ana şirket ile iştiraki arasındaki tüzel kişilik perdesinin korunup korunmayacağı, iştirakin bağımsız hukuki kimliğinin hacze engel teşkil edip etmeyeceği ve Türk mahkemelerinin yabancı mahkeme kararlarını tanıyıp tanımayacağı meselelerini bir arada barındırmaktadır. Bu karmaşık tablo, alacaklıları hem hukuki strateji seçimi hem de usul süreci açısından son derece dikkatli olmaya zorlamaktadır.

Bu makale; yurtdışındaki borçlu şirketin Türkiye'deki iştiraklerine haciz koyulabilmesinin hukuki koşullarını, başvurulabilecek usul yollarını, tüzel kişilik perdesinin aşılması doktrinini ve uygulamada karşılaşılan başlıca güçlükleri kapsamlı biçimde ele almaktadır.


2. Hacizin Hukuki Çerçevesi ve Temel Kavramlar

2.1. İştirak Kavramı ve Hukuki Niteliği

Türk Ticaret Kanunu'nun 195. maddesi uyarınca, bir ticaret şirketinin diğer bir ticaret şirketinde doğrudan veya dolaylı olarak hâkim konumda bulunması hâlinde aralarında hâkimiyet ilişkisi doğmakta; bu ilişki şirketler topluluğunun temel unsurunu oluşturmaktadır. İştirak; ana şirketin sermayesine katıldığı ya da yönetimini etkileyebildiği bağlı ortaklığı ifade etmektedir.

Hukuki açıdan belirleyici olan husus şudur: iştiraki ne denli bağımlı olursa olsun, hukuken ana şirketten ayrı ve bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu bağımsızlık ilkesi; alacaklının iştirake haciz koyabilmesi için yalnızca ana şirketle olan alacak ilişkisinin yeterli sayılmayacağını, aksine bağımsız bir hukuki dayanak aranacağını ortaya koymaktadır. Bu nedenle alacaklı, aşağıdaki alternatif yollardan birini izlemek durumundadır:

-  Ana şirketin Türkiye'deki iştiraki üzerindeki pay haklarını veya alacaklarını haczettirmek,

-  İştirakin bağımsız bir borçlu sıfatıyla aleyhine takip başlatılmasını sağlamak,

-  Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla iştirak varlıklarını ana şirketin borçlarından doğrudan sorumlu tutmak.


2.2. Haczedilebilecek Varlık Türleri

Yurtdışındaki borçlu şirketin Türkiye'deki iştiraki üzerinde alacaklının başvurabileceği iki temel haciz türü mevcuttur. Bunlar; ana şirketin elinde bulundurduğu iştirake ait pay senetleri ve ortaklık payları üzerine konulacak pay haczi ile iştirakin bizzat kendi varlıkları, banka hesapları, taşınmazları veya alacakları üzerine konulacak varlık haczidir. İkinci yol, iştirakin ya da bu birleşmenin perdesinin kaldırıldığı durumlarda gündeme gelmektedir.


3. Ana Şirketin İştirake Ait Paylarının Haczi

3.1. Pay Haczinin Hukuki Dayanağı

Yurtdışındaki borçlu şirketin Türkiye'deki bir anonim şirket veya limited şirkette ortaklık payı bulunması hâlinde, söz konusu paylar İcra ve İflâs Kanunu'nun 94. maddesi ve devamı hükümleri çerçevesinde haczedilebilir. Bu yol; tüzel kişilik perdesinin aşılmasını gerektirmeksizin ve iştirakin hukuki kimliğini doğrudan etkilemeksizin alacaklıya güçlü bir güvence sağlar.

Pay haczinin pratik değeri ise özellikle şu açıdan belirgindir: alacaklı, iştirakin faaliyetlerine doğrudan müdahale etmeksizin ana şirketin ortaklık haklarını bloke ederek borçluyu müzakere masasına oturmaya zorlayabilmektedir. Haczedilen paylar üzerindeki oy hakları ve kâr payı alacakları da hacze tabi olduğundan, borçlu şirketin Türkiye'deki yatırımından elde edeceği ekonomik getiri fiilen dondurulmuş olur.


3.2. Pay Haczinin Usulü

Pay haczinde izlenecek usul, iştirakin türüne göre farklılık göstermektedir:

-  Anonim şirketlerde: Hisse senetleri nama veya hamiline yazılı olabilir. Nama yazılı paylar için icra müdürlüğü aracılığıyla şirketin pay defterine şerh düşürülmesi ve Merkezi Kayıt Kuruluşu'na (MKK) bildirim yapılması zorunludur. Hamiline yazılı paylar ise fiilen el konularak haczedilir.

-  Limited şirketlerde: Ortaklık payları pay defterine işlenerek haczedilir; icra müdürlüğü şirkete haciz şerhini yazılı olarak bildirir.

-  Borsa'da işlem gören şirketlerde: MKK nezdinde tutulması zorunlu elektronik kayıtlar üzerine haciz şerhi işlenir.


3.3. Pay Haczinin Sınırları ve Riskleri

Pay haczi; alacağın tahsilinde doğrudan bir sonuç vermeyebilir. Zira hacizli payların icra yoluyla satışında alıcı bulunamaması, payların değerinin alacak tutarının çok altında kalması veya iştirakin kendi borçlarının öncelikli olması gibi riskler söz konusudur. Bu nedenle pay haczi, çoğunlukla asıl alacağın tahsilini sağlayan bir yol olmaktan ziyade borçluyu uzlaşmaya zorlayan bir baskı aracı işlevi görmektedir.


4. Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Doktrini

4.1. Doktrinin Temel İlkeleri

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması (piercing the corporate veil), Anglo-Amerikan hukukundan beslenerek birçok hukuk sistemine yerleşmiş bir doktrindir. Türk hukukunda bu doktrinin doğrudan yasal dayanağı bulunmamakla birlikte, Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri ve Türk Medeni Kanunu'nun hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen 2. maddesi, uygulamada bu doktrinin hukuki zeminini oluşturmaktadır.

Türk Yargıtay içtihadı; tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını istisnai bir tedbir olarak değerlendirmekte ve bu yola ancak belirli ağır koşulların varlığı hâlinde başvurulabileceğini kabul etmektedir. Başvurulan temel kriterler şunlardır:

-  Tüzel kişiliğin kötüye kullanımı: Ana şirketin iştiraki alacaklılardan mal kaçırmak, sorumluluktan kurtulmak veya sahte bir bağımsızlık görüntüsü yaratmak amacıyla araçsallaştırması.

-  Ekonomik özdeşlik: Ana şirket ile iştirak arasında yönetim, finansman, personel veya ticari faaliyetler bakımından fiilî bir ayrışmanın bulunmaması.

-  Hakkın kötüye kullanılması: Tüzel kişilik zırhının bilinçli olarak alacaklıları zarara uğratmak amacıyla kullanılması.


4.2. TTK'nın Şirketler Topluluğu Hükümleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 195-209. maddeleri arasında düzenlenen şirketler topluluğuna ilişkin hükümler, ana şirketin bağlı ortaklıklar üzerindeki hâkimiyetini ve bu hâkimiyetin sınırlarını belirlemektedir. Bu çerçevede son derece önem taşıyan iki düzenleme öne çıkmaktadır.

Birincisi, TTK'nın 202. maddesidir. Bu madde uyarınca hâkim şirketin talimatıyla bağlı ortaklığın zarara uğratılması hâlinde, bağlı ortaklığın azınlık pay sahiplerinin ve alacaklılarının hâkim şirkete karşı doğrudan dava hakkı doğmaktadır. Bu hüküm; alacaklılar açısından iştirake yönelik bir güvence aracı işlevi görmekte ve perdenin kaldırılması için bağımsız bir yasal dayanak sunmaktadır.

İkincisi, TTK'nın 203. maddesidir. Bu madde ise tam hâkimiyet ilişkisinin varlığı hâlinde —yani hâkim şirketin bağlı ortaklığın tüm paylarına sahip olduğu durumlarda— talimat hakkının kapsamını ve sınırlarını düzenlemektedir. Söz konusu koşulların somut olayda karşılandığının ispatlanması hâlinde, alacaklının iştirake karşı doğrudan hukuki işlem başlatması mümkün olabilmektedir.


4.3. Perdenin Kaldırılmasının İspat Yükü ve Güçlükleri

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması; Türk mahkemelerinde yüksek bir ispat eşiğine tabi tutulmaktadır. Alacaklının ispat etmesi gereken başlıca olgular şunlardır:

-  Ana şirket ile iştirakin yönetiminin, hesaplarının veya operasyonel süreçlerinin fiilî olarak iç içe geçmiş olduğu,

-  Bu iç içe geçmişliğin alacaklının alacağının doğması veya tahsilinin engellenmesi süreciyle doğrudan ilişkili olduğu,

-  Ayrı tüzel kişiliklere sahip olmanın gerçek bir ticari amaca değil, sorumluluktan kaçma amacına hizmet ettiği.

Bu olgular ancak kapsamlı bir delil faaliyetiyle —şirket kayıtları, muhasebe belgeleri, banka ekstreleri, yönetim kurulu kararları ve şirket yazışmalarının incelenmesiyle— ortaya konulabilmektedir. Bu nedenle perde kaldırma davası; hem zaman hem de maliyet açısından son derece yüksek bir hukuki çabayı zorunlu kılmaktadır.


5. Yabancı Mahkeme Kararının Tanınması ve Tenfizi Yoluyla Haciz

5.1. Tenfiz Kararı ve İcra Sürecine Etkisi

Alacaklının yabancı bir mahkemede borçlu şirket aleyhine kesinleşmiş bir ilâm elde etmiş olması hâlinde, Türkiye'deki iştirake yönelik icra işlemlerinin başlatılabilmesi için bu kararın Türk mahkemelerince tanınması ve tenfiz edilmesi zorunludur. Bu süreç, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 50-59. maddeleri çerçevesinde yürütülmektedir.

Tenfiz kararının verilebilmesi için Türk hukukunun aradığı koşullar şunlardır:

-  Karar veren yabancı devletle Türkiye arasında karşılıklılık ilkesinin geçerli olması,

-  Yabancı mahkemenin yetkisinin Türk hukuku açısından da kabul edilebilir nitelikte olması,

-  Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması,

-  Davalının usule uygun biçimde tebligat yoluyla davaya davet edilmiş olması,

-  Aynı dava konusu için Türk mahkemelerinde açılmış bir davanın mevcut olmaması.


5.2. Tenfiz Kararının Hacze Etkisi

Tenfiz kararının kesinleşmesinin ardından alacaklı, bu kararı Türkiye'de ilamlı icra takibinin dayanağı olarak kullanabilir. Ancak burada kritik bir hukuki sınır öne çıkmaktadır: tenfiz edilmiş karar yalnızca kararın davalısı olan borçlu şirket aleyhine icra edilebilir; iştirakin kendisi o davada taraf değilse, kararın doğrudan iştirake karşı uygulanması mümkün olmayacaktır.

Bununla birlikte tenfiz kararı, ana şirketin Türkiye'deki iştirake ait paylarının haczi için güçlü bir hukuki temel oluşturmaktadır. Zira tenfiz kararıyla Türk mahkemelerinde kesinleşmiş bir alacak belgesi elde edilmiş olur; bu belge hem ihtiyati haciz hem de kesin haciz taleplerinde mahkemeye sunulabilecek en güçlü delil niteliğini taşır.


5.3. Tenfiz Sürecinde Karşılaşılan Pratik Güçlükler

Yabancı mahkeme kararının tenfizi; Türk mahkemelerinde ortalama altı aydan iki yıla kadar uzayabilen bir yargılama sürecini gerektirmektedir. Bu süre zarfında borçlu şirketin iştirake ait payları elden çıkarma ya da sermaye yapısını yeniden düzenleme yoluyla alacaklının haciz girişimini boşa çıkarması riski mevcuttur. Bu nedenle alacaklının, tenfiz davası sürerken Türk mahkemelerinden eş zamanlı olarak ihtiyati haciz kararı alması büyük stratejik önem taşımaktadır.


6. İhtiyati Haciz ve Geçici Tedbir

6.1. İhtiyati Hacizin Önemi

İhtiyati haciz; alacaklının asıl alacak davası veya icra takibi sonuçlanmadan önce borçlunun malvarlığını güvence altına almasını sağlayan geçici hukuki koruma tedbiridir. Yurtdışındaki bir borçlu şirketin Türkiye'deki iştiraki söz konusu olduğunda, ihtiyati haciz özellikle şu nedenlerle hayati önem kazanmaktadır:

-  Tenfiz davası devam ederken iştirakin paylarının elden çıkarılması riskinin önlenmesi,

-  Borçlu şirketin iştiraki yeniden yapılandırarak veya tasfiyeye sokarak varlıkları eritme ihtimalinin engellenmesi,

-  Alacaklının asıl davayı kazansa dahi tahsilât yapacak bir varlık kalmaması riskinin bertaraf edilmesi.


6.2. İhtiyati Hacizin Koşulları ve Usulü

İcra ve İflâs Kanunu'nun 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için şu koşulların bir arada bulunması gerekmektedir: alacağın rehinle teminat altına alınmamış olması, alacağın para alacağı niteliği taşıması ve borçlunun ikametgâhının bulunmaması, borçlunun kaçma hazırlığında olması ya da alacağın tehlikeye girdiğini gösteren somut emarelerin mevcut olması.

Yurtdışında yerleşik bir şirketin Türkiye'deki iştiraki söz konusu olduğunda ise Türk mahkemeleri pratikte ihtiyati hacze daha kolay onay vermektedir. Zira borçlunun yurt dışında bulunması, varlıkların kaçırılmasına ilişkin tehlike unsurunun zaten mevcut olduğunu karine olarak desteklemektedir.


6.3. Teminat Yükümlülüğü ve Haksız Haciz Riski

İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için Türk mahkemesi alacaklıdan teminat göstermesini talep eder. Bu teminat; haksız haciz hâlinde borçlunun veya üçüncü kişilerin uğrayacağı zararı karşılamaya yönelik bir güvencedir. Teminat miktarı mahkemece takdir edilmekle birlikte, uygulamada genellikle alacak miktarının yüzde on beşi ile yüzde yirmi beşi arasında belirlenmektedir.


7. Özel Sorun Alanları

7.1. Uluslararası Tahkim Kararlarının Türkiye'de İcrası

Alacaklı, borçlu şirket aleyhine yabancı bir tahkim mahkemesinde (ICC, LCIA, ICSID vb.) karar almış olabilir. Bu tahkim kararının Türkiye'deki iştirake ait varlıklara karşı icra edilebilmesi için öncelikle Türk mahkemelerinden tenfiz kararı alınması gerekmektedir. Türkiye, 1958 tarihli New York Sözleşmesi'ne taraf olduğundan yabancı tahkim kararlarının tenfizi bu sözleşme çerçevesinde gerçekleştirilmekte; bu durum mahkeme ilâmlarına kıyasla süreci görece basitleştirmektedir.

Ne var ki yine de belirleyici sınır geçerliliğini korumaktadır: tenfiz edilen tahkim kararı yalnızca kararın tarafı olan borçlu şirkete karşı icra edilebilir. Alacaklının iştirakin varlıklarına fiilen ulaşabilmesi için ya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ya da iştirakin bağımsız bir taraf olarak yer aldığı ayrı bir tahkim veya yargılama sürecinin işletilmesi gerekmektedir.


7.2. Devre Dışı Bırakma İşlemleri ve İptal Davaları

Yurtdışındaki borçlu şirketin, alacaklının girişimlerini öğrendikten sonra Türkiye'deki iştirakin paylarını üçüncü kişilere devretmesi, iştiraki tasfiyeye sokması veya varlıklarını başka bir yapıya aktarması ihtimali son derece gerçekçidir. Bu tür devre dışı bırakma işlemlerine karşı alacaklının başvurabileceği iki temel hukuki mekanizma mevcuttur.

-  İcra İflâs Kanunu'nun 277. maddesinde düzenlenen iptal davası: Borçlunun alacaklıları zarara uğratmak amacıyla gerçekleştirdiği tasarruf işlemlerinin iptali için açılan bu dava; işlemin gerçekleştirildiği tarih itibarıyla borçlunun ödeme güçlüğü içinde olduğunun ve karşı tarafın bu durumu bildiğinin ya da bilebilecek konumda olduğunun kanıtlanmasını gerektirmektedir.

-  Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde düzenlenen muvazaa hükümlerine dayalı dava: Payların devri veya yapısal değişikliğin gerçek bir ticari amaca değil, alacaklıları zarara uğratma amacına dayandığının ispatlanması hâlinde bu işlem iptal edilebilmektedir.


7.3. Çok Katmanlı Yapılarda Dolaylı İştirak Haczi

Yabancı borçlu şirketin Türkiye'deki iştirake dolaylı olarak —yani aradaki bir holding veya ara şirket vasıtasıyla— sahip olduğu durumlarda, haciz mekanizması daha da karmaşık bir nitelik kazanmaktadır. Bu yapılarda alacaklı, zincirin her halkasındaki payları ayrı ayrı haczettirmek zorunda kalabilmektedir. Zira yalnızca en üst katmandaki borçlu şirketin paylarına haciz konulması, zincirleme yapının altındaki Türkiye'deki iştirakin varlıklarına fiilen ulaşmayı sağlamamaktadır.

Bu durum; hukuki süreçlerin birden fazla yargı bölgesinde eş zamanlı yürütülmesini, birden fazla tenfiz kararı alınmasını ve koordineli bir hukuki strateji geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.


8. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Değerlendirme

Yurtdışındaki borçlu şirketin Türkiye'deki iştiraklerine haciz koyma girişimi; teoride güçlü bir tahsilat aracı olmakla birlikte pratikte birçok sistematik güçlüğü barındırmaktadır.

Tenfiz sürecinin uzunluğu, en temel sorun alanını oluşturmaktadır. Yabancı mahkeme kararının Türkiye'de tenfizi; ortalama altı ay ile iki yıl arasında süren bir yargılama gerektirir. Bu süre zarfında borçlunun iştirake ait payları elden çıkarması, yapıyı değiştirmesi veya varlıkları dağıtması her zaman mümkündür. Eş zamanlı ihtiyati haciz başvurusu bu riski önemli ölçüde azaltsa da tenfiz sürecindeki uzunluk alacaklı aleyhine işleyebilmektedir.

İspat güçlüğü de kritik bir engel oluşturmaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davası; son derece kapsamlı ve somut delillere dayanmayı zorunlu kılmaktadır. Uluslararası şirket yapılarında belgelere erişim, bilgi edinme hakları ve keşif süreçleri hukuki ve pratik açıdan son derece güç olabilmektedir.

Pay haczinin sınırlı etkinliği de göz ardı edilemeyecek bir sorundur. Haczedilen payların gerçek piyasa değeri, alacak miktarını karşılamaya yetmeyebilir. İştirakin kendi borçları veya rehinli alacaklıların önceliği, alacaklının pay satışından elde edeceği miktarı önemli ölçüde düşürebilir.

Son olarak çok yargı bölgeli koordinasyon gerekliliği de süreci zorlaştırmaktadır. Borçlu şirket yurtdışında, iştirak ise Türkiye'de faaliyet gösterdiğinden hukuki süreçler birden fazla hukuk sisteminde eş zamanlı olarak yürütülmek zorunda kalınmaktadır. Bu durum; hem maliyet hem de koordinasyon açısından son derece yüksek bir hukuki çabayı gerektirmekte ve deneyimli uluslararası hukuk büroları ile yerel Türk hukuk ekipleri arasındaki koordinasyonun sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.


9. Sonuç

Yurtdışındaki borçlu şirketin Türkiye'deki iştiraklerine haciz koyma; uluslararası özel hukukun, Türk icra hukukunun ve şirketler hukukunun kesişim noktasında yer alan çok katmanlı bir hukuki faaliyet alanını temsil etmektedir.

Alacaklılar açısından başarının anahtarı proaktif ve katmanlı bir stratejide yatmaktadır: tenfiz sürecini en kısa sürede başlatmak, eş zamanlı ihtiyati haciz kararı almak, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için gerekli delilleri titizlikle toplamak ve iptal davası gibi tamamlayıcı araçları stratejik biçimde kullanmak, bu sürecin temel bileşenlerini oluşturmaktadır.

Borçlu şirket ve iştiraki açısından ise şirket yapılarının bağımsızlığının hem hukuken hem de fiilen korunması, sözleşme ilişkilerinde hukuki kimlik ayrımının net biçimde belirlenmesi ve olası bir alacak uyuşmazlığında çok yargı bölgeli hukuki danışmanlık desteği alınması, maruz kalınacak risklerin asgariye indirilmesinin en etkili yolunu oluşturmaktadır.


10. Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. Yabancı şirketin Türkiye'deki iştiraki borçlu şirketle aynı tüzel kişilik midir?

Hayır. İştirak, ana şirketten hukuken bağımsız ayrı bir tüzel kişiliktir. Bu nedenle ana şirkete karşı elde edilen alacak veya mahkeme kararı, iştirakin varlıklarına doğrudan icra edilemez. Bunun için ya ana şirketin iştirake ait paylarının haczedilmesi ya da tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerekmektedir.


2. Yabancı mahkeme kararı olmadan doğrudan Türk mahkemesinde dava açılabilir mi?

Evet. Alacaklı, yabancı mahkemede dava açmak yerine doğrudan Türk mahkemesinde borçlu şirkete karşı dava açabilir; ancak Türk mahkemesinin yabancı şirket aleyhine yargı yetkisi olup olmadığı 5718 sayılı Kanun çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. Türkiye'de tescilli veya faaliyet gösteren bir iştirak üzerinden Türk mahkemelerinde yargı yetkisi kurulabilmesi ise pratikte bazı hukuki güçlükleri beraberinde getirebilmektedir.


3. İhtiyati haciz ne kadar süre geçerlidir?

İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra alacaklı, kararın icrasından itibaren yedi gün içinde icra takibi veya dava açmakla yükümlüdür; aksi hâlde ihtiyati haciz kendiliğinden kalkar. Yabancı mahkemede dava açılmış olması bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz; Türkiye'de bağımsız bir takip veya tenfiz davasının başlatılması zorunludur.


4. Borçlu şirketin iştiraki sıfırlaması veya tasfiye etmesi ihtimaline karşı nasıl korunulabilir?

Bu riski bertaraf etmenin en etkin yolu, sürecin mümkün olan en erken aşamasında ihtiyati haciz kararı almaktır. Bunun yanı sıra payların temliki veya tasfiye kararına ilişkin geçici tedbir talep edilmesi de mümkündür. Payların zaten elden çıkarılmış olması hâlinde ise İcra İflâs Kanunu'nun 277. maddesi kapsamında tasarrufun iptali davası açılabilir.


5. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davası ile pay haczi eş zamanlı yürütülebilir mi?

Evet, bu iki yol birbirini dışlamaz. Alacaklı; bir yanda ana şirketin iştirake ait paylarını ihtiyati haczettirirken diğer yanda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davasını yürütebilir. Bu katmanlı strateji; tek bir yola bağımlı kalmaksızın birden fazla güvence aracını eş zamanlı olarak aktive etmesi nedeniyle uygulamada sıklıkla tercih edilmektedir.


6. İştirakin kendi alacaklıları payların haczinden önce mi gelir?

Pay haczinde alacaklı, doğrudan iştirakin varlıklarına değil; borçlu ana şirketin o iştirake ait pay haklarına el koymaktadır. Bu nedenle iştirakin kendi alacaklılarıyla bir öncelik çatışması teorik olarak gündeme gelmez. Ancak haczedilen payların satışından elde edilen bedel, iştirakin kendi borç yükümlülükleri nedeniyle düşük olabilir; zira piyasada alıcılar değerleme yaparken iştirakin finansal durumunu da hesaba katmaktadır.


7. Yabancı bir tahkim kararının Türkiye'de tenfizi ne kadar sürer?

Yabancı tahkim kararlarının tenfizi, yabancı mahkeme ilâmlarına kıyasla genel olarak daha hızlı sonuçlanmaktadır; bunun temel nedeni, Türkiye'nin taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi'nin tenfiz koşullarını basitleştiren ve standartlaştıran bir çerçeve sunmasıdır. Bununla birlikte Türk mahkemelerindeki iş yüküne ve davanın özelliklerine göre süreç dört ay ile on sekiz ay arasında değişebilmektedir.


8. Birden fazla ülkedeki iştirak aynı anda haczedilebilir mi?

Evet. Alacaklı, borçlu şirketin farklı ülkelerdeki iştiraklerini eş zamanlı olarak haczettirme yoluna gidebilir. Her ülke kendi iç hukukunu uygulayacak olmakla birlikte, bu paralel strateji; borçluyu müzakere masasına çekme ve kapsamlı bir güvence sağlama açısından son derece etkili bir baskı aracı işlevi görmektedir. Uygulamanın başarısı ise birden fazla ülkedeki hukuk ekiplerinin koordineli biçimde çalışmasına bağlıdır.


9. İştirakin tasfiyesi ihtiyati haczi engeller mi?

Haczin, tasfiye kararından önce tescil edilmesi hâlinde tasfiye süreci ihtiyati haczi ortadan kaldırmaz; ancak tasfiye hukuku devreye girerek alacaklılar arasındaki öncelik sırası yeniden şekillenebilir. Tasfiye kararının haczin tescilinden önce alınmış olması durumunda ise iştirakin paylarına yönelik haciz, tasfiye sürecinin kendine özgü prosedürel çerçevesiyle rekabet etmek zorunda kalacaktır. Bu nedenle erken davranmak ve tasfiye başlamadan önce haczin tescil ettirilmesi kritik önem taşımaktadır.


10. Pay haczi sonucunda iştirakin yönetimine müdahale mümkün müdür?

Türk hukuku çerçevesinde pay haczi; kâr payı alacaklarını ve payların icra yoluyla satışından elde edilecek bedeli kapsar; ancak alacaklıya iştirakin yönetimi üzerinde doğrudan bir müdahale hakkı tanımaz. Oy haklarının kısıtlanması ve önemli yönetim kararlarına müdahale ancak mahkeme kararıyla alınan özel geçici tedbirler yoluyla sağlanabilmektedir; bu yol ise ayrı bir hukuki süreç gerektirmektedir.

bottom of page