top of page

Yabancı Devletlerin Türkiye'deki Ticari Malvarlıklarının Haczi (State Immunity)

1. Giriş

Yabancı bir devletin Türkiye'deki ticari faaliyetleri nedeniyle doğan borçları nedeniyle o devlete ait varlıkların haczi; uluslararası hukukun en zorlu ve en tartışmalı meselelerinden birini oluşturmaktadır. Sorunun özünde, egemenlik ilkesinin temel bir yansıması olan devlet dokunulmazlığı (state immunity) ile alacaklının meşru hak arama özgürlüğü arasındaki derin gerilim yatmaktadır. Bir devlet, diğer devletlerin yargı yetkisine nasıl ve ne ölçüde tabi kılınabilir? Bu sorunun yanıtı; hem Türk iç hukukunun hem de Türkiye'nin bağlı olduğu uluslararası normların birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Tarihsel süreçte benimsenen mutlak dokunulmazlık teorisi, yabancı devletin herhangi bir eyleminin başka bir devletin yargı yetkisi kapsamında olmadığını öngörmekteydi. Ancak uluslararası ticaretin derinleşmesi ve devletlerin giderek artan biçimde ticari aktör sıfatıyla piyasalara girmesiyle birlikte bu mutlak yaklaşım terk edilmiş; devletin egemenlik yetkisi çerçevesinde yaptığı eylemler (acta jure imperii) ile özel hukuk ilişkileri çerçevesinde yaptığı ticari işlemler (acta jure gestionis) arasında ayrım yapan kısıtlı dokunulmazlık teorisi uluslararası alanda hâkim konuma yükselmiştir.

Bu makale; devlet dokunulmazlığının teorik çerçevesini, Türk hukukundaki düzenlemeyi, ticari malvarlıklarının haczine ilişkin koşullar ve sınırları, haczedilebilir ve haczedilemez varlıklar arasındaki ayrımı, uluslararası tahkim kararlarının icrası meselesini ve uygulamada karşılaşılan başlıca güçlükleri kapsamlı biçimde ele almaktadır.


2. Devlet Dokunulmazlığının Teorik Çerçevesi

Devlet dokunulmazlığı; uluslararası hukukun köklü ilkelerinden biri olan par in parem non habet imperium — eşit, eşit üzerinde yargı yetkisi kullanamaz — ilkesine dayanmaktadır. Bu ilke; egemen devletlerin birbiri üzerinde yargı yetkisi kullanmasını meşruiyet bakımından sorunlu kılmaktadır.


2.1. Mutlak Dokunulmazlıktan Kısıtlı Dokunulmazlığa Geçiş

19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında hâkim olan mutlak dokunulmazlık teorisi; yabancı bir devletin, başka bir devletin mahkemelerinde hiçbir koşulda yargılanamayacağını ve malvarlığının haczedilemeyeceğini öngörmekteydi. Bu yaklaşım, egemenlik ilkesinin katı ve sınırsız bir uygulamasını yansıtmaktaydı.

Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletlerin doğrudan ticari faaliyetlere girmeleri, devlet şirketleri kurmaları ve uluslararası piyasalarda borçlanmaları; mutlak dokunulmazlık teorisinin uluslararası ticareti hantallaştırdığı ve özel hukuk alacaklılarını korumasız bıraktığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi. Bu gelişmeler sonucunda kısıtlı dokunulmazlık teorisi uluslararası alanda giderek kabul görmüş; günümüzde büyük çoğunluk tarafından benimsenmiştir.


2.2. Kısıtlı Dokunulmazlık Teorisi: Acta Jure Imperii ve Acta Jure Gestionis Ayrımı

Kısıtlı dokunulmazlık teorisinin belkemiğini oluşturan bu ayrım, yabancı devletin eylemlerini iki kategoriye ayırmaktadır:

•  Acta jure imperii: Devletin egemenlik yetkisi çerçevesinde yaptığı kamu hukuku nitelikli eylemler. Ordu ve savunma faaliyetleri, yasa çıkarma, yargı ve cezai kovuşturma bu kategorinin klasik örnekleridir. Bu tür eylemler bakımından devlet dokunulmazlığı korunmakta; yabancı devlet mahkemelerinde yargılanamaz.

•  Acta jure gestionis: Devletin özel bir ekonomik aktör gibi davranarak gerçekleştirdiği ticari nitelikli eylemler. Ticaret sözleşmeleri, tahvil ihracı, bankacılık işlemleri, taşınmaz alım satımı ve çeşitli hizmet alımları bu kategoride değerlendirilmektedir. Bu tür işlemler bakımından devlet dokunulmazlığı kısıtlanmakta; yabancı devlet, özel bir kişi gibi yargıya tabi kılınabilmektedir.

Bu iki kategori arasındaki sınır her zaman keskin biçimde çizilemez; bir eylemin hangi kategoriye girdiğini belirlemek çoğunlukla karmaşık bir hukuki değerlendirme gerektirir. Mahkemeler bu değerlendirmede eylemin niteliğine mi yoksa amacına mı ağırlık verilmesi gerektiği konusunda farklı yaklaşımlar benimsemektedir.


2.3. Yargı Dokunulmazlığı ile İcra Dokunulmazlığının Ayrımı

Devlet dokunulmazlığı meselesinde kritik öneme sahip ikinci bir ayrım; yargı dokunulmazlığı ile icra dokunulmazlığı arasındaki farktır. Bu iki dokunulmazlık türü birbirinden bağımsız olup her biri ayrı koşullara tabidir.

Yargı dokunulmazlığı; yabancı devletin başka bir devlet mahkemesinde davalı konumuna düşürülmesini engeller. Yabancı devlet, ticari sözleşmeden doğan bir uyuşmazlıkta mahkemeye çıkarılmaya karşı çıkabilmektedir. İcra dokunulmazlığı ise mahkeme kararının verilmesinin ardından bu kararın yabancı devletin malvarlığına karşı icra edilmesini engeller. Önemle vurgulanması gereken husus şudur: Yargı dokunulmazlığından feragat, icra dokunulmazlığından feragat anlamına gelmemektedir. Bir devlet davayı kaybetmiş olsa bile, alacaklı doğrudan o devletin malvarlığına el koyamayabilir.


3. Türk Hukukundaki Düzenleme

Türk hukuku, devlet dokunulmazlığı meselesini sistematik ve kapsamlı bir kanunla düzenlemiş değildir. Bu alan; milletlerarası özel hukuk normları, anayasal ilkeler, uluslararası sözleşmeler ve yargısal içtihat aracılığıyla şekillenmektedir.


3.1. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu (MÖHUK), yabancı unsurlu özel hukuk ilişkilerini ve yabancı mahkeme kararlarının tanınıp tenfizini düzenlemektedir. MÖHUK; devlet dokunulmazlığını doğrudan ve ayrıntılı biçimde ele almamakla birlikte, yabancı devletin taraf olduğu ilişkilerin Türk hukukunda nasıl değerlendirileceğine dair temel çerçeveyi çizmektedir. Türk mahkemeleri; MÖHUK hükümleri çerçevesinde ve uluslararası örf ile adet hukukunu göz önünde bulundurarak devlet dokunulmazlığı meselesini büyük ölçüde içtihat yoluyla geliştirmektedir.


3.2. Türk Yargısının Kısıtlı Dokunulmazlık Yaklaşımı

Türk mahkemeleri; teorik düzlemde kısıtlı dokunulmazlık yaklaşımını benimsemiş olmakla birlikte, bu yaklaşımın somut davalara uygulanmasında zaman zaman tutarsızlıklar göze çarpmaktadır. Yargıtay içtihadı incelendiğinde, Türk mahkemelerinin yabancı devletin ticari nitelikli bir işlem gerçekleştirip gerçekleştirmediğini belirlemede eylemin amacına mı yoksa niteliğine mi ağırlık verdikleri konusunda tutarlı bir çizginin henüz tam anlamıyla oturmadığı görülmektedir. Bu içtihat belirsizliği; alacaklıların mahkeme süreçlerinin sonucunu önceden öngörmesini güçleştirmekte ve hukuki riski artırmaktadır.


3.3. BM Devlet Dokunulmazlığı Sözleşmesi

2004 tarihli BM Devlet Dokunulmazlıkları ve Devlet Mülkiyeti Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi; devlet dokunulmazlığına ilişkin uluslararası standartları kodifiye etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye bu sözleşmeyi henüz onaylamamıştır; ancak söz konusu sözleşmenin içeriği, uluslararası örf ve adet hukukunu yansıttığı kabul edilen bölümler itibarıyla Türk mahkemelerinin yorumlama süreçlerinde referans olarak değerlendirilmektedir. Sözleşme; ticari işlemler, iş sözleşmeleri, taşınmaz uyuşmazlıkları ve tahkim kararlarının icrası gibi kategoriler bakımından devletin yargı dokunulmazlığından yararlanamayacağı durumları ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.


4. Haczedilebilir ve Haczedilemez Malvarlığı

Yabancı devletin Türkiye'deki malvarlığının haczi meselesinde en kritik ayrım; hangi varlıkların hacze konu olabileceği, hangilerinin ise icra dokunulmazlığı kapsamında koruma altında olduğudur.


4.1. Haczedilebilir Ticari Varlıklar

Uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk uygulaması çerçevesinde yabancı devletin aşağıdaki türdeki ticari varlıkları, belirli koşullar altında hacze konu olabilmektedir:

•  Ticari amaçlı banka hesapları: Yabancı devletin ticari faaliyetleri çerçevesinde kullandığı ve diplomatik veya resmi devlet işlemleriyle bağlantısı bulunmayan banka hesaplarındaki fonlar.

•  Ticari gayrimenkul: Yabancı devlete ait olup ticari amaçla kiraya verilen veya işletilen taşınmazlar; büyükelçilik ya da resmi diplomatik tesis olarak kullanılmayan gayrimenkuller.

•  Devlet şirketleri varlıkları: Yabancı devletin kontrolündeki ticari nitelikli kamu şirketlerinin Türkiye'deki varlıkları; ancak bu ayrımın tespiti uygulamada tartışmalı olmaya devam etmektedir.

•  Ticari sözleşmelerden doğan alacaklar: Yabancı devletin Türkiye'de taraf olduğu ticari sözleşmelerden doğan alacak ve para taleplerinin haczi.

•  Ticari amaçlı araç ve gereçler: Devlet işleriyle değil, ticari faaliyetle doğrudan ilgili taşıt ve ekipmanlar.


4.2. Haczedilemeyen Egemenlik Varlıkları

Buna karşılık, aşağıdaki varlıklar uluslararası hukuk çerçevesinde icra dokunulmazlığıyla korunmakta ve kural olarak haczedilemez nitelik taşımaktadır:

•  Diplomatik mülkler ve misyon hesapları: Büyükelçilik, konsolosluk binaları ve diplomatik faaliyetlerde kullanılan araçlar ile bu misyonlara özgülenen banka hesapları, 1961 Viyana Sözleşmesi kapsamında güçlü bir dokunulmazlık zırhıyla korunmaktadır.

•  Merkez bankası rezervleri ve fon varlıkları: Yabancı devletin merkez bankasına ait rezervler ile egemenlik varlık fonlarındaki varlıklar uluslararası uygulamada genel olarak haczedilemez sayılmaktadır.

•  Askeri mülk ve teçhizat: Savunma ve güvenlik amaçlı kullanılan her türlü varlık.

•  Kamuya tahsis edilmiş kültürel mülkler: Müzeler, arşivler ve kültürel miras kapsamındaki eserler.

•  Devlet arşivleri: Resmi devlet kayıtları ve diplomatik yazışmalar.


4.3. Karma Kullanım

Uygulamada en fazla ihtilaf doğuran durum, hem ticari hem de egemenlik amaçlarına birlikte hizmet eden karma kullanımlı varlıklardır. Yabancı bir devletin Türkiye'deki banka hesabı hem diplomatik giderleri hem de ticari işlem ödemelerini kapsıyorsa bu hesabın tamamına mı yoksa yalnızca ticari kısma mı haciz uygulanabileceği sorusu ciddi bir tartışma konusuna dönüşmektedir. Türk mahkemeleri bu tür davalarda karma kullanımı titizlikle incelemekte; ancak içtihadın henüz yeterince olgunlaşmadığı görülmektedir.


5. Dokunulmazlıktan Feragat ve Sözleşmesel Düzenlemeler

Devlet dokunulmazlığı meselesinde en önemli pratik araçlardan biri, devletin dokunulmazlıktan önceden feragat etmesidir. Bu feragat; yabancı devletle ticari ilişki kuran özel hukuk kişilerine, alacaklarının icrasında kritik bir güvence sağlamaktadır.


5.1. Sözleşmede Dokunulmazlıktan Feragat

Yabancı devletlerle yapılan ticari sözleşmelere; dokunulmazlıktan feragat, yargı yetkisi ve icra yetkisi konularında açık hükümler eklenmesi, uygulamada en etkili koruma mekanizmasını oluşturmaktadır. Bu hükümler genellikle şu unsurları kapsamaktadır:

•  Belirli bir devlet mahkemesinin veya tahkim kurumunun yargı yetkisinin kabul edilmesi.

•  Hem yargı dokunulmazlığından hem de icra dokunulmazlığından açıkça vazgeçilmesi; bu iki feragatin sözleşmede birlikte ve ayrı ayrı yer alması büyük önem taşımaktadır.

•  Devletin belirli kategorilerdeki varlıklarının hacze konu olabileceğinin açıkça teyit edilmesi.

•  Tahkim şartı: Uluslararası ticarette yabancı devletle tahkim anlaşması yapılması, yargı dokunulmazlığını önemli ölçüde aşmanın en yaygın yoludur.


5.2. Feragatin Sınırları

Dokunulmazlıktan feragat her durumda koşulsuz ve sınırsız sonuçlar doğurmamaktadır. Diplomatik mülkler üzerindeki icra dokunulmazlığı; Viyana Sözleşmesi'nden kaynaklanan ve özel sözleşme hükümleriyle aşılamayacak niteliktedir. Bunun yanı sıra bazı devletlerin iç hukuku, hükümet yetkililerinin dokunulmazlıktan feragat yetkisini kısıtlamakta; bu durum sözleşmede yer alan feragat hükmünün ilerleyen süreçte tartışmaya açılmasına zemin hazırlamaktadır.


6. Uluslararası Tahkim Kararlarının Türkiye'de İcrası

Yabancı bir devlete karşı elde edilen uluslararası tahkim kararının Türkiye'de icra edilmesi; bu alanın en pratik ve en zorlu boyutunu temsil etmektedir.


6.1. New York Sözleşmesi Çerçevesi

Türkiye'nin 1991 yılında taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi; yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin temel uluslararası çerçeveyi oluşturmaktadır. Sözleşme kapsamında Türk mahkemelerinin tenfiz talebini reddedebilmesi ancak sınırlı sayıda gerekçeye dayanabilmektedir. Bu gerekçeler arasında kamu düzeni ihlali ve devletin usule aykırı temsili öne çıkmaktadır.

Bununla birlikte New York Sözleşmesi; tenfiz kararının verilmesinden sonra kararın yabancı devlet malvarlığına karşı icra edilmesini kendiliğinden sağlamamaktadır. Tenfiz kararı alınması ile fiili icra arasında köprü kurulması; ayrı bir hukuki sürecin yürütülmesini ve devlet dokunulmazlığı engelinin aşılmasını gerektirmektedir.


6.2. Yatırım Tahkimi ve ICSID Kararları

Devlet ile yabancı yatırımcı arasındaki uyuşmazlıklarda ICSID (Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözüm Merkezi) tahkimi özel bir önem taşımaktadır. Türkiye'nin ICSID Sözleşmesi'ne taraf olması; ICSID kararlarının iç hukukta doğrudan icra edilebilir nitelik kazanması sonucunu doğurmaktadır. Ancak bu icra edilebilirlik, hangi varlıkların hacze konu olabileceği sorusunu otomatik olarak çözmemekte; icra dokunulmazlığı meselesi yine ayrıca ele alınmak zorunda kalmaktadır.


6.3. Tenfiz Sürecinde Devlet Dokunulmazlığı İtirazı

Uygulamada yabancı devletler; tenfiz aşamasında devlet dokunulmazlığı itirazını sıkça gündeme taşımaktadır. Bu itirazların Türk mahkemelerinde değerlendirilmesinde belirleyici olan başlıca faktörler şunlardır:

•  Tahkim kararının dayandığı uyuşmazlığın ticari mi yoksa egemenlik nitelikli mi olduğu.

•  Devletin tahkim sürecine katılım biçimi ve sözleşmedeki feragat hükmünün kapsamı.

•  Haczedilmek istenen varlığın ticari mi yoksa egemenlik amacına mı tahsis edildiği.

•  Tenfizin Türk kamu düzeniyle bağdaşıp bağdaşmadığı.


7. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Değerlendirme

Yabancı devletin Türkiye'deki ticari malvarlığının haczi; teoride mümkün olduğu kabul edilmekle birlikte pratikte son derece güç bir süreç olma özelliğini korumaktadır.

En temel sorun, ticari ve egemenlik kullanımı arasındaki ayrımın belirsizliğidir. Bir varlığın hem ticari hem de egemenlik amacına hizmet ettiği karma durumlarda; hangi kısmın hacze tabi olduğunun tespit edilmesi, Türk mahkemelerinde kapsamlı bir delil ve bilirkişi sürecini zorunlu kılmaktadır. Bu süreç, hem maliyetli hem de öngörülemeyen sonuçlar doğurabilmektedir.

İkinci önemli güçlük, diplomatik baskı riskidir. Bir yabancı devletin malvarlığına haciz uygulanması; hukuki bir işlemin çok ötesine geçerek ciddi bir diplomatik boyut kazanabilmektedir. Türk makamları zaman zaman hukuki ve siyasi değerlendirmeleri dengelemek durumunda kalmakta; bu durum özellikle büyük devletlerin söz konusu olduğu davalarda mahkeme süreçlerini dolaylı biçimde etkileyebilmektedir.

Üçüncü sorun, varlıkların tespit edilmesindeki güçlüktür. Özellikle para cezası veya tazminata ilişkin kararlarda alacaklı, yabancı devletin Türkiye'deki ticari nitelikli varlıklarını tespit etmek zorundadır. Bu süreç çoğunlukla Türk Ticaret Sicili, tapu kayıtları ve bankacılık sistemleri üzerinden izleme gerektirmekte; ancak devletin varlıklarının hangi hukuki yapılar çerçevesinde tutulduğuna ilişkin şeffaflık her zaman sağlanamamaktadır.

Son olarak icra dokunulmazlığının yargı dokunulmazlığından bağımsız işlemesi meselesi de önemli bir pratik engel oluşturmaktadır. Davasını kazanan alacaklı; aynı engeli icra aşamasında da aşmak zorundadır. Yabancı devlet ticari işlemde yargı dokunulmazlığından feragat etmiş olsa bile, icra aşamasında belirli varlıklar için ayrı bir dokunulmazlık güvencesi ileri sürebilmektedir.


8. Stratejik Yaklaşımlar ve Önleyici Tedbirler

Yabancı devletle ticari ilişki kuran özel hukuk kişilerinin, olası bir alacak uyuşmazlığına karşı hazırlıklı olması için sözleşme aşamasından başlayarak stratejik bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşımaktadır.


8.1. Sözleşme Tasarımında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Yabancı devletle yapılacak ticari sözleşmelerin aşağıdaki unsurları açıkça içermesi, ileride doğabilecek icra güçlüklerini önemli ölçüde azaltmaktadır:

•  Hem yargı hem de icra dokunulmazlığından ayrı ayrı ve açık biçimde feragat eden hükümler.

•  Güvenilir bir uluslararası tahkim kurumu ve yeri belirlenmesi: ICSID, ICC veya LCIA gibi kurumlar tercih edilebilir.

•  Uygulanacak hukuk seçiminin açıkça yapılması ve bu hukukun devlet dokunulmazlığını kısıtlayıcı bir yaklaşım benimseyip benimsemediğinin değerlendirilmesi.

•  Devletin doğrudan mülkiyetindeki ticari varlıkların teminat olarak gösterilmesi ya da teminat mektubu alınması.

•  Ödeme garantisi için akreditif veya banka garantisi mekanizmalarının sözleşmeye eklenmesi.


8.2. Alacağın Doğmasından Sonraki Süreç

Alacak doğduktan sonra alacaklının izlemesi gereken strateji şu sıralamayla kurgulanmalıdır: Tahkim veya yargı kararı alınmasından önce varlık tespiti çalışması başlatılmalı; Türkiye'deki ticari nitelikli devlet varlıkları erken aşamada tespit edilmelidir. Karar verilmeden önce ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talep edilmesi; varlıkların kaçırılması veya devredilmesi riskine karşı korunma sağlar. Birden fazla yargı bölgesinde paralel icra yoluna gidilmesi; özellikle tek bir ülkede icra imkânının sınırlı olduğu durumlarda etkin bir alternatif strateji oluşturmaktadır. Son olarak diplomatik kanalların göz ardı edilmemesi de stratejik bir araç olarak değerlendirilebilir: Bazı durumlarda hükümetler arası müzakere, uzun yargı süreçlerinden daha hızlı bir çözüm üretebilmektedir.


9. Sonuç

Yabancı devletlerin Türkiye'deki ticari malvarlıklarının haczi; uluslararası hukukun en kadim ilkeleriyle çağdaş ticaretin gerçekliklerinin kesiştiği, son derece zorlu ve çok katmanlı bir hukuki alanı temsil etmektedir. Kısıtlı dokunulmazlık teorisi uluslararası alanda giderek pekişmekte; yabancı devletlerin ticari işlemleri bakımından yargı ve icra dokunulmazlığının kapsamını daraltmaktadır. Bununla birlikte bu teorinin Türk mahkemelerinde pratiğe dönüştürülmesi, içtihadın henüz tam anlamıyla olgunlaşmadığı bir ortamda öngörülemez sonuçlar doğurmaya devam etmektedir.

Bu alanda başarının anahtarı, her zaman olduğu gibi, öngörülü bir hukuki planlamadan geçmektedir. Yabancı devletle kurulan ticari ilişkinin başından itibaren dokunulmazlıktan feragat hükümleri, tahkim şartı ve teminat mekanizmaları eksiksiz biçimde kurgulanmalı; alacak doğduğunda ise hem Türk hem de uluslararası hukukta derin deneyime sahip uzman danışmanlarla koordineli bir strateji yürütülmelidir.

Türkiye'nin bu alanda kapsamlı bir yasal düzenleme yapması ve BM Devlet Dokunulmazlıkları Sözleşmesi'ne taraf olması; hem alacaklı güvenliğini artıracak hem de uluslararası yatırım ortamının öngörülebilirliğine önemli katkılar sunacaktır.


10. Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. Yabancı bir devletin Türkiye'deki malvarlığı her halükarda hacizden muaf mıdır?

Hayır. Türk hukuku ve uluslararası hukuk; kısıtlı dokunulmazlık teorisi çerçevesinde yabancı devletin ticari nitelikli varlıklarının hacze konu olabileceğini kabul etmektedir. Egemenlik faaliyetlerine tahsis edilmiş varlıklar -- diplomatik mülkler, merkez bankası rezervleri ve askeri teçhizat gibi -- kural olarak dokunulmazlıktan yararlanmaktadır. Buna karşılık ticari faaliyetlere yönelik banka hesapları, ticari gayrimenkul ve ticari şirket varlıkları belirli koşullar altında hacze tabi tutulabilmektedir.


2. Büyükelçilik binası haczedilebilir mi?

Hayır. 1961 Viyana Sözleşmesi kapsamında büyükelçilik binaları ve misyon fonları en güçlü dokunulmazlık güvencesiyle korunmaktadır. Bu güvence; özel sözleşme hükümlerinin ötesinde, uluslararası hukukun emredici kurallarından kaynaklanmaktadır. Büyükelçilik hesaplarının diplomatik işlemlerin yanı sıra ticari amaçlarla da kullanıldığı karma durumlarda ise hesabın hangi kısmının haczedilebileceği ayrıca değerlendirilmesi gereken, tartışmalı bir hukuki sorundur.


3. Yabancı devletle yapılan sözleşmeye dokunulmazlıktan feragat hükmü eklemek yeterli midir?

Bu hüküm son derece önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Öncelikle hem yargı hem de icra dokunulmazlığından ayrı ayrı feragat edilmesi gerekmektedir; çünkü bu iki feragat birbirinden bağımsız hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bunun yanı sıra devletin iç hukukunun feragat yetkisini kısıtlayıp kısıtlamadığı, hangi varlıkların haczedilebileceğinin açıkça belirlenmesi ve tahkim şartının sözleşmeye eklenmesi gibi ek unsurlar da ihmal edilmemelidir.


4. Yabancı devlet aleyhine alınan tahkim kararı Türkiye'de icra edilebilir mi?

Evet, ilke olarak mümkündür. Ancak süreç iki aşamadan oluşmaktadır: İlk aşamada New York Sözleşmesi veya ilgili ikili anlaşma kapsamında kararın Türk mahkemelerinde tenfizi gerekmektedir. İkinci aşamada ise tenfiz kararı alındıktan sonra yabancı devletin haczedilebilir ticari varlıklarının tespit edilmesi ve icra dokunulmazlığı engelinin aşılması gerekmektedir. Her iki aşamada da ciddi hukuki güçlüklerle karşılaşılabilmektedir.


5. Devlet şirketleri de devlet dokunulmazlığından yararlanır mı?

Bu mesele uluslararası hukukta tartışmalı olmayı sürdürmektedir. Genel kabul gören yaklaşıma göre hukuki açıdan devletten bağımsız tüzel kişiliğe sahip devlet şirketleri, kural olarak dokunulmazlıktan otomatik olarak yararlanamaz. Bununla birlikte devletin şirket üzerindeki kontrolü yoğun ve belirleyici düzeydeyse bazı mahkemeler şirketi devletle özdeşleştirerek dokunulmazlık tanıyabilmektedir. Bu soru; davanın somut koşullarına ve uygulanacak hukuka göre farklı yanıtlar almakta, Türk mahkeme uygulamasında da henüz tam bir içtihat birliği sağlanamamıştır.


6. Türkiye'nin yabancı devlet aleyhine ihtiyati haciz vermesi ne kadar olası?

Bu değerlendirme; somut davanın koşullarına, devletin büyüklüğüne ve sahip olduğu diplomatik ağırlığa ve varlığın ticari niteliğinin açıklığına göre önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Ticari nitelik açıkça ortadadaysa ve dokunulmazlıktan feragat sözleşmede yer alıyorsa ihtiyati haciz kararı alma olasılığı artmaktadır. Bununla birlikte Türk mahkemeleri büyük devletlerin söz konusu olduğu davalarda genel olarak daha ihtiyatlı bir tutum sergileme eğilimindedir. Bu nedenle tahkim kararından önce ihtiyati tedbir alınması, hem pratik hem de stratejik açıdan tavsiye edilen bir yaklaşımdır.


7. Yabancı devletin merkez bankası varlıkları haczedilebilir mi?

Hayır, kural olarak haczedilemez. Yabancı devletin merkez bankasına ait rezervler ve varlıklar; uluslararası uygulamada en güçlü icra dokunulmazlığıyla korunan varlık kategorisini oluşturmaktadır. Bu ilke; BM Devlet Dokunulmazlıkları Sözleşmesi ve birçok ulusal hukuk sisteminde açıkça güvence altına alınmıştır. Merkez bankasının ticari faaliyetlere özgülediği spesifik fonlar bu güvencenin dışında tutulabilmekle birlikte, ispat yükü alacaklı üzerindedir.


8. Yabancı devletin Türkiye'deki ticari gayrimenkulü haczedilebilir mi?

Yabancı devletin Türkiye'de ticari amaçla elinde tuttuğu -- diplomatik ya da resmi tesis olarak kullanılmayan -- gayrimenkuller kural olarak hacze konu olabilmektedir. Tapu sicili üzerinden yapılacak araştırmayla mülkiyet durumu tespit edilebilir; tahkim veya yargı kararının ardından bu varlıklar icraya konu yapılabilir. Ancak mülkün karma kullanım taşıması -- hem ticari hem resmi amaç -- halinde durum tartışmalı hale gelebilmektedir.


9. Yabancı devlet aleyhine ihtiyati haciz alınabilir mi?

Teorik olarak mümkündür; ancak alacaklının hem alacağın varlığını hem de varlığın ticari niteliğini kuvvetli delillerle mahkemeye göstermesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra alacaklıdan teminat yatırılması talep edilebilir. Uygulamada Türk mahkemelerinin yabancı devlet aleyhine ihtiyati hacze ihtiyatlı yaklaştığı görülmektedir; bu nedenle tahkim kararından önce alınan ihtiyati tedbirler; genellikle karar sonrasında haczedilecek varlıkları güvence altına almaya yönelik stratejik bir hazırlık adımı olarak değerlendirilmektedir.


10. Devlet aleyhine elde edilen tahkim kararını hangi ülkede icra etmek daha avantajlıdır?

Bu sorunun yanıtı; yabancı devletin hangi ülkelerde hacze konu olabilecek ticari varlıklara sahip olduğuna ve o ülkelerin devlet dokunulmazlığı hukukunun kısıtlayıcılık derecesine göre belirlenmektedir. ABD ve İngiltere; kısıtlı dokunulmazlık ilkesini güçlü biçimde uygulayan, tahkim kararlarının tenfizine sıcak bakan ve ticari varlıkların tespiti ile haczi konusunda görece işlevsel bir hukuki altyapıya sahip ülkeler olarak öne çıkmaktadır. Çok yargı bölgesinde paralel icra stratejisi; tek bir ülkedeki engellerin tüm süreci çıkmaza sokmasını önlemek açısından etkin bir yöntem olarak değerlendirilmelidir.


11. Yabancı devletin Türkiye'de tahsil ettiği vergi alacakları haczedilebilir mi?

Bu mesele son derece karmaşık bir hukuki soruyu gündeme getirmektedir. Bir yabancı devletin başka bir devletin yargı yetkisi alanındaki vergi alacakları; devlet alacaklarına ilişkin olmasına karşın ticari nitelik taşıyıp taşımadığı tartışmalıdır. Uygulamada vergi alacakları tipik olarak egemenlik faaliyetleri kapsamında değerlendirilmekte ve bu nedenle hacze karşı koruma altında tutulmaktadır. Türk mahkemelerinin bu konudaki içtihadı henüz yeterince gelişmemiştir.


12. Devlet dokunulmazlığı meselesi konusunda Türk hukukunda kanun boşluğu var mıdır?

Evet, önemli bir boşluk mevcuttur. Türkiye; devlet dokunulmazlığını doğrudan ve kapsamlı biçimde düzenleyen özel bir kanuna sahip değildir. Bu alan büyük ölçüde yargısal içtihat yoluyla şekillenmekte; bu durum hem alacaklılar hem de yabancı devletler açısından hukuki belirsizlik ve öngörülemezlik yaratmaktadır. Türkiye'nin BM Devlet Dokunulmazlıkları Sözleşmesi'ne taraf olması ve bu alana özgü iç hukuk düzenlemesi yapılması; hem uluslararası yatırım ortamına hem de alacaklı güvenliğine önemli katkılar sunacaktır.

bottom of page