top of page

İcra Takibinde "Kötüniyet Tazminatı"

1. Giriş

İcra hukuku; alacaklının alacağını zorla tahsil edebilmesine olanak tanıyan güçlü bir devlet mekanizması sunmaktadır. Ancak bu gücün kötüye kullanımı; borçlu için telafisi güç zararlara yol açabilmektedir. Kötüniyet tazminatı müessesesi; icra hukukunun bu yapısal dengesizliğini gidermek amacıyla tasarlanmış; hem alacaklıyı haksız takip başlatmaktan caydırmayı hem de borçluyu bu tür takiplerin verdiği zarardan korumayı hedeflemektedir.

2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 67. maddesi kapsamında düzenlenen kötüniyet tazminatı; hukukumuzdaki en özgün ve en tartışmalı tazminat türlerinden biridir. Zira bu tazminat; borçlunun gerçek zararının tespitini değil, alacaklının kötü niyetinin yaptırımını esas almaktadır. Bu temel niteliğiyle kötüniyet tazminatı; hem caydırıcı hem de onarıcı işlevleri bünyesinde barındıran hibrit bir müessese olarak değerlendirilebilir.

Bu makale; kötüniyet tazminatının hukuki niteliğini ve kapsamını, koşullarını, hesaplanma yöntemini, ispat yükünü, uygulamada karşılaşılan güçlükleri ve Yargıtay içtihadının bu müessese üzerindeki belirleyici etkisini kapsamlı biçimde ele almaktadır.


2. Hukuki Dayanak ve Kavramsal Çerçeve

2.1. İİK Madde 67,

Kötüniyet tazminatının yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 67. maddesi oluşturmaktadır. Söz konusu madde; borçlunun, hakkındaki icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapıldığını ispat etmesi hâlinde alacaklıdan tazminat talep edebileceğini açıkça düzenlemektedir. Maddede öngörülen tazminat miktarı; haksız takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olamaz.

Bu düzenlemenin temel amacı; icra mekanizmasının borçluya zarar verme, onu ekonomik baskı altına alma veya haksız kazanım elde etme amacıyla araçsallaştırılmasının önüne geçmektir. Yüzde yirmi oranındaki asgari sınır ise sembolik bir tazminat değil, gerçek anlamda caydırıcı bir yaptırım niteliği taşıyacak miktarın belirlenmesine yönelik bir güvencedir.


2.2. Kötüniyet Tazminatının Hukuki Niteliği

Kötüniyet tazminatı; Türk özel hukukundaki diğer tazminat türlerinden bazı temel özellikleriyle ayrışmaktadır. Bu ayrışmanın en belirgin boyutu, tazminatın gerçek zarardan bağımsız biçimde belirlenebilmesidir. Türk Borçlar Kanunu'nun genel haksız fiil hükümlerinde tazminat; zarar görenin ispat edilen gerçek zararıyla sınırlıdır. Oysa kötüniyet tazminatında asgari oran olan yüzde yirmi; somut bir zarar kanıtlanmaksızın, hatta gerçek zararın bu oranın altında kalması hâlinde dahi hükmedilmektedir.

Bu özelliğiyle kötüniyet tazminatı; Anglo-Amerikan hukukundaki punitive damages (cezalandırıcı tazminat) kavramıyla belirli bir işlevsel benzerlik taşımaktadır. Her iki müessese de yalnızca zararı tazmin etmeyi değil, haksız davranışı cezalandırmayı ve gelecekte benzer davranışları caydırmayı hedeflemektedir. Bununla birlikte Türk hukukundaki kötüniyet tazminatı; yüzde yirmi asgari oranı ve alacak miktarına bağlı hesaplama yöntemi itibarıyla daha öngörülebilir ve sınırlı bir yapı sergilemektedir.


2.3. İlişkili Tazminat Türleriyle Karşılaştırma

İcra hukukunda kötüniyet tazminatıyla kavramsal olarak örtüşen ancak ondan farklı nitelikler taşıyan çeşitli müesseseler mevcuttur.

Haksız ihtiyati haciz tazminatı; İİK'nın 259. maddesi kapsamında düzenlenmekte olup ihtiyati haciz kararının haksız olduğunun saptanması hâlinde gündeme gelmektedir. Kötüniyet tazminatından temel farkı; belirli bir asgari oran öngörmemesi ve fiilî zarar esasına dayanmasıdır. İtirazın iptali davasında hükmedilen tazminat ise icra inkâr tazminatı ile kötüniyet tazminatını aynı davada bir arada barındırabilmektedir. Menfi tespit davası tazminatı; borçlunun borçlu olmadığını ispat etmesi hâlinde açtığı menfi tespit davasında, alacaklının takibi sürdürmekte ısrar etmesi durumunda gündeme gelir ve kötüniyet tazminatıyla benzer koşullara tabidir.


3. Kötüniyet Tazminatının Koşulları

3.1. Haksız Takip Koşulu

Kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesinin ilk ve zorunlu koşulu; icra takibinin haksız olduğunun saptanmasıdır. Takibin haksızlığı çeşitli biçimlerde tezahür edebilmektedir:

-  Alacağın hiç mevcut olmaması: Borçlunun söz konusu borcu hiçbir zaman üstlenmemiş olması veya aralarında herhangi bir hukuki ilişkinin bulunmaması.

-  Alacağın sona ermiş olması: Ödeme, ibra, takas veya zamanaşımı nedeniyle alacağın daha önce sona ermiş bulunması.

-  Alacak miktarının fahiş biçimde şişirilmesi: Gerçek alacak miktarının çok üzerinde bir rakamla takip başlatılması.

-  Alacağın muaccel olmaması: Vadesi henüz gelmemiş bir alacak için icra takibi başlatılması.

-  Alacağın takibe uygun nitelikte olmaması: İlâmsız takip yoluna uygun olmayan bir belgeye dayanılarak takip başlatılması.

Haksızlığın tespiti; kural olarak takibin iptali veya borçsuzluk kararıyla gerçekleşmektedir. Kötüniyet tazminatı talebi; bu temel tespitin üzerine inşa edilmektedir.


3.2. Kötüniyet Koşulu

Kötüniyet tazminatı müessesesinin en tartışmalı ve en belirleyici koşulu, alacaklının kötü niyet içinde hareket etmiş olmasıdır. Türk hukukunda kötüniyet; alacaklının takibin haksız olduğunu bilmesi veya gerekli özeni gösterseydi bilebilecek konumda olması şeklinde tanımlanmaktadır.

Yargıtay içtihadı bu kavramı iki temel kategori çerçevesinde somutlaştırmıştır. Doğrudan kötüniyet; alacaklının takibin haksız olduğunu bilerek takip başlatması hâlinde söz konusudur. Örnek olarak; borcun ödendiğini bilen alacaklının yine de takip başlatması ya da zamanaşımına uğramış bir alacak için takip açılması verilebilir. Olası kötüniyet ise alacaklının gereken özeni göstermeksizin haksız bir takip başlatması hâlinde gündeme gelmektedir. Takip başlatmadan önce basit bir araştırmayla anlaşılabilecek olan borcun mevcut olmadığını görmezden gelen alacaklı bu kategoriye girmektedir.

Uygulamada kötüniyetin kanıtlanması; alacaklının borçluyla aralarındaki belgesel ilişkiye, daha önceki yazışmalara ve takip başlatmadan önce bilgisine giren bilgilere dayanılarak yapılan çıkarımsal bir değerlendirmeyle gerçekleştirilmektedir.


3.3. İspat Yükünün Dağılımı

İspat yükü meselesinde Yargıtay; borçlunun hem haksız takibi hem de kötü niyeti birlikte ispatlaması gerektiğini yerleşik biçimde kabul etmektedir. Bu iki koşulun ispatı birbirinden bağımsız olmakla birlikte, çoğu zaman aynı delil seti her iki unsuru da destekler nitelikte olmaktadır.

Haksız takibin ispatı; genellikle hukuki belgelerle —sözleşme, makbuz, ibraname vb.— nispeten kolay gerçekleşebilmektedir. Oysa kötüniyetin ispatı çok daha güç olup çoğu zaman dolaylı delillere ve çıkarımlara dayanmaktadır. Yargıtay bu gerçeği gözetmiş ve kötüniyetin ispatında hayatın olağan akışından hareketle çıkarım yapılmasına cevaz vermiştir. Örneğin ödendiğine dair makbuzun alacaklıya teslim edildiğinin belgelenmesi; alacaklının ödemeyi bildiğinin —dolayısıyla kötü niyetle hareket ettiğinin— güçlü bir karinesi olarak değerlendirilebilmektedir.


4. Tazminatın Hesaplanması

4.1. Yüzde Yirmi Asgari Oranı

İİK'nın 67. maddesi; kötüniyet tazminatının haksız takip konusu alacak miktarının yüzde yirmisinden az olamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Bu oran; yasal bir taban olup mahkeme somut koşulları değerlendirerek daha yüksek bir tazminata hükmedebilmektedir. Bununla birlikte uygulamada tazminatın yüzde yirmi oranında belirlenmesi son derece yaygın bir uygulama olduğundan, yüzde yirmi asgari oran fiilen standart oran işlevini üstlenmektedir.

Tazminatın hesaplanmasında esas alınan rakam; haksız takip konusu olan toplam alacak miktarıdır. Bu hesaplamada tüm takibin mi yoksa yalnızca haksız bulunan kısmın mı esas alınacağı; kısmen haksız takip durumlarında önem kazanmakta ve ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.


4.2. Kısmi Haksızlık Hâlinde Hesaplama

Takibin tamamının değil yalnızca bir bölümünün haksız olduğunun tespit edildiği durumlarda tazminat hesaplaması farklılaşmaktadır. Bu durumda kötüniyet tazminatı; yalnızca haksız bulunan kısım üzerinden hesaplanmaktadır. Örneğin yüz birimlik takibin yirmi birimi haksız bulunursa kötüniyet tazminatı; bu yirmi birim üzerinden hesaplanacak ve en az dört birim olarak belirlenecektir.

Kısmi haksızlık durumunda hem haksızlık hem de kötüniyet koşulunun haksız bulunan bölüm için ayrıca ispatlanması gerekmektedir. Kötüniyetin takibin tamamı için mi yoksa yalnızca haksız kısım için mi mevcut olduğu sorusu; mahkemenin takdir yetkisini kullanacağı kritik bir değerlendirme alanını oluşturmaktadır.


4.3. Faiz ve Ek Talepler

Kötüniyet tazminatına; haksız takibin başladığı tarihten itibaren yasal faiz işletilmesi talep edilebilmektedir. Bunun yanı sıra borçlu, kötüniyet tazminatının yanı sıra haksız takip nedeniyle uğradığı fiilî zararın da ayrıca tazminini isteyebilmektedir. Fiilî zararın yüzde yirmi oranının altında kalması hâlinde tazminat miktarı yüzde yirmi oranında sabit kalırken; fiilî zararın bu oranı aşması hâlinde borçlunun aşan kısım için ek tazminat talep edebileceği kabul edilmektedir.


5. Yargı Yetkisi ve Usul

5.1. Kötüniyet Tazminatının Talep Yolları

Kötüniyet tazminatı; birkaç farklı usul yoluyla talep edilebilmektedir. İtirazın iptali davasında; borçlunun itirazına karşın alacaklının İİK'nın 67. maddesi uyarınca açtığı davada, borçlunun karşı taraf olarak kötüniyet tazminatını aynı davada talep etmesi mümkündür. Bu yol en yaygın başvurulan yol olup her iki tarafın taleplerinin tek bir yargılamada birleştirilmesine olanak tanımaktadır. Menfi tespit davasında ise borçlunun haksız takipten önce veya sırasında açtığı menfi tespit davasının lehine sonuçlanması hâlinde, kötüniyet tazminatı bu dava kapsamında da talep edilebilmektedir. Bağımsız tazminat davasında ise icra takibinin haksızlığı ayrı bir kanalda kesinleşmiş olmakla birlikte kötüniyet tazminatının ayrıca talep edilmediği durumlarda, bu talep bağımsız bir tazminat davası yoluyla ileri sürülebilmektedir.


5.2. Yetkili Mahkeme

Kötüniyet tazminatı davalarında yetkili mahkeme; genel kural olarak, haksız icra takibinin yürütüldüğü yer icra mahkemesi ya da asliye hukuk mahkemesidir. İtirazın iptali davasına bağlı olarak talep edilen kötüniyet tazminatında ise itirazın iptali davasını gören mahkeme doğal olarak yetkili mahkeme konumundadır.


5.3. Zamanaşımı

Kötüniyet tazminatı talebi için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bu nedenle genel hükümlere göre on yıllık olağan zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Bununla birlikte pratikte bu talebin; haksız takibin kesinleşmesinin ardından makul bir süre içinde ileri sürülmesi hem ispat kolaylığı hem de taraflar açısından hukuki belirlilik sağlaması bakımından büyük önem taşımaktadır.


6. Yargıtay İçtihadı ve Uygulama Eğilimleri

6.1. Kötüniyetin Tespitinde Yargıtay'ın Yaklaşımı

Yargıtay; kötüniyet tazminatına ilişkin içtihadını yıllar içinde belirli ilkeler etrafında istikrara kavuşturmuştur. Bu ilkelerin en belirleyicisi; kötüniyetin dar yorumlanması ilkesidir. Yargıtay; takibin haksız çıkmasının tek başına kötüniyetin kanıtı sayılamayacağını ve alacaklının alacağın mevcut olduğu konusunda makul bir inanca sahip olması hâlinde kötüniyet tazminatına hükmedilemeyeceğini yerleşik biçimde kabul etmektedir. Bu tutum; alacaklıyı hakkını aramaktan caydıracak sonuçların önüne geçme kaygısını yansıtmaktadır.

Hayatın olağan akışından yararlanma; Yargıtay içtihadının bir diğer önemli boyutunu oluşturmaktadır. Borçlunun belirli gerçekleri —borcun ödendiğini, alacaklının ödeme makbuzuna sahip olduğunu— ispat etmesi hâlinde, alacaklının bu gerçeği bildiğinin hayatın olağan akışına göre karine olarak kabul edileceği Yargıtay kararlarında sıkça vurgulanmaktadır.

Orantılılık denetimi de Yargıtay'ın bu alandaki önemli katkılarından birini oluşturmaktadır. Son dönem Yargıtay kararları; kötüniyet tazminatının belirlenmesinde somut koşulların —alacaklının kastının yoğunluğu, borçlunun uğradığı gerçek zararın boyutu ve taraflar arasındaki önceki ilişkinin niteliği— değerlendirilmesi gerektiğini özellikle vurgulamaktadır.


6.2. Uygulamada Kötüniyet Kabul Edilen Hâller

Yargıtay içtihadı ışığında uygulamada kötüniyet olarak kabul gören başlıca durumlar şunlardır:

-  Borcun sona erdiğine dair belgelerin alacaklıya teslim edilmesine karşın takibin sürdürülmesi,

-  Aralarında hiçbir ticari ilişki bulunmayan kişiler aleyhine takip başlatılması,

-  Sözleşmede açıkça kararlaştırılan vadeden önce takip başlatılması,

-  Zamanaşımının sona erdiğinin hukuki danışmanlık veya mahkeme kararıyla bildirilmesine rağmen takipte ısrar edilmesi,

-  Sahte ya da tahrif edilmiş belgeye dayanılarak takip başlatılması.


6.3. Kötüniyetin Reddedildiği Hâller

Öte yandan Yargıtay; alacaklının gerçekten mevcut olduğuna inandığı bir alacak için takip başlatması ancak mahkemede aleyhine sonuç alması hâlinde, salt bu gerekçeyle kötüniyet tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini tutarlı biçimde vurgulamaktadır. Bu kapsamda reddedilen başlıca hâller şunlardır:

-  Hukuki nitelendirmede dürüstçe yapılan yanılgılar,

-  Tartışmalı veya belirsiz sözleşme hükümleri nedeniyle alacak miktarının yanlış hesaplanması,

-  Taraflar arasında gerçek bir alacak ilişkisinin bulunduğu ancak tutarı konusunda anlaşmazlık yaşandığı durumlar,

-  Kendi lehine olan hukuki gelişmeden borçludan önce haberdar olmayan alacaklının durumu.


7. Özel Durumlar ve Sorun Alanları

7.1. Kambiyo Senetlerine Özgü Takiplerde Kötüniyet Tazminatı

Kambiyo senetlerine —çek, bono ve poliçe— dayalı icra takiplerinde kötüniyet tazminatı; uygulamada kendine özgü bir yapı sergilemektedir. Kambiyo senetlerinin mücerret niteliği nedeniyle alacaklı; takip başlatma aşamasında kural olarak senedin geçerliliğini ve borcun varlığını sorgulamak zorunda değildir. Bu nedenle mahkemeler kambiyo senetlerine dayalı takiplerde kötüniyet tespitinde daha yüksek bir eşik uygulamaktadır.

Bununla birlikte senedin sahte olduğunun alacaklı tarafından bilinmesi, doldurma yetkisinin aşılarak senedin doldurulması veya alacaklının senedin geçersiz olduğunu bilmesine karşın takip başlatması hâllerinde kötüniyet tazminatına hükmedilmesi mümkündür.


7.2. Birden Fazla Alacaklının Bulunduğu Durumlarda

Takibe birden fazla alacaklının katıldığı ya da alacağın devredildiği durumlarda kötüniyet tazminatına ilişkin sorumluluk; kimin kötü niyetle hareket ettiğine bağlı olarak şekillenmektedir. Kötüniyet; orijinal alacaklıya atfedilebiliyorsa ve takip bu niyetle başlatılmışsa, alacağı devralan yeni alacaklının iyi niyetli olması sorumluluğu her zaman ortadan kaldırmamaktadır. Alacağı devralan kişinin devir sırasında kötü niyete ilişkin olguları bilerek hareket etmesi hâlinde sorumluluk bu kişiye de yöneltilebilmektedir.


7.3. Tüketici ve İşçi Alacaklarında Kötüniyet Tazminatı

Tüketici hukuku ve iş hukuku alanındaki uyuşmazlıklarda kötüniyet tazminatı uygulaması bazı özel nitelikler kazanmaktadır. Bu alanlarda güç dengesizliği ve işverenin ya da firmanın hâkim konumu; mahkemelerin kötüniyet değerlendirmesinde daha koruyucu bir tutum benimsemesine neden olabilmektedir. İşçi ücret alacakları veya tüketici talepleri söz konusu olduğunda alacaklı konumundaki işveren ya da firma, kötüniyet tespitinde daha katı bir standarda tabi tutulabilmektedir.


7.4. İcra Takibiyle Psikolojik Baskı Kurma

Uygulamada bazı alacaklıların; gerçek bir alacak ilişkisinden ziyade borçluyu baskı altına almak, itibarını zedelemek veya pazarlık gücünü kırmak amacıyla icra takibini stratejik bir araç olarak kullandığı görülmektedir. Yargıtay bu yaklaşımın farkındadır ve böyle bir kastın ispatlanabilmesi hâlinde bunu kötüniyet için güçlü bir delil olarak değerlendirmektedir. Bu durumun tespitinde sıkça başvurulan olgular şunlardır: haksız takibin ardından hızla gündeme gelen anlaşma teklifleri, takibin zararı büyütme açısından en elverişli zamanlamada başlatılması ve borçlunun ticari itibarını hedef alan yazışmalar.


8. Savunma Stratejileri

8.1. Borçlunun Hukuki Stratejisi

Kötüniyet tazminatı talep edecek borçlunun aşağıdaki hususları etkin biçimde ele alması gerekmektedir.

İlk olarak, belgelemenin bütünlüğü kritik bir öneme sahiptir. Borcun ödendiğine ya da mevcut olmadığına ilişkin tüm belgeler —ödeme makbuzları, ibranameler, banka dışındaki ödeme kayıtları, yazışmalar— titizlikle bir araya getirilmelidir. Bu belgeler; hem haksız takibin ispatı hem de alacaklının bilgisine ilişkin çıkarım yapılması bakımından temel delil niteliği taşımaktadır.

İkinci olarak, zaman çizelgesinin kurulması büyük önem taşır. Ödeme veya borçsuzluğun hangi tarihte gerçekleştiği, alacaklının bu tarihten itibaren ne zaman bilgi edindiği ve takibin hangi tarihte başlatıldığı kronolojik olarak netleştirilmelidir. Bu zaman çizelgesi; kötüniyetin tespitinde mahkeme açısından son derece aydınlatıcı bir işlev görmektedir.

Üçüncü olarak, tanıklar ve yazışmalar iyi değerlendirilmelidir. Borcun ödenmesinden veya mevcut olmadığından alacaklının haberi olduğuna ilişkin bildirimlere tanıklık eden ya da e-posta, mesaj ve mektup gibi yazışmaları elinde bulunduran kişilerin tespiti önem taşımaktadır.


8.2. Alacaklının Savunma Stratejisi

Kötüniyet tazminatı talep edilmesiyle karşı karşıya kalan alacaklı ise aşağıdaki savunma yollarına başvurabilmektedir.

İlk savunma yolu; alacağın varlığına duyulan dürüst inancın ispatlanmasıdır. Alacaklının takip başlatma kararını hangi gerekçeye dayandırdığı —sözleşme hükümleri, alacağın geçerliliğine ilişkin hukuki danışmanlık görüşü, muhasebe kayıtları— belgelenmelidir. Bu belgeler; alacaklının makul bir dürüstlükle hareket ettiğini ortaya koyabilmektedir.

İkinci savunma yolu; takipteki usul hatalarından yararlanmaktır. Borçlunun kötüniyet ispatında usul hatası yapması ya da yükümlülüklerini yerine getirmemesi; tazminat talebinin kısmen veya tamamen reddedilmesine zemin hazırlayabilmektedir.

Üçüncü savunma yolu ise kısmi haksızlık argümanıdır. Takibin yalnızca bir bölümünün haksız olduğu kabul edilse bile kötüniyet tazminatının yalnızca bu haksız kısım üzerinden hesaplanması gerektiği; takibin tamamı esas alınarak tazminata hükmedilemeyeceği savunulabilmektedir.


9. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

Kötüniyet tazminatı; sağlam bir hukuki temele sahip olmakla birlikte uygulamada ciddi güçlükler barındırmaktadır. Bu güçlüklerin başında ispat sorunu gelmektedir. Kötüniyetin ispatı; doğrudan delil bulunduğu durumlarda nispeten kolay olmakla birlikte, çoğunlukla dolaylı delil ve çıkarımlara dayanmaktadır. Mahkemeler arasındaki yorumlama farklılıkları ise bu sorunu derinleştirmekte; benzer olgusal tablolar karşısında farklı yargı çevrelerinin birbirinden belirgin biçimde ayrışan sonuçlara ulaştığı görülmektedir.

Yüzde yirmi oranının yeterliliği sorunu da önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Özellikle büyük tutarlı haksız takipler söz konusu olduğunda yüzde yirmi oranı caydırıcılık işlevini fiilen yerine getirmektedir. Bununla birlikte bazı durumlarda bu oran; borçlunun gerçek zararının çok altında kaldığından sembolik bir yaptırım niteliğine bürünmektedir. Yargıtay'ın mahkeme takdir yetkisini sıkı biçimde sınırlayan içtihadı ise bu sorunu yapısal bir güçlük olarak sürdürmektedir.

İcra süreçlerinin uzunluğu da bu müessesenin caydırıcılığını zayıflatan önemli bir etkendir. Kötüniyet tazminatı davası; haksız takibin kesinleşmesini ve sonrasında yeni bir yargılama sürecini gerektirdiğinden yıllar alabilmektedir. Haksız takibin verdiği zarar anlık ve ağır olabilirken tazminat yıllar sonra elde edilebilmektedir. Bu gecikme; müessesenin borçluyu etkin biçimde koruma işlevini pratikte önemli ölçüde zayıflatmaktadır.


10. Sonuç

İcra takibinde kötüniyet tazminatı; Türk icra hukukunun en özgün ve en tartışmalı kurumlarından birini oluşturmaktadır. Alacaklıyı haksız takip başlatmaktan caydırma ve borçluyu bu tür takiplerin zararından koruma arasında kurulmaya çalışılan denge; hem teorik hem de pratik açıdan çözüme kavuşturulması güç sorular doğurmaktadır.

Yüzde yirmi asgari oranı; küçük ve orta büyüklükteki uyuşmazlıklarda anlamlı bir caydırıcılık işlevi görmektedir. Bununla birlikte büyük tutarlı ve karmaşık nitelik taşıyan uyuşmazlıklarda bu oranın gerçek bir caydırıcı etki yaratıp yaratmadığı sorgulanmaya devam etmektedir. Kötüniyetin ispatındaki güçlük ise özellikle alacaklının bilgisinin açık bir belgeye dayanmadığı durumlarda müessesenin pratik etkinliğini sınırlayan yapısal bir sorun olmayı sürdürmektedir.

Borçlular açısından kötüniyet tazminatı; haksız takipte caydırıcı bir tehdit ve gerçek bir tazminat aracı olarak işlev görmektedir. Bununla birlikte bu müessesenin etkin biçimde kullanılabilmesi; hem ödeme belgelerinin titizlikle saklanmasını hem de alacaklıyla yapılan tüm yazışmaların eksiksiz muhafaza edilmesini zorunlu kılmaktadır. Alacaklılar açısından ise bu müessese; alacağın gerçekten var olduğuna dair makul bir inançtan yoksun biçimde başlatılan takiplerin ağır hukuki sonuçlar doğurabileceğini açıkça ortaya koymakta ve takip başlatma kararı öncesinde hukuki değerlendirmenin mutlaka yapılması gerektiğini zorunlu kılmaktadır.


11. Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. Kötüniyet tazminatı talep edebilmek için takibin mutlaka iptal edilmesi mi gerekir?

Evet; kural olarak kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için takibin haksız olduğunun saptanması gerekmektedir. Bu saptama; takibin iptali kararıyla, itirazın iptali davasının reddedilmesiyle ya da borçsuzluğun tespiti yoluyla gerçekleşebilmektedir. Takibin iptali olmaksızın kötüniyet tazminatı talep edilmesi ise hukuki dayanaktan yoksun kalmaktadır.


2. Haksız takipten doğan gerçek zarar yüzde yirminin altında kalırsa tazminat yine de yüzde yirmi oranında mı belirlenir?

Evet. İİK'nın 67. maddesindeki yüzde yirmi oranı bir asgari sınır olup mahkeme; gerçek zarar daha az olsa bile bu miktarın altında tazminata hükmedemez. Gerçek zararın yüzde yirminin altında kalması hâlinde bile borçlu en az yüzde yirmi oranında tazminata hak kazanmaktadır.


3. Alacaklı kötüniyet iddiasına karşı nasıl bir savunma yapabilir?

Alacaklı; takip başlatırken alacağın mevcut olduğuna dair makul ve dürüst bir inancının bulunduğunu ispat ederek kötüniyet iddiasını çürütebilir. Bu çerçevede sözleşme belgeleri, muhasebe kayıtları, hukuki danışmanlık görüşleri ve taraflar arasındaki yazışmalar alacaklı lehine etkili delil olarak sunulabilmektedir.


4. Kötüniyet tazminatı ile icra inkâr tazminatı arasındaki fark nedir?

İcra inkâr tazminatı; alacaklının itirazın iptali davasını kazanması hâlinde borçludan talep ettiği tazminattır ve borçlunun itirazının haksız olduğunun kabulünü temsil eder. Kötüniyet tazminatı ise tam tersi yönde işleyen bir müessesedir: borçlunun kazandığı ve alacaklının haksız takibine karşı talep ettiği tazminattır.


5. Takip yalnızca kısmen haksız çıkarsa kötüniyet tazminatı nasıl hesaplanır?

Kısmi haksızlık hâlinde tazminat; yalnızca haksız bulunan kısım üzerinden hesaplanmaktadır. Hem haksızlık hem de kötüniyet koşulunun bu kısım için ayrıca ispatlanması gerekmektedir. Alacağın doğru kısmı için takip başlatılması ise kötüniyet tazminatını doğurmaz.


6. Kötüniyet tazminatı davası bağımsız olarak mı açılmalıdır?

Hayır. Kötüniyet tazminatı; itirazın iptali davasında karşı talep olarak, menfi tespit davasında ek talep olarak ya da takibin iptali kesinleştikten sonra açılacak bağımsız bir tazminat davası olarak ileri sürülebilmektedir. İtirazın iptali davasına bağlı olarak talep edilmesi; hem usul ekonomisi hem de aynı delil setinin her iki talep için kullanılabilmesi bakımından çoğu zaman en pratik ve en etkin yol olarak öne çıkmaktadır.


7. Kambiyo senetleri (çek, bono) için başlatılan haksız takiplerde kötüniyet tazminatı talep edilebilir mi?

Evet; ancak ispat eşiği daha yüksektir. Mahkemeler, kambiyo senetlerinin mücerret niteliği nedeniyle alacaklının senedin geçerliliği konusunda makul bir inanca sahip olduğunu karine olarak kabul etmektedir. Kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için senedin sahte olduğunun ya da doldurma yetkisinin açıkça aşıldığının bilinmesi gerekmektedir.


8. Aynı anda hem kötüniyet tazminatı hem de haksız fiil tazminatı talep edilebilir mi?

Evet. Kötüniyet tazminatı; borçlunun gerçek zararının karşılanması amacıyla talep edebileceği haksız fiil tazminatını dışlamamaktadır. Ancak uygulamada mahkemeler çifte tazminata yol açacak mükerrer talepleri reddetmekte; tazminat miktarlarının birbiriyle örtüşmemesine özen göstermektedir.


9. İcra takibini bizzat yürüten bir avukat kötüniyet tazminatından sorumlu tutulabilir mi?

Kural olarak hayır. Kötüniyet tazminatı sorumluluğu; avukata değil, doğrudan alacaklıya aittir. Bununla birlikte avukatın bizzat kötü niyetle hareket ettiğinin —örneğin sahte belge düzenlediğinin veya gerçeği bilerek borçluya zarar verdiğinin— ispatlanması hâlinde ek hukuki yükümlülükler gündeme gelebilmektedir.


10. Borçlu kötüniyet tazminatı talebinden önce zararını azaltmak zorunda mıdır?

Haksız takibin devam etmesi sürecinde borçlunun zararını azaltmak için makul adımlar atması —örneğin takibi durdurmak için yasal yollara başvurması ya da teminata karşı anlaşmaya gitmesi— beklenmektedir. Bununla birlikte zararı azaltma yükümlülüğü; kötüniyet tazminatı için öngörülen yüzde yirmi asgari oranını doğrudan etkilememektedir; bu oran yasal bir güvence olarak her koşulda geçerliliğini korumaktadır.

bottom of page