YAZILIMLARIN FİKRİ HAKLAR OLARAK KORUNMASI: TELİF HAKKI MI, PATENT Mİ?
1.Giriş
Günümüz ekonomik faaliyetinin büyük bir bölümü, fiziksel ürünlerden çok, bilgisayar yazılımları ve yazılıma dayalı hizmetler üzerinden gerçekleşmektedir. Üretim süreçlerinde kullanılan otomasyon sistemlerinden finans ve sağlık gibi sektörlerdeki veri işleme altyapılarına, tamamen çevrim içi çalışan dijital platformlara kadar pek çok alan, yoğun bir şekilde yazılım teknolojilerine dayanmaktadır. Bu durum, “yazılımların korunması” konusunu modern fikrî mülkiyet hukuku tartışmalarının merkezi bir unsuru haline getirmiştir.
Türk hukuk sisteminde bilgisayar programlarının korunmasına ilişkin detaylar incelendiğinde, iki temel koruma ekseninin ön plana çıktığı görülmektedir: telif hakkı koruması ve patent koruması. Mevcut mevzuat kapsamında bilgisayar programları genel olarak telif hukuku rejimi çerçevesinde “eser” olarak kabul edilmekte; ancak teknik özelliklere sahip ve “bilgisayar uygulamalı buluş” niteliği taşıyan bazı yazılım çözümleri için patent hukuku dâhilinde ek koruma olanakları da sağlanmaktadır.

2. Yazılımların Hukuki Niteliği ve Normatif Çerçeve
Bilgisayar programları, günümüzde neredeyse tüm sektörlerin işleyişinde kullanılan, tekrarlanması maliyetli, yüksek bilgi birikimi gerektiren entelektüel ürünlerdir. Gerek klasik “kutulu” yazılımların, gerek bulut tabanlı SaaS (Software as a Service) çözümlerinin geliştirilmesi önemli Ar-Ge yatırımları gerektirmekte; buna karşılık, izinsiz kopyalanmaları teknik olarak oldukça kolay olabilmektedir. Bu asimetri, yazılımların etkili bir fikrî mülkiyet rejimiyle korunmasını zorunlu kılar.
A. Uluslararası Düzenlemeler
Bern Sözleşmesi, bilgisayar programlarını “edebî eser” kategorisi altında telif korumasına konu eden ilk metinlerden biri olarak kabul edilmektedir. Dünya Ticaret Örgütü’nün TRIPS Anlaşması da bilgisayar programlarının telif hukuku korumasından yararlanacağını açıkça ifade eder.
Avrupa Birliği’nde 91/250/EEC sayılı ve daha sonra 2009/24/EC ile kodifiye edilen Bilgisayar Programları Direktifi, yazılımların telif hukuku ile korunmasını sistematik biçimde düzenlemiştir. Türk hukukunda FSEK’te yapılan değişikliklerle, bilgisayar programlarının ilim ve edebiyat eserleri arasında sayılması bu AB yaklaşımıyla paralellik göstermektedir.
B. Korumanın Doğumu, Süresi ve İspat Sorunu
Telif hakkı koruması, eser ortaya konulduğu anda kendiliğinden doğar ve herhangi bir tescil ya da kayıt işlemine bağlı değildir; genel kural uyarınca bu koruma, eser sahibinin yaşamı boyunca ve ölümünden sonra yetmiş yıl süreyle devam eder. Buna karşın özellikle yazılım alanında, bir programın kime ait olduğu ve tam olarak ne zaman oluşturulduğu hususunda uyuşmazlıklarla sıkça karşılaşıldığından, uygulamada noter tasdiki, zaman damgası kullanımı, kaynak kodun güvenli biçimde depolanması gibi yöntemlerle ispat imkânının güçlendirilmesine önem verilmektedir. Doktrinde de bilgisayar programlarının telif hakkı kapsamında korunmasına ilişkin çalışmalarda, bu tür ispat araçları ve delil stratejilerinin nasıl kurgulanması gerektiği üzerinde özellikle durulduğu görülmektedir.
3. Yazılımların Patentle Korunması: Bilgisayar Uygulamalı Buluşlar
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 82. maddesi, patentlenebilir buluşlar ve patent verilemeyecek konuları düzenlemektedir. Hükmün ikinci fıkrasında, “bilgisayar programları” patent verilemeyecek konular arasında sayılmıştır. Bununla birlikte, gerek SMK gerek Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC) sistematiği, bilgisayar programlarının “tek başına” buluş sayılmadığını, buna karşılık teknik karakter taşıyan bilgisayar uygulamalı buluşların patent korumasından yararlanabileceğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, Türk hukukunda temel ayrıma göre sadece yazılım patentlenemez. Ancak teknik bir problemi teknik bir yolla çözen, bilgisayar tarafından gerçekleştirilen ve ölçülebilir teknik etki doğuran çözümler, patent hukukunun konusuna girebilir.
Yazılımların patentle korunmasında en çok tartışılan kavramlardan biri “teknik karakter” ya da “teknik etki” ölçütüdür; zira bilgisayar programı doğası gereği daima bir donanım üzerinde çalıştığından, yalnızca bir “teknik araç” kullanılıyor olması teknik karakterin varlığı için tek başına yeterli kabul edilmemektedir .
Türk ve Avrupa patent pratiğinde teknik karakter taşıdığı kabul edilen yazılım örnekleri arasında; veri sıkıştırma, şifreleme ve hata düzeltme yöntemleri, iletişim ağlarında veri iletim hızını veya güvenliğini artıran protokoller, görüntü işleme ve medikal görüntü analizi alanındaki özgün çözümler ile sensör verilerinin işlenmesi suretiyle makine kontrolünü iyileştiren algoritmalar sayılmaktadır . Patent verilmesi için genel şartlar olan yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirlik, yazılımlar bakımından da geçerlidir. Ancak yazılım özelinde bu kriterlerin değerlendirilmesi, teknik olmayan unsurların ayıklanması nedeniyle daha karmaşık bir hâl almaktadır.
Örneğin, sadece bir iş yöntemini dijital ortama aktaran, salt ticari bir modelin bilgisayarlı uygulamasına yönelik programlar, kural olarak teknik karakterden yoksun kabul edilmektedir. Buna karşılık, aynı iş yöntemini uygularken, sistem kaynaklarını yenilikçi biçimde kullanarak performansı ölçülebilir şekilde iyileştiren bir algoritma, patentlenebilirlik gündeme geldiğinde farklı değerlendirilebilmektedir.
Yazılımların patentle korunmasına ilişkin yeni tarihli tez ve makalelerde, özellikle bilgisayar uygulamalı buluşların sınırlarının belirlenmesi, başvuru dokümanlarında teknik katkının doğru kurgulanması ve istemlerin bu doğrultuda kaleme alınması gerektiği vurgulanmaktadır.
4. Telif ve Patent Arasındaki İlişki
Telif ve patent, yazılımlar bakımından birbirini dışlayan değil, çoğu durumda birbirini tamamlayan iki ayrı koruma rejimi olarak karşımıza çıkar; zira bir bilgisayar programının kodu ve bu kodun dışavurduğu ifade biçimi telif hukuku kapsamında eser olarak korunurken, aynı programın ortaya koyduğu teknik çözüm ve bu çözümün dayandığı yöntem, şartları sağladığı ölçüde patent hukukunun konusuna girebilmektedir. Doktrinde Dalyan ve onu izleyen yazarlar da bilgisayar programlarının fikrî hukukta korunmasını incelerken telif ve patent rejimlerinin ilişkisini özellikle ayrı bir başlık altında ele almakta; telif korumasının esasen programın “nasıl yazıldığına”, patent korumasının ise “hangi teknik problemin hangi yöntemle çözüldüğüne” odaklandığını vurgulamak suretiyle bu tamamlayıcılığı ortaya koymaktadır
Öte yandan uygulamada her yazılım için patent korumasına başvurmak çoğu zaman ekonomik açıdan rasyonel değildir; zira patent süreçleri hem uzun ve maliyetli işlemler gerektirir hem de kimi hallerde buluşun ayrıntılarının kamuya açıklanması zorunluluğu nedeniyle ticari sır korumasıyla çatışabilen bir yapıya sahiptir. Bu sebeple, özellikle standart web ve mobil uygulamalar, klasik kurumsal yazılımlar veya rekabetin esasen hız, hizmet kalitesi ve pazarlama faaliyetleri üzerinden yürüdüğü sektörlerde, yazılımın korunması bakımından telif eksenine dayalı bir koruma modelinin çoğu durumda yeterli ve daha pragmatik bir çözüm sunduğu kabul edilmektedir.
5.Sonuç
Türk hukukunda yazılımların korunması, temelde telif hukuku rejimine dayanmaktadır. Bilgisayar programları, FSEK uyarınca ilim ve edebiyat eseri olarak korunmakta ve kodun özgün ifadesi, hazırlık tasarımları ve belirli ölçüde arayüz unsurları telif korumasından yararlanmaktadır. Koruma, eserin yaratılmasıyla kendiliğinden doğmakta, tescil zorunlu olmamakla birlikte ispat kolaylığı sağlayan kayıt ve tasdik mekanizmaları önem kazanmaktadır.
Öte yandan, SMK m. 82 ile bilgisayar programları, tek başına buluş sayılmayan konular arasında yer almakla birlikte, teknik karaktere sahip bilgisayar uygulamalı buluşların patent korumasından yararlanabileceği kabul edilmektedir. Teknik karakter ve teknik etki ölçütleri, yazılımların patentlenebilirliğinde belirleyici rol oynamakta; bu alan, özellikle son yıllarda yayınlanan tez ve makalelerle giderek daha ayrıntılı biçimde tartışılmaktadır.
Sonuç itibarıyla, yazılımların korunmasında telif ve patent rejimleri bir tercih değil, çoğu zaman birlikte kurgulanması gereken tamamlayıcı araçlardır. Hangi projede yalnızca telif ve sözleşme korumasının yeterli olacağı, hangi projede patent stratejisine başvurmanın anlamlı olduğu, teknik yenilik düzeyi, pazar hedefi, maliyetler ve ticari sır politikaları birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Akademik düzeyde yapılacak çalışmaların, bu değerlendirmeyi hem dogmatik hem de ekonomik analiz ışığında derinleştirmesi, hukuk uygulamasına önemli katkı sağlayacaktır.
