TCK 191 KAPSAMINDA UYUŞTURUCU VE UYARICI MADDE KULLANMA SUÇU
1. GİRİŞ: TCK 191’İN CEZA HUKUKUNDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı, yalnızca bireyin sağlığını etkileyen bir mesele olmaktan çıkmış, toplumun tamamını ilgilendiren ciddi bir sosyal sorun hâline gelmiştir. Bu nedenle modern ceza hukukunda uyuşturucuya ilişkin düzenlemeler, yalnızca cezalandırmayı değil, aynı zamanda korumayı, önlemeyi ve iyileştirmeyi de hedeflemektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesi bu anlayışın somut bir yansımasıdır. Söz konusu madde, bireyin uyuşturucu maddeyi kullanmak amacıyla bulundurmasını, satın almasını veya kullanmasını suç olarak düzenlemekle birlikte, klasik ceza hukukundan farklı olarak failin rehabilite edilmesini merkeze almaktadır. Özellikle 2014 yılında yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun sonrasında TCK 191, ceza adalet sisteminde önemli bir dönüşümün simgesi hâline gelmiştir. Bu dönüşüm, bağımlılığı bir suçtan ziyade tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olarak ele alan çağdaş yaklaşımla uyumludur.
2. TCK 191’İN KANUNİ YAPISI VE HUKUKİ AMACI
2.1. Maddenin Koruduğu Hukuki Değer
TCK 191’in temel amacı bireyi cezalandırmak değil, toplum sağlığını korumaktır. Uyuşturucu kullanımı bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü bozmakla kalmamakta, aynı zamanda aile yapısını zedelemekte, suç oranlarını artırmakta ve kamu düzenini tehdit etmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, uyuşturucu kullanan kişiyi suçlu kimliğinden ziyade korunması ve tedavi edilmesi gereken bir birey olarak kabul etmiştir. Maddenin yer aldığı bölümün “Kamu Sağlığına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olması da bu yaklaşımın açık bir göstergesidir. Bu yönüyle TCK 191, cezalandırıcı değil önleyici ve iyileştirici bir karakter taşımaktadır.
2.2. Suçun Tanımı
TCK 191’in birinci fıkrasında, kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden, bulunduran ya da kullanan kişinin cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme, fiilin nasıl işlendiğinden ziyade hangi amaçla işlendiğine odaklanmaktadır. Kişinin uyuşturucu maddeyi herhangi bir şekilde temin etmesi veya doğrudan kullanması suçun oluşması için yeterlidir. Bu noktada önemli olan, failin amacının kişisel kullanım olmasıdır. Satış, dağıtım veya başkasına temin söz konusu olduğunda ise artık TCK 188 kapsamında daha ağır bir suç gündeme gelir.
2.3. Kullanmak Amacıyla Bulundurma Kavramı
Uygulamada en çok tartışma yaratan hususlardan biri, “kullanmak için bulundurma” kavramının sınırlarının belirlenmesidir. Yargıtay içtihatlarında, uyuşturucu maddenin miktarı, ele geçirildiği yer, ambalaj şekli, failin geçmişi ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılmaktadır. Kişisel kullanım sınırları içinde kalan miktarlar bakımından genellikle TCK 191 uygulanmakta, ticaret şüphesi doğuran durumlarda ise TCK 188 devreye girmektedir.
4. TCK 191/2 – KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ
4.1. KDAE Kurumunun Amacı
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi, TCK 191’in en ayırt edici yönlerinden biridir. Bu kurum sayesinde, uyuşturucu kullanan kişi hakkında doğrudan dava açılmamakta, bunun yerine kişi belirli bir süre denetim altına alınmaktadır. Amaç, kişinin ceza tehdidi altında değil, rehabilitasyon süreci içinde topluma kazandırılmasıdır. Bu sistem, cezaevlerinin doluluk oranını azaltmakta ve özellikle ilk defa uyuşturucu kullanan kişilerin suç dünyasına itilmesini engellemektedir.
4.2. KDAE’nin Uygulanma Şartları
KDAE kararı, Cumhuriyet savcısı tarafından verilir. Bu kararın verilebilmesi için kişinin eyleminin TCK 191 kapsamında olması ve tedaviye elverişli bir durumda bulunması gerekir. Erteleme süresi boyunca kişi hakkında dava açılmaz, ancak belirlenen yükümlülüklere uyması zorunludur. Bu süre içerisinde kişinin yeniden uyuşturucu kullanmaması ve denetim şartlarına uygun davranması beklenir.
5. TCK 191/3 – DENETİMLİ SERBESTLİK VE TEDAVİ SÜRECİ
Bu sistem kapsamında kişi, özgürlüğünden yoksun bırakılmadan ancak devlet gözetimi altında yaşamını sürdürür. Denetimli serbestlik süresi genellikle bir yıl olmakla birlikte, gerekli görülmesi hâlinde uzatılabilir. Bu süreçte kişi belirli aralıklarla denetim merkezine gitmek, uyuşturucu testlerine katılmak ve gerekirse tedavi görmek zorundadır. Tedavi süreci kişinin bağımlılık derecesine göre ayaktan ya da yatılı şekilde yürütülebilir. Amaç, bireyin hem fiziksel hem de psikolojik olarak uyuşturucudan uzaklaştırılmasıdır.
6. TCK 191/4 – YÜKÜMLÜLÜKLERİN İHLALİ
Denetimli serbestlik sürecinde kişinin yükümlülüklere uymaması hâlinde hukuki sonuçlar doğar. Denetim merkezine gitmemek, testlerden kaçmak veya tedaviye uymamak ihlal sayılır. İlk ihlallerde genellikle uyarı yoluna gidilmekte, ancak ihlalin devam etmesi hâlinde kamu davası açılmaktadır. Bu aşamadan sonra artık kişi hakkında mahkeme süreci başlar ve hapis cezası gündeme gelir.
7. TCK 191/5 – TEKRAR SUÇ İŞLENMESİ
Denetim süresi içinde yeniden uyuşturucu kullanılması, sistemin en ağır sonuç doğuran aşamasıdır. Bu durumda kişi ikinci kez ertelemeden yararlanamaz. Savcılık doğrudan kamu davası açar ve fail hakkında hapis cezası talep edilir. Bu düzenleme, kişiyi denetim süresince kurallara uymaya zorlayan caydırıcı bir mekanizma olarak öngörülmüştür.
8. TCK 191/6 – HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
Mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet kararının açıklanmasının ertelenmesi, fail açısından önemli bir hukuki avantajdır. HAGB kararı verilmesi hâlinde kişi hakkında hüküm kurulmakta ancak açıklanmamaktadır. Beş yıllık denetim süresi içinde yeni bir suç işlenmezse dava düşer ve kişi sabıkalı sayılmaz. Ancak bu süre içinde kasıtlı bir suç işlenirse hüküm açıklanır ve ceza infaz edilir.
9. TCK 191/10 – NİTELİKLİ HAL
Uyuşturucu kullanımının okul, yurt, hastane, ibadethane veya umuma açık alanlara yakın yerlerde gerçekleşmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılmaktadır. Bu düzenleme özellikle çocukların ve gençlerin korunması amacıyla getirilmiştir. Yargıtay uygulamalarında bu tür alanlara yaklaşık iki yüz metre mesafe içerisinde işlenen fiiller nitelikli hal olarak kabul edilmektedir.
10. KULLANIM VE TİCARET AYRIMI
Uygulamada en çok karşılaşılan sorun, fiilin kullanım mı yoksa ticaret mi olduğunun belirlenmesidir. Bu ayrım yapılırken ele geçirilen maddenin miktarı, paketlenme şekli, failin üzerindeki para miktarı, iletişim kayıtları ve olayın oluş biçimi birlikte değerlendirilir. Kullanım amacıyla bulundurulan uyuşturucu için TCK 191 uygulanırken, ticaret kastı tespit edilirse TCK 188 kapsamında çok daha ağır cezalar gündeme gelir.
11. YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA UYGULAMA
Yargıtay kararları uygulamada en güçlü yönlendiricilerden biri olmakla beraber, mahkeme içtihatları uzun yıllar içinde evrilmiş ve değişken pratikler göstermiştir. Miktar olgusu (ele geçirilen uyuşturucu miktarı) uygulamada belirleyici bir faktör olmakla birlikte Yargıtay, son dönem kararlarında miktarın tek başına kesin hüküm verici olmaması gerektiğini, olayın tüm delilleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede eroin için “yıllık kullanım sınırı”na ilişkin içtihatlarda sıkça referans verilen eşik yaklaşık 20 gram civarındadır; pratikte 20 gramı aşan net eroin miktarları ticaret karinesine güç verdiği gerekçesiyle Yargıtay tarafından ticaret kabul edilmiş örneklerle desteklenmiştir. Bu yönelimin bir örneğinde Yargıtay’ın, Kıbrıs’ta otel odasında net 296 gram eroin ele geçirilen dosyada ticaret kastı değerlendirmesini onadığı görülmektedir.
Esrar (kannabis) için Yargıtay içtihatları daha heterojendir; farklı dairelerin ve dönemin uygulamalarına göre “kişisel kullanım sınırı” hakkında değişik tespitler vardır. Bazı kararlarda 150–200 gram düzeyleri, somut olaya göre kişisel kullanım sınırı içinde değerlendirilebilmiş; buna karşılık başka karar özetlerinde yıllık hesaplamalara göre çok daha yüksek miktarlar (örneğin 600–700 gram veya 1.000 gr civarı) üzerinden değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Bu farklılıklar, Yargıtay’ın esrar için tek bir mutlak eşik vermekten kaçındığını, kullanım niyetiyle ticaret niyeti arasındaki ayrımı belirlerken ambalaj, paketleme, terazi gibi ek ticari delillerin, failin geçim koşullarının ve iletişim kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği yaklaşımını yansıtmaktadır.
Bununla birlikte Yargıtay’ın modern içtihat yönelimi, miktarın tek başına belirleyici olamayacağına işaret eder; mahkemenin maddi gerçeği tüm deliller ışığında tespit etmesi gerektiği sıkça tekrarlanır. Özellikle 2020’lerin kararlarında 10. Ceza Dairesi ve 20. Ceza Dairesi, miktar ne olursa olsun ambalajlama, satışa uygun peyniraltı, hassas tartı, para ilişkisi, telefon tetkikleri gibi ticari faaliyet göstergelerinin birlikte ele alınmasını şart koşmaktadır. Bu sebeple hâkimin somut delil bütünlüğüne bakmadan yalnızca ağır miktar tespitiyle doğrudan ticaret hükmü kurması Yargıtay tarafından zaman zaman bozulmaktadır.
Denetimli serbestlik ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi (KDAE) alanında da Yargıtay, usul kurallarına ve garantilere sıkı vurgu yapar. Özellikle denetimli serbestlik yükümlülüklerinin ihlali hallerinde savcılık veya mahkemenin derhal dava açmadan önce yapılması gereken uyarıların usulüne uygun biçimde yerine getirilmesi gerektiği yönünde içtihatlar mevcuttur; bazı dosyalarda uyarı yapılmadan veya tebligat eksikliğine rağmen yeni dava açılmasının hukuka aykırı olduğu ve işlemin geri çevrilmesi gerektiği Yargıtay tarafından belirtilmiştir. Bu, hem failin savunma hakkı hem de denetimli serbestlik sisteminin rehabilitasyon maksatlarını korumaya yöneliktir.
Özetle, Yargıtay uygulaması pratikte şu üç ilkeyi ön plana çıkarır: (1) Miktar önemli ve genellikle belirleyici bir gösterge olmakla beraber tek başına yeterli değildir; (2) Ticaret karinesi için paketleme, tartı, para ilişkisi, iletişim delilleri gibi ek göstergelerin bulunması beklenir; (3) Denetimli serbestlik ve KDAE süreçlerinde usul kurallarına riayet, özellikle yazılı uyarı ve tebligat prosedürleri, Yargıtay denetiminde kritik rol oynar. Bu ilkeler ışığında somut olayın tüm delilleriyle birlikte değerlendirilmesi; karar verilirken hem lehe hem aleyhe delillerin dengeli yorumlanması gerekmektedir.
13. ULUSLARARASI KARŞILAŞTIRMA
Uyuşturucu madde kullanımıyla mücadelede ülkelerin benimsediği politikalar, büyük ölçüde o ülkenin ceza hukuku anlayışı, sosyal devlet yapısı ve halk sağlığı politikalarıyla şekillenmektedir. Günümüzde modern hukuk sistemleri, uyuşturucu kullanımını salt cezai bir mesele olarak değil, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olarak ele alma eğilimindedir. Bu yaklaşım, bağımlılığı suçtan ziyade tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul eden anlayışın giderek yaygınlaşmasına neden olmuştur.
Avrupa ülkeleri arasında bu konuda en dikkat çekici örneklerden biri Portekiz’dir. Portekiz, 2001 yılında radikal bir reform gerçekleştirerek uyuşturucu madde kullanımını suç olmaktan çıkarmış ve tamamen idari bir mesele hâline getirmiştir. Bu sistemde uyuşturucu kullanan kişiler hakkında ceza soruşturması açılmamakta, bunun yerine sağlık uzmanlarından oluşan “Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonları” devreye girmektedir. Kullanıcılar bu komisyonlara yönlendirilmekte, bağımlılık derecelerine göre psikolojik destek, tıbbi tedavi veya sosyal rehabilitasyon programlarına alınmaktadır. Bu modelin uygulanmaya başlamasından sonra Portekiz’de uyuşturucuya bağlı ölüm oranlarında, HIV bulaşında ve aşırı doz vakalarında ciddi düşüşler gözlemlenmiştir. Bu yönüyle Portekiz modeli, dünyada “en başarılı uyuşturucu politikalarından biri” olarak kabul edilmektedir.
İsviçre ise daha kontrollü ve devlet denetimli bir yaklaşım benimsemiştir. Bu ülkede özellikle ağır bağımlılar için devlet kontrolünde eroin dağıtım programları uygulanmaktadır. İlk bakışta tartışmalı görünen bu sistemin amacı, bireyleri yasa dışı uyuşturucu piyasasından uzaklaştırmak, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek ve suç oranlarını azaltmaktır. İsviçre modeli, sıkı tıbbi gözetim, düzenli sağlık kontrolleri ve psikososyal destekle birlikte yürütülmektedir. Bu uygulama sayesinde hem uyuşturucuya bağlı suç oranları düşmüş hem de bağımlı bireylerin topluma yeniden kazandırılması konusunda önemli ilerlemeler sağlanmıştır.
Almanya, Hollanda ve İspanya gibi ülkelerde ise karma bir sistem benimsenmiştir. Bu ülkelerde uyuşturucu kullanımı hâlen suç sayılmakla birlikte, küçük miktarlarda kullanım çoğu zaman kovuşturma dışı bırakılmakta veya idari yaptırımlarla karşılık bulmaktadır. Özellikle ilk defa yakalanan kullanıcılar için ceza yerine danışmanlık, tedavi veya eğitim programları tercih edilmektedir. Böylece ceza adalet sisteminin yükü azaltılırken, bireyin kriminalize edilmesi de önlenmektedir.
Türkiye ise bu modeller arasında bir denge kurmaya çalışan bir sistem benimsemiştir. Türk hukukunda uyuşturucu kullanımı hâlen suç olarak düzenlenmekle birlikte, TCK 191 kapsamında getirilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi, denetimli serbestlik ve tedavi yükümlülükleri sayesinde cezalandırıcı anlayış yumuşatılmıştır. Türkiye’de uygulanan sistem, bir yandan uyuşturucu kullanımını caydırmayı amaçlarken diğer yandan bağımlı bireyin tedavi edilmesini ve topluma kazandırılmasını hedeflemektedir.
Ancak uygulamada Türkiye’nin bazı yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğu da görülmektedir. Denetimli serbestlik birimlerinin iş yükünün fazla olması, tedavi merkezlerinin kapasite yetersizliği, bazı bölgelerde uzman eksikliği ve uygulamada birlik sağlanamaması, sistemin etkinliğini sınırlayan faktörler arasında yer almaktadır. Ayrıca Avrupa ülkelerinin aksine, Türkiye’de hâlen ceza tehdidinin ön planda olması, bazı durumlarda bağımlı bireylerin tedaviye gönüllü olarak başvurmasını zorlaştırabilmektedir.
Buna rağmen Türk hukuk sistemi, özellikle 2014 sonrası düzenlemelerle birlikte, klasik cezalandırma anlayışından önemli ölçüde uzaklaşmış ve modern ceza politikalarına yaklaşmıştır. KDAE ve denetimli serbestlik uygulamaları, Avrupa’daki rehabilitasyon temelli sistemlerle büyük ölçüde paralellik göstermektedir. Bu yönüyle Türkiye, uyuşturucu ile mücadelede hem kamu güvenliğini hem de bireysel iyileşmeyi esas alan hibrit bir model benimsemektedir.
Sonuç olarak, uluslararası karşılaştırma yapıldığında Türkiye’nin ne tamamen cezalandırıcı ne de tamamen serbestlikçi bir yaklaşım izlediği görülmektedir. Mevcut sistem, doğru uygulandığında hem toplumu koruyan hem de bireyi yeniden kazanmayı hedefleyen dengeli bir yapı sunmaktadır. Ancak bu yapının etkinliğinin artırılması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve tedavi odaklı politikaların yaygınlaştırılmasıyla mümkün olacaktır.
14. SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME
TCK 191, Türk ceza hukukunda modernleşmenin önemli bir örneğidir. Bu madde ile uyuşturucu kullanımı mutlak bir suç olmaktan çıkarılmış, tedavi ve denetim esaslı bir sisteme dönüştürülmüştür. Ancak uygulamadaki aksaklıklar, mevzuatın amacına tam anlamıyla ulaşmasını engellemektedir. Daha etkin bir denetim mekanizması, standart uygulamalar ve sosyal rehabilitasyonu güçlendiren politikalar ile TCK 191, hem birey hem de toplum açısından çok daha işlevsel hâle gelebilecektir.
YASAL UYARI
Bu makalede yer alan bilgiler, Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesi kapsamında genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Metinde yer alan açıklamalar, hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. Her somut olay, kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarına ilişkin bir soruşturma ya da dava ile karşı karşıya kalan kişilerin, alanında uzman bir ceza avukatından doğrudan hukuki destek alması gerekmektedir.
Bu metinde yer alan bilgiler, yürürlükteki mevzuat, Yargıtay içtihatları ve doktrinel görüşler esas alınarak hazırlanmış olup; mevzuatta meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Okuyucuların, burada yer alan bilgileri tek başına hukuki işlem tesis etmek amacıyla kullanmamaları tavsiye edilir.
Telif Hakkı ve Kullanım Koşulları
© 2026 – Tüm Hakları Saklıdır.
Bu makale, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya herhangi bir bölümü;
-
Kaynak gösterilmeden
-
Yazar izni alınmadan
-
Ticari amaçla
-
Kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya başka bir mecrada kullanılamaz.
Akademik çalışmalarda veya hukuki içeriklerde atıf yapılması hâlinde, kaynak gösterilmesi zorunludur. Aksi hâlde doğabilecek hukuki sorumluluk, içeriği izinsiz kullanan kişiye aittir.
