top of page

Tanınmış Markaların Haczi ve Lisans Gelirlerine El Konulması

1. Giriş

Tanınmış marka, ilgili sektör çevrelerinde ve çoğu zaman ülke genelinde yüksek derecede bilinirliği bulunan, ayırt ediciliği ve itibarı olağan markaların çok üstünde olan markayı ifade eder. SMK ve Paris Sözleşmesi çerçevesinde tanınmış markalara daha geniş bir koruma tanınmakta; örneğin farklı mal ve hizmet sınıflarında dahi haksız yararlanma ve itibar zedelenmesine karşı ileri sürülebilmektedir.​

Bu geniş koruma, tanınmış markaların ekonomik değerini son derece yükseltir; markalar, bilançolarda çoğu zaman şirket değerinin önemli kısmını oluşturan gayri maddi malvarlığı unsurları hâline gelir. Dolayısıyla icra hukukunda da tanınmış markalar, alacaklılar açısından yüksek kıymetli cebrî icra konusu varlıklar arasında yer alır.


1.1. Tanınmış Marka Statüsünün Hacze Etkisi

Tanınmışlık, markanın koruma kapsamını genişletir ancak markayı hacizden bağışık kılmaz; İİK m. 82’de sayılan haczedilemeyen mallar arasında marka veya tanınmış marka yer almamaktadır. SMK m. 148’te marka hakkının açıkça “haczedilebilir” işlemler arasında sayılması, tanınmış markalar bakımından da geçerli genel bir çerçeve oluşturur.

Özetle, tanınmış markaya sahip olmak borçluya ayrıcalık sağlamaz; aksine yüksek piyasa değeri nedeniyle alacaklıların hedefinde ilk sıraya oturmasına yol açabilir.


2. Marka Hakkının Haczi İçin Hukuki Dayanak

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 148. maddesi, sınai mülkiyet haklarının devredilebilir, mirasla intikal edebilir, lisans konusu olabilir, rehnedilebilir ve açıkça “haczedilebilir” olduğunu düzenler. SMK Uygulama Yönetmeliği m. 126’da, marka, patent ve tasarımın “işletmeden bağımsız olarak haczedilebileceği” ve haczin sicile kaydedilerek bültende yayımlanacağı hükme bağlanmıştır.​

İİK m. 85, borçlunun “alacak ve haklarının” da haczedilebileceğini düzenleyerek marka hakkı gibi gayri maddi malvarlığı unsurlarını da icra takibine konu olabilecek hak kategorisi içinde saymaktadır. Bu sebeple, gerek tanınmış gerek sıradan markaların haczi, SMK–İİK birlikteliğiyle kurulan açık bir hukuki zemine sahiptir.


2.1. Haczedilebilecek Marka Türleri

Öğreti ve uygulamaya göre hacze konu olabilecek marka bağlı hakları oldukça geniştir:

  • Tescilli markalar (TÜRKPATENT siciline kayıtlı markalar)

  • Henüz tescil edilmemiş, başvuru aşamasındaki markalar (SMK m. 148/8)​

  • Tescilsiz, ancak fiilî kullanım ve ayırt edicilikle ekonomik değer kazanmış markalar

  • Marka lisans hakkı (sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa)​

  • Marka ile ilgili alacaklar (lisans bedeli, devir bedeli vb.)​

Tanınmış markalar bu kategorilerin genellikle “tescilli marka” altına girer; bazen başvuru aşamasında dahi tanınmışlık iddiası gündeme gelebilir.


3. Tanınmış Markanın Haczi: Mümkünlük ve Sınırlar

SMK m. 148/1 ve Yönetmelik m. 126, “marka hakkının haczi”ni açıkça öngördüğü için, tanınmış markanın haczi hukuken mümkündür. Bu noktada tartışma, “mümkün olup olmaması”ndan ziyade “hangi usule göre ve hangi sınırlar içinde” haciz ve satışın yapılacağına kaymaktadır.


3.1. Kişisel Unsur İçeren Tanınmış Markalar

Bazı tanınmış markalar, doğrudan gerçek kişi adını veya belirgin kişisel unsurları içerir; bu durumda TMK m. 24 çerçevesinde kişilik haklarıyla çatışma ihtimali gündeme gelir. Öğretide bir görüş, kişisel unsur içeren markanın haczinin, özellikle markanın üçüncü kişiye geçmesi hâlinde kişilik hakkını ihlale yol açabileceğini ve bu sebeple sınırlama gerektiğini savunur.

Hâkim görüş ise, kişinin kendi rızasıyla ad ve soyadını marka olarak tescil ettirdiği ve bu yolla bağımsız ekonomik değer yarattığı, dolayısıyla markanın artık “ekonomik bir malvarlığı” unsuru olduğu, TMK m. 24/2’de düzenlenen “kanunun verdiği yetki” nedeniyle haczin hukuka uygunluk sebebi teşkil ettiği yönündedir. Bu görüşe göre, tanınmış da olsa kişisel unsurlu markanın haczi kural olarak mümkündür; yalnız istisnaen açıkça kişilik hakkını ağır zedeleyen somut durumlarda ölçülülük tartışması yapılabilir.


3.2. Tanınmışlık Statüsünün Özel Koruma Sağlamaması

Tanınmış markaya sağlanan geniş koruma, esasen üçüncü kişilerin haksız kullanımını önlemeye yöneliktir; alacaklının İİK’ya dayanarak cebrî icra yetkisini kullanmasını sınırlayan özel bir hüküm yoktur. Bu nedenle “tanınmış marka olduğu için haczedilemez” şeklindeki bir savunmanın kanuni dayanağı bulunmamaktadır; İİK m. 82’deki sınırlı haczedilmezlik kataloğuna da marka dahil edilmemiştir.


4. Tanınmış Markanın Haciz Usulü ve Satışı

Tanınmış marka tescilli olduğundan, haciz işlemi TÜRKPATENT nezdindeki sicile şerh verilmesiyle tamamlanır. İcra müdürlüğü, takip kesinleştikten sonra alacaklının talebi üzerine TÜRKPATENT’e haciz müzekkeresi gönderir; haciz, marka siciline kaydedildiği anda hüküm doğurur.


4.1. Kıymet Takdiri ve Değerleme

Marka ve özellikle tanınmış marka, klasik taşınır/taşınmazlardan çok daha zor değerleme konusu olan gayri maddi haklardır. İİK m. 128 çerçevesinde bilirkişi marifetiyle; markanın bilinirliği, pazar payı, lisans gelir potansiyeli, marka portföyündeki yeri ve sektörel veriler dikkate alınarak bir kıymet takdiri yapılır.

Tanınmış bir marka söz konusu olduğunda, markanın itibarı, olası uluslararası lisans gelirleri ve gelecekteki nakit akımları da değerlemede önem kazanır; bu, hem alacaklı hem borçlu bakımından satış bedelinin isabetli belirlenmesi için kritiktir.


4.2. Cebrî Satış Usulü: Taşınır mı, Taşınmaz mı?

Ne SMK ne de İİK, markanın cebrî icra yoluyla satışına ilişkin özel ve ayrıntılı bir usul öngörmemiştir. Uygulamada bazı icra daireleri markayı “taşınır” gibi kabul ederek taşınırlara ilişkin satış hükümlerini; bazıları ise “sicilde kayıtlı bir hak” oluşunu gerekçe gösterip taşınmaz satış hükümlerini kıyasen uygulamaktadır.

Bu farklılık, özellikle satış isteme süresi (taşınırda 6 ay, taşınmazda 1 yıl), satış şekli (pazarlık + artırma veya yalnız artırma) ve ilan usulleri bakımından ciddi sonuçlar doğurmakta; tanınmış marka gibi yüksek kıymetli varlıklar açısından hukuk güvenliği tartışmalarına yol açmaktadır.


5. Marka Lisans Sözleşmeleri ve Gelirlerinin Niteliği

Marka lisans sözleşmesi, lisans verenin marka üzerindeki kullanım yetkisini tamamen devretmeksizin, belirli kapsamda lisans alana bırakmasına imkân tanıyan tipik bir fikri mülkiyet sözleşmesidir. Lisans karşılığında genellikle sabit bedel, ciro üzerinden royalty veya karma modellerle lisans geliri (royalty) ödenir.

SMK m. 24 ve 148 uyarınca marka lisansı, devredilebilirlik ve alt lisans verilmesi bakımından sözleşmesel sınırlamalara tabi bir “nispi hak” niteliği taşır; marka hakkından farklı olarak lisans alanın hakkı, ancak sözleşmede öngörülen çerçevede ve devre izin verilmişse üçüncü kişilere devredilebilir.


5.1. Tanınmış Marka Lisanslarının Özel Önemi

Tanınmış markaların lisansı, çoğu zaman franchise, dağıtım veya co-branding benzeri karma sözleşmeler içinde düzenlenmekte; bu lisanslar şirket değerinin ve nakit akımının çekirdeğini oluşturabilmektedir. Dolayısıyla tanınmış marka lisanslarından doğan gelirler, alacaklı açısından doğrudan markanın kendisinden bile daha kısa vadeli ve likit bir tahsilat imkânı sunar.


6. Lisans Gelirlerine El Konulması (Haczi)

Marka lisans bedelleri, lisans alanın lisans verene karşı borcu; lisans verenin ise lisans alandan alacağı niteliğindedir. İİK m. 89 ve devamındaki üçüncü kişi nezdindeki alacak haczi hükümleri, lisans gelirlerine el konulmasında temel hukuki mekanizmadır.


6.1. Üçüncü Kişi Nezdindeki Alacak Haczi (İİK m. 89)

Lisans verenin bir başka alacaklısı, lisans gelirlerine el koymak istediğinde, lisans alanı üçüncü kişi sıfatıyla göstererek İİK m. 89 çerçevesinde haciz ihbarnamesi gönderilmesini talep eder. Bu durumda:

  • Birinci haciz ihbarnamesiyle lisans alandan, borçlunun lisans geliri alacağı olup olmadığı sorulur ve borç “icra dosyasına ödenmesi” istenir.

  • Lisans alan, borcu kabul ettiğini, kısmen veya tamamen reddettiğini veya daha önce ödendiğini bildirmek zorundadır; aksi hâlde icra inkar tazminatı ve üçüncü kişi aleyhine takip sorumluluğu gündeme gelir.

  • İhbarnameler sonuç verirse, lisans bedeli doğrudan icra dosyasına ödenir ve alacaklı, borçlunun markasını satmaya gerek kalmadan lisans gelirinden tatmin olabilir.

Bu mekanizma, tanınmış markanın borçluya sağladığı düzenli lisans gelirini, alacaklı lehine “nakit akımı”na dönüştüren etkili bir icra aracıdır.


6.2. Sözleşmesel Hükümler ve Haciz

Lisans sözleşmelerinde sıkça görülen “alacağın devrini yasaklayan” veya “sözleşmenin temlikini sınırlayan” hükümler, kural olarak alacaklının İİK’ya dayalı haciz ve cebrî tahsil yetkisini ortadan kaldırmaz; zira kamu düzenine ilişkin icra hükümleri sözleşmelerle bertaraf edilemez. Ancak;

  • “Lisans verenin iflası veya icra takibi hâlinde lisansın feshi”ne ilişkin hükümler, lisans alana sözleşmeyi sona erdirme yetkisi vererek ileride doğacak lisans gelirlerinin ortadan kalkmasına yol açabilir.

  • Bu nedenle alacaklılar, lisans sözleşmesindeki fesih ve temlik hükümlerini incelemek zorundadır; zira haciz, sadece fiilen mevcut veya gelecekte doğması kesinleşmiş alacaklar üzerinde etkili olacaktır.


7. Lisans Hakkının Kendisi Üzerinde Haciz

Lisans gelirlerinin yanı sıra, lisans alanın “lisans hakkı” da ekonomik değere sahip olabilir; özellikle münhasır (exclusive) lisanslarda lisans alanın sözleşmesel konumu bir nevi “sınırlı ayni hak benzeri” ağırlık taşır. Öğreti ve uygulama, sözleşmede devre izin verilmişse lisans hakkının da borçlunun bir “hak” olarak haczine imkân tanımaktadır.

Buna göre:

  • Lisans alan borçluysa, lisans sözleşmesini devretme yetkisi varsa lisans hakkı İİK m. 85 kapsamında haczedilebilir; ardından alacaklı, lisans hakkını devralmak isteyen üçüncü kişilere satışını gündeme getirebilir.

  • Lisans veren borçluysa, lisans verme yetkisi yeni bir borçluya devredilebilir; burada markanın kendisine uygulanan haciz ile lisans hakkına özgü haciz arasındaki ilişki dikkatle kurgulanmalıdır.​

Tanınmış marka lisanslarında, lisans hakkının haczi, lisans alan–marka sahibi–franchise ağı dengesi üzerinde önemli etkiler doğurabileceği için, bu yola başvurulurken sözleşme ağı ve grup yapısı detaylı incelenmelidir.


8. Tanınmış Markanın ve Lisans Gelirlerinin Haczinde Uygulama Sorunları

8.1. Değerleme ve Satış Güçlükleri

Tanınmış markanın piyasa değerinin tespiti, ciddi uzmanlık gerektirir; marka bilinirliğinin sürekliliği, pazarlama yatırımları ve itibar riskleri değerleme sürecini karmaşıklaştırır. Yanlış kıymet takdiri, hem borçlu bakımından “varlığın ucuza gitmesi” hem alacaklı bakımından “beklediği tahsilata ulaşamama” riski doğurur.


8.2. Tanınmış Markanın Farklı Sınıflarda Korunması ve Satış Etkisi

Tanınmış marka genellikle pek çok mal/hizmet sınıfında korumaya sahiptir; bu durum, markanın devri veya cebrî satışı hâlinde yeni malikin faaliyet alanını genişletebilir veya markanın sulanmasına (dilution) yol açabilir. Bazı durumlarda alacaklılar, markanın tamamen el değiştirmesindense lisans gelirlerinin hacziyle yetinmeyi daha rasyonel bulabilir; bu, markanın itibarını ve borçlunun iş modelini korurken alacaklının da zaman içinde tatminini sağlar.


9. Sonuç

Tanınmış markaların haczi, SMK m. 148 ve ilgili ikincil düzenlemeler ile İİK hükümlerine göre hukuken mümkündür; tanınmışlık statüsü, markayı cebrî icra karşısında ayrıcalıklı bir koruma kalkanına dönüştürmez. Öte yandan, lisans sözleşmelerinden doğan lisans gelirleri, İİK m. 89 çerçevesinde üçüncü kişi nezdindeki alacak haczi yoluyla etkili biçimde hedeflenebilir ve çoğu zaman markanın bizzat satılmasına gerek kalmadan alacaklının tatmini sağlanabilir.

Bu alanın en önemli zorluğu, tanınmış markanın ve bağlı lisans gelirlerinin isabetli değerlemesi ile karmaşık sözleşme ağlarının (franchise, alt lisans, grup içi lisanslar) icra hukuku perspektifinden doğru okunmasıdır; bu nedenle tanınmış marka ve lisans gelirlerine yönelik haciz ve icra stratejilerinde, fikrî mülkiyet ve icra–iflas hukukuna hâkim uzmanlarla birlikte hareket edilmesi pratikte zorunlu hâle gelmektedir.


Sık Sorulan Sorular (SSS)


1. Tanınmış bir marka haczedilebilir mi, tanınmışlık buna engel midir?

Evet, tanınmış markalar da diğer markalar gibi haczedilebilir; SMK m. 148 sınai mülkiyet hakkının “haczedilebilir” olduğunu açıkça düzenler ve tanınmış markalar için bir istisna öngörmez. İİK m. 82’de sayılan haczedilemeyen mal ve haklar arasında marka veya tanınmış marka yer almadığından, tanınmışlık statüsü haczi engelleyen özel bir koruma sağlamaz.

2. Marka tescilli değilse veya sadece başvuru aşamasındaysa haciz mümkün mü?Esas kural tescilli markanın haczidir; ancak SMK m. 148/8, sınai mülkiyet hakkına ilişkin hukuki işlemlerin başvurular için de geçerli olduğunu belirterek başvuru aşamasındaki markaların da haczine imkân tanır. Tescilsiz markalar ise sicil kaydı olmadığı için, İİK m. 94 kapsamında “borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları” çerçevesinde, işletme değeri içinde yer alan gayri maddi bir malvarlığı unsuru olarak hacze konu edilebilir.

3. Haczedilen tanınmış markayı borçlu kullanmaya devam edebilir mi?

Marka haczi, kural olarak sadece tasarruf yetkisini sınırlar; borçlu markayı kullanmaya devam edebilir, ancak devretmek veya üzerinde yeni sınırlı ayni hak kurmak isterse haciz şerhi buna engel teşkil eder. Yargıtay da markanın bir “eşya” gibi zilyetlikle haczedilemeyeceğini, haczin sicile kaydedilmek suretiyle hüküm doğurduğunu, borçlunun kullanmaya devam etse bile markayı devralanın haciz yüküyle birlikte devralacağını kabul etmektedir.

4. Tanınmış marka üzerindeki lisans sözleşmeleri hacze engel olur mu?

Hayır. Lisans sözleşmeleri, esasen markanın kullanım yetkisinin belirli kişilere bırakılmasına ilişkin nispi hak doğurur; marka hakkının mülkiyetinde değişiklik yapmaz. Bu nedenle tanınmış marka lisanslı olsa dahi, marka hakkı SMK m. 148 ve Yönetmelik m. 126 uyarınca haczedilebilir; haciz sicile kaydedilir ve bültende yayımlanır.

5. Tanınmış markadan doğan lisans gelirleri (royalty) nasıl haczedilir?

Lisans gelirleri, lisans verenin lisans alana karşı alacağı niteliğindedir; bu alacak, İİK m. 89 uyarınca üçüncü kişi nezdindeki alacak haczi yoluyla hedeflenebilir. İcra müdürlüğü, lisans alanı üçüncü kişi olarak gösteren haciz ihbarnamesi gönderir; lisans alan borcu kabul ederse lisans bedelleri doğrudan icra dosyasına ödenir ve alacaklı, markayı satmaya gerek kalmadan lisans gelirlerinden tatmin olabilir.

6. Marka lisans sözleşmesinde “hak devredilemez” veya “temlik yasağı” varsa lisans geliri yine de haczedilebilir mi?

Genel kabul, sözleşmesel devre/temlike ilişkin kısıtlamaların, kamu düzenine ilişkin icra hükümlerini bertaraf edemeyeceği ve alacaklının haciz yoluyla lisans gelirine el koyma yetkisini ortadan kaldırmayacağı yönündedir. Ancak sözleşmede “borçlunun iflası veya icra takibi hâlinde lisansın feshi” gibi hükümler varsa, lisans alan bu hakkı kullanarak sözleşmeyi sona erdirebilir ve ileride doğacak lisans gelirleri ortadan kalkabilir; bu durumda haciz, fiilen sadece fesih tarihine kadar doğmuş alacaklar üzerinde etkili olur.

7. Tanınmış markanın kişisel unsur (isim, imza vb.) içermesi haczi engeller mi?Öğretide, kişisel unsur içerdiği için bazı markaların haczinde TMK m. 24 bağlamında kişilik hakkı tartışması yapılsa da baskın görüş, marka sahibinin kendi iradesiyle ad/soyadını marka olarak tescil ettirdiğini ve markanın ekonomik bir malvarlığı unsuru hâline geldiğini, bu sebeple SMK m. 148 ve İİK hükümlerine dayalı haczin hukuka uygunluk sebebi oluşturduğunu kabul eder. Sadece çok istisnai hallerde, haczin markanın kişilik hakkını ölçüsüz biçimde zedelediği ileri sürülebilir.

8. Tanınmış markanın cebrî satışı hangi usule göre yapılır?

Ne SMK ne İİK markanın cebrî satışına ilişkin ayrıntılı özel bir usul getirmediği için uygulamada iki farklı yaklaşım vardır: bazı icra daireleri markayı taşınır gibi görerek taşınırlara ilişkin satış hükümlerini, bazıları ise sicile kayıtlı hak olması nedeniyle taşınmaz hükümlerini kıyasen uygulamaktadır. Bu farklılık; satış isteme süreleri, ilan ve artırma usulü bakımından önemli sonuçlar doğurduğundan, doktrinde markalar için özel bir icra rejimi ihtiyacına dikkat çekilmektedir.

9. Tanınmış markanın kendisini mi yoksa lisans gelirlerini mi haczetmek daha etkilidir?

Bu, somut vakaya ve alacaklının hedeflerine bağlıdır: markanın satışı yüksek bedel getirebilir, fakat alıcı bulmak ve doğru değerlemek zordur; buna karşın düzenli ve güçlü lisans sözleşmeleri varsa lisans gelirlerinin haczi daha hızlı ve öngörülebilir tahsilat sağlayabilir. Uygulamada birçok alacaklı, tanınmış markanın bizzat satışına gitmeden önce lisans gelirlerine haczi tercih etmektedir.

10. Tanınmış marka üzerinde daha önce kurulmuş ipotek veya rehinler varsa bu, haczi nasıl etkiler?

Marka rehni, SMK m. 148 ve ilgili mevzuat uyarınca mümkündür ve rehin alacaklısı cebrî icra yoluyla markayı paraya çevirtme hakkına sahiptir. Tanınmış marka üzerinde önceki tarihli rehin/ipotek varsa, sonraki haciz alacaklıları satış bedelinden ancak rehinli alacaklar tamamen ödendikten sonra pay alabilir; bu nedenle haciz stratejisi belirlenirken marka sicilindeki tüm takyidatların detaylı incelenmesi gerekir.

Yiğit Legal © 2020 All rights reserved.
bottom of page