top of page

Tahkimde İcranın Durdurulması: HMK 439/4 Kapsamında Hakem Kararlarının İcrası

1. Tahkim Yargılamasında Hakem Kararının Hukuki Niteliği

Tahkim yargılamasının temelini oluşturan hakem kararı, yalnızca taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözen bir özel hukuk işlemi değil; aynı zamanda devlet yargısının alternatifi olarak işlev gören yargısal nitelikte bir karardır. Bu nedenle hakem kararının hukuki niteliğinin belirlenmesi, kararın icrası, iptali ve yargısal denetimi gibi kurumların doğru anlaşılabilmesi bakımından merkezi bir öneme sahiptir.

Tahkim, taraf iradesine dayanan özel bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olmakla birlikte, verilen kararın hukuki sonuçları bakımından devlet yargısına benzer etkiler doğurur. Bu durum, hakem kararlarının yalnızca sözleşmesel bir işlem olarak değil, yargısal bir faaliyet sonucu ortaya çıkan kararlar olarak değerlendirilmesini zorunlu kılar.


1.1 Hakem Kararının Yargısal Karakteri

Hakem kararının hukuki niteliği konusunda doktrinde uzun süredir tartışılan temel mesele, bu kararın sözleşmesel mi yoksa yargısal mı olduğu sorunudur. Modern tahkim anlayışı, hakem kararının yargısal karakterini ön plana çıkarmaktadır.

Hakemler, taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözme yetkisini doğrudan tahkim anlaşmasından almakla birlikte, bu yetki uyuşmazlığın esası hakkında bağlayıcı bir karar verme fonksiyonunu içerir. Bu yönüyle hakem kararı, tarafların hukuki durumunu kesin olarak belirleyen ve devlet gücüyle icra edilebilir sonuçlar doğuran bir hüküm niteliğindedir.

Nitekim tahkim yargılamasının sonucunda verilen kararın ilamlı icraya konu olabilmesi, kararın yargısal karakterinin en önemli göstergelerinden biridir. Taraflar, hakem kararını kendiliğinden yerine getirmedikleri takdirde, devletin cebri icra organları devreye girmekte ve kararın zorla yerine getirilmesi mümkün olmaktadır. Bu durum, hakem kararının yalnızca sözleşmesel bir borç doğurmadığını, aynı zamanda kamu gücüyle desteklenen bir yargısal hüküm niteliği taşıdığını ortaya koyar.

Hakem kararının yargısal niteliğinin kabul edilmesi, tahkim kurumunun meşruiyetinin de temel dayanaklarından biridir. Zira tarafların devlet mahkemeleri yerine tahkimi tercih etmeleri, verilen kararın bağlayıcı ve icra edilebilir olacağına duyulan güvene dayanır.


1.2 Hakem Kararının İlam Niteliği Tartışması

Hakem kararının yargısal karakterinin kabul edilmesi, bu kararların ilam niteliğinde olup olmadığı tartışmasını da beraberinde getirmiştir. Doktrinde bir görüş, hakem kararlarının doğrudan ilam sayılması gerektiğini savunurken; diğer bir görüş, hakem kararlarının mahkeme kararlarıyla tam anlamıyla özdeş olmadığını ileri sürmektedir.

Hakem kararlarının ilam niteliğinde kabul edilmesini savunan yaklaşım, özellikle icra hukukundaki sonuçlara dayanır. Bu görüşe göre hakem kararları, ilamlı icraya konu olabildiği ve tarafların hukuki durumunu kesin biçimde belirlediği için ilam kavramı içinde değerlendirilmelidir.

Buna karşılık diğer görüş, hakem kararlarının devlet yargısının bir ürünü olmaması nedeniyle mahkeme ilamlarıyla aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini ileri sürer. Bu yaklaşım, tahkim yargılamasının özel nitelikli bir yargılama olması ve devlet yargısından kurumsal olarak farklı bir yapıya sahip olması gerçeğine dayanır.

Türk hukukunda ağırlıklı eğilim, hakem kararlarının ilam niteliğinde kabul edilmesi yönündedir. Özellikle icra edilebilirlik bakımından mahkeme kararlarıyla benzer sonuçlar doğurması, bu yaklaşımın uygulamada da benimsenmesine yol açmıştır. Bu kabul, hakem kararlarının icrası ve icranın durdurulması gibi kurumların yorumunda da belirleyici rol oynamaktadır.


1.3 Tahkimde Nihai Kararın Fonksiyonu

Hakem kararının temel fonksiyonu, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kesin ve bağlayıcı şekilde çözmektir. Tahkim yargılamasının amacı yalnızca uyuşmazlığı değerlendirmek değil, aynı zamanda taraflar bakımından kesin bir hukuki durum yaratmaktır.

Bu bağlayıcılık, tahkim kurumunun etkinliği açısından vazgeçilmezdir. Hakem kararlarının bağlayıcı olmaması veya icra edilebilirliğinin zayıf olması durumunda, tahkim alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak işlevini yitirir.

Nihai hakem kararı, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi kesinleştirirken, aynı zamanda tahkim yargılamasının sona erdiğini de gösterir. Bu karar, yalnızca taraflar bakımından değil, devlet yargısı bakımından da belirli sonuçlar doğurur. Özellikle iptal davası dışında kararın esası hakkında yeniden yargılama yapılmaması, hakem kararının nihai niteliğinin bir sonucudur.

Tahkimde nihai kararın bu fonksiyonu, hakem kararlarının icra edilebilirliği ve iptal denetimi arasındaki hassas dengeyi de açıklar. Bir yandan kararın hızlı ve etkin biçimde uygulanması amaçlanırken, diğer yandan sınırlı da olsa yargısal denetim mekanizması öngörülmektedir.


2. Türk Hukukunda Hakem Kararlarının İcra Rejimi

Hakem kararlarının icrası, tahkim kurumunun etkinliğinin en önemli göstergelerinden biridir. Tahkim yargılamasının temel amacı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bağlayıcı bir kararla çözümlenmesi olduğundan, verilen kararın fiilen uygulanabilir olması tahkimin işlevselliği bakımından zorunludur. Bu nedenle hakem kararlarının icrası, yalnızca usul hukuku açısından değil, tahkimin ekonomik ve pratik değeri açısından da merkezi bir rol oynar.

Türk hukukunda hakem kararlarının icra rejimi, uyuşmazlığın niteliğine göre iki ayrı kanuni düzenleme çerçevesinde ele alınmaktadır: milli tahkim bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu, milletlerarası tahkim bakımından ise Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulanır. Bu iki rejim arasındaki farklılıklar, hakem kararlarının icra edilebilirliği ve yargısal denetimi bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır.


2.1 HMK Kapsamında Hakem Kararlarının İcra Edilebilirliği

Hukuk Muhakemeleri Kanunu, milli tahkim yargılaması sonucunda verilen hakem kararlarının icrası bakımından oldukça liberal bir yaklaşım benimsemiştir. Bu sistemde hakem kararları, herhangi bir icra edilebilirlik şerhine veya mahkeme tasdikine ihtiyaç duyulmaksızın verildikleri anda icra edilebilir hale gelir.

Bu düzenleme, tahkim kurumunun temel özelliklerinden biri olan sürat ilkesini güçlendirmeyi amaçlar. Hakem kararının icrası için ek bir yargısal aşamanın öngörülmemesi, tahkim yargılamasının devlet yargısına kıyasla daha hızlı sonuç doğurmasını sağlar. Böylece tarafların tahkimi tercih etmesinin en önemli sebeplerinden biri olan hızlı uyuşmazlık çözümü hedefi korunmuş olur.

HMK sisteminde hakem kararının icrası, mahkeme ilamlarının icrasına benzer şekilde ilamlı icra yoluyla gerçekleştirilir. Bu durum, hakem kararlarının fiilen mahkeme kararlarıyla benzer sonuçlar doğurduğunu gösterir. Taraflardan biri kararı kendiliğinden yerine getirmezse, alacaklı doğrudan icra dairesine başvurarak cebri icra mekanizmasını harekete geçirebilir.

Ancak bu sistemin önemli bir sonucu, hakem kararlarının iptal davası açılmış olsa dahi kural olarak icra edilebilirliğini korumasıdır. Bu noktada HMK, tahkimin etkinliğini korumak ile tarafların yargısal korunma ihtiyacı arasında bir denge kurmaya çalışmış ve icranın durdurulmasını özel şartlara bağlamıştır.


2.2 MTK Kapsamında Hakem Kararlarının İcra Edilebilirliği

Milletlerarası Tahkim Kanunu ise hakem kararlarının icrası bakımından daha temkinli bir yaklaşım benimsemektedir. Bu sistemde hakem kararının icra edilebilmesi için mahkemeden icra edilebilirlik belgesi alınması gerekmektedir.

Bu farklılığın temel nedeni, milletlerarası tahkimde ortaya çıkabilecek daha karmaşık hukuki ilişkiler ve yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıklarda kamu düzeni denetiminin önemidir. Mahkemenin icra edilebilirlik incelemesi, hakem kararının tahkime elverişli olup olmadığı ve kamu düzenine açık aykırılık bulunup bulunmadığı gibi sınırlı konularla sınırlıdır.

MTK sisteminde icra edilebilirlik belgesinin aranması, tahkim kararının icrasını geciktirebilmekle birlikte, hukuki güvenlik açısından ek bir denetim mekanizması oluşturur. Böylece milletlerarası tahkimde tarafların menfaatleri ile kamu düzeni arasında daha dengeli bir yapı kurulmaya çalışılmıştır.

Bu yaklaşım, milli tahkim ile milletlerarası tahkim arasındaki en önemli yapısal farklardan birini oluşturur ve hakem kararlarının icrasına ilişkin doktrinel tartışmaların da temelini teşkil eder.


2.3 HMK ve MTK Rejimlerinin Karşılaştırılması

HMK ve MTK arasında hakem kararlarının icrası bakımından ortaya çıkan farklılıklar, tahkim hukukunun temel politika tercihlerini yansıtır.

HMK rejimi, tahkimin hızlı ve etkin bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak işlev görmesini önceliklendirmekte; bu nedenle hakem kararlarının derhal icra edilebilir olmasını kabul etmektedir. Buna karşılık MTK rejimi, milletlerarası tahkimde hukuki güvenliği artırmak amacıyla icra edilebilirlik belgesi şartını öngörerek daha ihtiyatlı bir yaklaşım benimsemektedir.

Bu farklılık, tahkim hukukunda sürat ile yargısal denetim arasındaki klasik gerilimin somut bir yansımasıdır. Milli tahkimde sürat ön planda tutulurken, milletlerarası tahkimde denetim ve güvenlik boyutu daha güçlü şekilde vurgulanmaktadır.

Her iki sistemde de hakem kararlarının ilamlı icraya konu olması, tahkimin yargısal karakterini güçlendiren ortak bir unsur olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, hakem kararının icra edilebilir hale geldiği an ve icra öncesi yargısal denetimin kapsamı bakımından önemli ayrışmalar mevcuttur.

Bu karşılaştırma, hakem kararlarının icrasının durdurulması kurumunun neden özellikle milli tahkim bakımından önem kazandığını da açıklar. Zira HMK sisteminde kararın derhal icra edilebilir olması, iptal davası açan taraf bakımından ek bir koruma mekanizmasına ihtiyaç doğurmuş; bu ihtiyaç HMK m.439/4 ile karşılanmıştır.


3. Hakem Kararına Karşı İptal Davası ve İcraya Etkisi

Tahkim yargılamasında hakem kararının nihai ve bağlayıcı niteliği, tahkimin etkinliğinin temel dayanağını oluşturur. Bununla birlikte, tarafların yargısal korunma hakkının tamamen ortadan kaldırılması da mümkün değildir. Bu nedenle modern tahkim hukukunda hakem kararlarının esas yönünden temyiz edilmesi yerine, sınırlı sebeplerle yargısal denetim imkânı tanıyan iptal davası kabul edilmiştir.

İptal davası, hakem kararının maddi anlamda doğruluğunu değil; tahkim yargılamasının usulüne ve temel hukuk ilkelerine uygun yürütülüp yürütülmediğini denetleyen bir mekanizmadır. Bu yönüyle iptal davası, tahkimde sürat ve kesinlik ilkeleri ile hukuk devleti gereklilikleri arasında bir denge kurar.


3.1 İptal Davasının Hukuki Niteliği

İptal davası, klasik anlamda bir kanun yolu değildir. Bu dava, hakem kararının esası hakkında yeniden inceleme yapılmasını sağlamaz; yalnızca kanunda sınırlı olarak sayılan iptal sebeplerinin varlığı halinde kararın ortadan kaldırılmasını mümkün kılar.

Bu sınırlı denetim yaklaşımı, tahkim kurumunun doğasıyla yakından ilişkilidir. Taraflar tahkim anlaşması yapmak suretiyle, uyuşmazlığın devlet mahkemelerinde esastan incelenmesi imkanından büyük ölçüde feragat etmiş sayılırlar. Bu nedenle iptal davası, tahkim yargılamasının bir “üst inceleme” mercii değil; hukuki güvenliği sağlayan bir kontrol mekanizmasıdır.

İptal davasının esasa girme yasağı ile sınırlı olması, hakem kararlarının bağlayıcılığını güçlendirirken, tahkimin devlet yargısına dönüşmesini de engeller. Böylece tahkim, alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olma özelliğini korur.


3.2 İptal Davasının İcrayı Kendiliğinden Durdurmaması

Tahkim hukukunun en önemli özelliklerinden biri, hakem kararının mümkün olan en kısa sürede uygulanabilir hale gelmesidir. Bu nedenle Türk hukukunda iptal davası açılması, kural olarak hakem kararının icrasını kendiliğinden durdurmaz.

Bu yaklaşım, tahkimin etkinliğini koruma amacına dayanır. Aksi halde iptal davasının açılması, icranın otomatik olarak durmasına yol açacak ve tahkim kararlarının uygulanması ciddi ölçüde gecikecektir. Böyle bir sistem, tahkimin hızlı uyuşmazlık çözümü sağlamaya yönelik temel işleviyle bağdaşmaz.

İptal davasının icrayı durdurmaması, hakem kararının bağlayıcılığını güçlendiren önemli bir unsurdur. Ancak bu durum, kararın hatalı veya hukuka aykırı olması ihtimalinde borçlu açısından ciddi riskler doğurabilir. Bu nedenle kanun koyucu, icranın durdurulmasını tamamen imkânsız kılmamış; belirli şartlara bağlı olarak mümkün kılmıştır.


3.3 İptal Kararının İcra Sürecine Etkileri

İptal davasının sonucu, hakem kararının icra süreci bakımından belirleyici sonuçlar doğurur. İptal talebinin reddedilmesi halinde hakem kararı kesinleşmiş bir nitelik kazanır ve icra süreci kesintisiz şekilde devam eder.

Buna karşılık hakem kararının iptal edilmesi, kararın hukuki varlığını ortadan kaldırır ve icra takibinin dayanağını ortadan kaldırır. Bu durumda, daha önce başlatılmış olan icra takibinin durması ve gerekirse yapılan tahsilatın iadesi gündeme gelir.

İptal kararının bu etkisi, iptal davasının tahkim sistemindeki kritik rolünü ortaya koyar. Zira iptal davası, hakem kararının uygulanmasını tamamen ortadan kaldırabilecek tek yargısal mekanizmadır. Bu nedenle iptal davası, tahkimde yargısal denetimin merkezinde yer alır.

Bu çerçevede iptal davasının icrayı kendiliğinden durdurmaması, tahkimin hızını koruyan bir ilke olarak kabul edilmekte; ancak tarafların korunması amacıyla icranın durdurulması kurumu ayrıca düzenlenmektedir. Bu düzenleme, özellikle HMK m.439/4 hükmü ile somutlaşmakta ve tahkim hukukunda sürat ile yargısal koruma arasındaki dengenin en önemli araçlarından birini oluşturmaktadır.


4. HMK m.439/4 Kapsamında İcranın Durdurulması

Hakem kararlarının icrası bakımından Türk hukukunda benimsenen sistem, tahkimin etkinliğini korumayı esas almakla birlikte, tarafların telafisi güç zararlara uğramasını önlemek amacıyla sınırlı koruma mekanizmaları da öngörmüştür. Bu mekanizmaların en önemlisi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 439. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen icranın durdurulması kurumudur.

Bu hüküm, iptal davasının icrayı kendiliğinden durdurmaması ilkesinin tamamlayıcısı niteliğindedir. Böylece kanun koyucu, bir yandan hakem kararlarının süratle uygulanmasını güvence altına alırken, diğer yandan iptal davası açan tarafın haksız icra riski karşısında korunmasını sağlamaya çalışmıştır.


4.1 Kurumun Amacı ve Hukuki Niteliği

HMK m.439/4 hükmü, tahkim hukukunda sürat ile yargısal koruma arasındaki dengenin somutlaştığı bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Tahkim kararlarının derhal icra edilebilir olması, tahkimin tercih edilme sebeplerinden biri olan hız unsurunu güçlendirmektedir. Ancak bu durum, kararın iptal edilmesi ihtimali karşısında borçlu açısından telafisi güç zararlar doğurabilir.

İcranın durdurulması kurumu, işte bu riskin dengelenmesi amacıyla kabul edilmiştir. Bu kurum sayesinde iptal davası açan taraf, teminat göstermek suretiyle icranın geçici olarak durdurulmasını sağlayabilmekte ve iptal davasının sonucuna kadar mevcut hukuki durum korunmaktadır.

Hukuki niteliği itibarıyla icranın durdurulması, geçici hukuki koruma sağlayan bir ara kurumdur. Bu kurum, hakem kararının geçerliliği hakkında kesin bir değerlendirme içermemekte; yalnızca iptal davası sonuçlanıncaya kadar icra faaliyetinin askıya alınmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle ihtiyati tedbir benzeri bir fonksiyon gördüğü söylenebilir.


4.2 İcranın Durdurulmasının Şartları

Hakem kararına dayalı icranın durdurulabilmesi, kanunda belirli şartların gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bu şartlar, tahkimin etkinliğini zedelemeyecek şekilde sınırlı tutulmuştur.

İlk olarak ortada geçerli bir hakem kararı ve bu karara dayanılarak başlatılmış bir icra takibinin bulunması gerekir. İcra takibi başlamadan icranın durdurulması talebinde bulunulması teorik olarak mümkün olmakla birlikte, uygulamada bu talebin genellikle takip başladıktan sonra ileri sürüldüğü görülmektedir.

İkinci olarak hakem kararına karşı süresi içinde iptal davası açılmış olmalıdır. İptal davası açılmadan icranın durdurulması talep edilemez; zira bu kurum iptal davasının tamamlayıcısı niteliğindedir.

Üçüncü olarak icranın durdurulması talebinin açıkça ileri sürülmesi gerekir. Mahkeme, re’sen icranın durdurulmasına karar veremez; bu husus tarafın talebine bağlıdır.

Son olarak hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak ölçüde teminat gösterilmesi zorunludur. Teminat şartı, alacaklının menfaatini koruyan temel güvencedir ve bu kurumun tahkimde sürat ilkesini zedelememesini sağlar.

Mahkeme, icranın durdurulması talebini değerlendirirken iptal sebeplerinin varlığına ilişkin kesin bir inceleme yapmaz; ancak talebin dayanaksız olup olmadığını ilk bakışta değerlendirebilir. Bu inceleme, kararın esası hakkında bir denetim niteliği taşımaz.


4.3 Teminat Rejimi ve Doktrindeki Görüşler

HMK m.439/4 hükmü, teminatın miktarı bakımından açık bir ölçüt getirmemiş; yalnızca hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak teminat gösterilmesini öngörmüştür. Bu nedenle teminatın türü ve yatırılacağı merci konusunda doktrinde çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır.

Teminatın niteliği bakımından nakit teminat, banka teminat mektubu veya benzeri güvence araçlarının kabul edilebileceği genel olarak benimsenmektedir. Burada esas olan, alacaklının iptal davası sonunda uğrayabileceği zararın güvence altına alınmasıdır.

Teminatın yatırılacağı merci konusunda ise iki farklı yaklaşım dikkat çekmektedir. Bir görüş, teminatın icra hukukundaki tehiri icra sistemine benzer şekilde icra dairesine yatırılması gerektiğini savunur. Bu görüşe göre teminatın icra dosyasında bulunması, alacaklının korunması bakımından daha işlevseldir.

Diğer görüş ise teminatın iptal davasına bakan mahkemeye gösterilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, icranın durdurulması kararının iptal davasının bir unsuru olduğu ve bu nedenle teminatın da yargılama makamının denetiminde bulunması gerektiği düşüncesine dayanır.

Her iki görüşün de pratik sonuçları bakımından farklı avantaj ve riskler barındırdığı görülmektedir. Özellikle teminatın mahkemede bulunması halinde, iptal davasının reddi sonrasında alacaklının teminata ulaşmasının gecikebilmesi ihtimali doktrinde eleştiri konusu yapılmaktadır.


4.4 Usul ve Mahkeme Kararının Niteliği

İcranın durdurulması talebi, iptal davasına bakan mahkemeye yöneltilir ve genellikle dava dilekçesinde veya ayrı bir talep dilekçesi ile ileri sürülür. Mahkeme, talep üzerine teminat miktarını belirleyerek teminatın yatırılması şartıyla icranın durdurulmasına karar verebilir.

Bu karar, nihai nitelikte olmayıp geçici bir ara karar niteliği taşır. Kararın amacı, iptal davası sonuçlanıncaya kadar mevcut durumun korunmasını sağlamaktır. Bu nedenle kararın kesin hüküm etkisi bulunmaz ve iptal davasının sonucuna bağlı olarak kendiliğinden ortadan kalkar.

Mahkemenin durdurma kararını icra dairesine bildirmesi üzerine icra müdürlüğü takip işlemlerini durdurur. Bu süreçte özellikle haciz ve satış gibi geri dönüşü zor işlemlerin önlenmesi bakımından mahkemenin hızlı hareket etmesi büyük önem taşır.


4.5 İİK m.36 ile Karşılaştırma

Hakem kararlarının icrasının durdurulması kurumu, ilk bakışta İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen tehiri icra kurumuna benzemekle birlikte, hukuki nitelikleri bakımından önemli farklılıklar içerir.

İİK m.36’da icranın geri bırakılması, temyiz yoluna başvurulması halinde söz konusu olur ve karar Yargıtay tarafından verilir. Buna karşılık hakem kararlarında icranın durdurulması, iptal davası çerçevesinde ve iptal davasına bakan mahkeme tarafından karara bağlanır.

Ayrıca iptal davası, temyizden farklı olarak kararın esasına yönelik bir inceleme içermediğinden, icranın durdurulması kurumu da klasik kanun yolu sisteminden ayrılan özgün bir yapı gösterir. Bu nedenle HMK m.439/4’ün İİK m.36’nın birebir bir yansıması olmadığı, tahkim hukukuna özgü bağımsız bir rejim oluşturduğu kabul edilmektedir.


5. İptal Davası Sonrasında İcra Sürecinin Akıbeti

Hakem kararlarına karşı açılan iptal davası, tahkim sisteminde yargısal denetimin en önemli aracıdır. Bu davanın sonucu yalnızca hakem kararının hukuki varlığını değil, aynı zamanda kararın icrası bakımından doğacak sonuçları da doğrudan etkiler.

İptal davasının kabulü veya reddi, icra takibinin devamı, durması veya geçmiş işlemlerin geri alınması gibi önemli sonuçlar doğurur. Bu nedenle iptal davası sonrasında icra sürecinin akıbetinin belirlenmesi, tahkim hukukunda hem uygulama hem de teori bakımından kritik bir konudur.


5.1 İptal Talebinin Reddi

İptal davasının reddedilmesi halinde hakem kararı geçerliliğini korur ve hukuki bağlayıcılığı kesinleşmiş bir nitelik kazanır. Bu durumda, daha önce başlatılmış olan icra takibi kesintisiz biçimde devam eder ve alacaklı kararın gereğini yerine getirmeyi talep edebilir.

İptal talebinin reddi, hakem kararının usul ve kamu düzeni bakımından hukuka uygun olduğunun yargısal olarak tespit edilmesi anlamına gelir. Bu durum, kararın icra kabiliyetini güçlendiren bir etki doğurur ve tahkim yargılamasının nihai sonuç doğurma fonksiyonunu pekiştirir.

İcranın durdurulmasına karar verilmiş olması halinde ise iptal davasının reddiyle birlikte bu kararın hukuki dayanağı ortadan kalkar ve icra işlemleri kaldığı yerden devam eder. Bu aşamada gösterilmiş olan teminatın iadesi veya paraya çevrilmesi, davanın sonucuna göre belirlenir.


5.2 İptal Kararı ve Takibin Durması

Hakem kararının iptal edilmesi, kararın hukuki varlığını ortadan kaldırır ve icra takibinin dayanağını sona erdirir. Bu durumda icra takibi derhal durur ve devam eden işlemler geçersiz hale gelir.

İptal kararı, tahkim yargılamasının sonuçlarını tamamen ortadan kaldıran bir etkiye sahiptir. Bu nedenle iptal edilen bir hakem kararına dayanılarak icra takibinin sürdürülmesi mümkün değildir.

İcranın durdurulması kararı verilmemiş ve takip iptal davası süresince devam etmişse, iptal kararı sonrasında daha önce yapılmış işlemlerin hukuki durumu ayrıca değerlendirilir. Özellikle tahsilat yapılmış olması halinde, bu tahsilatın iadesi gündeme gelir.


5.3 İcranın İadesi

Hakem kararının icrası sırasında alacaklının tahsilat yapmış olması ve daha sonra kararın iptal edilmesi, icranın iadesi meselesini ortaya çıkarır. İcranın iadesi, hukuki dayanağı ortadan kalkan icra işlemleri sonucunda tarafların eski hale getirilmesini amaçlayan bir kurumdur.

İcranın iadesi sayesinde, iptal edilen hakem kararına dayanılarak tahsil edilen meblağların borçluya geri verilmesi sağlanır. Bu mekanizma, iptal davasının etkili bir hukuki koruma sağlaması bakımından büyük önem taşır.

Ancak icranın iadesi süreci her zaman pratikte kolay gerçekleşmeyebilir. Özellikle tahsil edilen paranın alacaklı tarafından üçüncü kişilere aktarılmış olması veya ekonomik olarak geri alınmasının güçleşmesi halinde borçlu açısından ek riskler ortaya çıkabilir. Bu durum, iptal davası açan tarafın icranın durdurulması talebinde bulunmasının önemini daha da artırır.

İcranın iadesi, tahkim hukukunda kararın iptal edilmesi ile tarafların hukuki durumlarının yeniden dengelenmesini sağlayan tamamlayıcı bir mekanizma olarak işlev görür. Bu kurum, tahkim sisteminde sürat ile adalet arasındaki dengenin korunmasına katkı sağlar.


6. Değerlendirme

Tahkim yargılaması, modern uyuşmazlık çözüm sistemlerinde sürat ve esneklik avantajları nedeniyle giderek daha fazla tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. Bununla birlikte tahkim kararlarının derhal icra edilebilir olması, tarafların yargısal korunma ihtiyaçları ile tahkimin etkinliği arasında hassas bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır.

Türk hukukunda benimsenen sistem, hakem kararlarının icrasını kolaylaştıran ve iptal davasının icrayı kendiliğinden durdurmamasını esas alan bir yaklaşım üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, tahkim kurumunun cazibesini artırmakla birlikte, özellikle yüksek meblağlı uyuşmazlıklarda borçlu açısından önemli riskler doğurabilecek bir yapıya da sahiptir.


6.1 Tahkimin Etkinliği Açısından

Hakem kararlarının hızlı şekilde icra edilebilir olması, tahkimin tercih edilme sebeplerinin başında gelen hız ve etkinlik avantajını güçlendirmektedir. Özellikle ticari uyuşmazlıklarda tarafların uzun süren yargılama süreçlerinden kaçınma eğilimi, tahkimin etkinliğinin korunmasını gerekli kılar.

İptal davasının icrayı kendiliğinden durdurmaması ilkesi, bu etkinliği doğrudan destekleyen bir düzenleme olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde iptal davası, tahkim kararlarının uygulanmasını geciktiren rutin bir prosedüre dönüşebilir ve tahkimin fonksiyonunu zayıflatabilir.

Bu bakımdan HMK m.439/4 hükmü, tahkimin etkinliğini zedelemeyecek ölçüde sınırlı bir koruma mekanizması öngörmesi açısından dengeli bir çözüm sunmaktadır. Teminat şartı, icranın durdurulmasının istisnai bir yol olarak kalmasını sağlayarak tahkimin hızlı sonuç doğurma özelliğini korur.


6.2 Taraf Menfaatleri Açısından

Tahkim hukukunda sürat ilkesinin korunması kadar, tarafların adil yargılanma ve mülkiyet haklarının güvence altına alınması da önemlidir. Hakem kararının iptal edilmesi ihtimali karşısında icranın devam etmesi, borçlu açısından telafisi güç zararlar doğurabilir.

İcranın durdurulması kurumu, bu riskleri azaltan önemli bir güvence mekanizmasıdır. Teminat karşılığında icranın durdurulabilmesi, alacaklının menfaatini tamamen ortadan kaldırmadan borçlunun korunmasını sağlar. Bu yönüyle düzenleme, taraf menfaatleri arasında denge kurmaya yönelik bir araç olarak işlev görmektedir.

Bununla birlikte uygulamada teminat miktarının yüksekliği, özellikle büyük ölçekli ticari uyuşmazlıklarda borçlu için ciddi finansal yük oluşturabilmektedir. Bu durum, teorik olarak var olan bir koruma mekanizmasının pratikte erişilebilirliğini sınırlayabilir.


6.3 Mevzuat İçin Reform Önerileri

Mevcut sistem genel hatlarıyla dengeli bir yapı ortaya koymakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan bazı sorunların giderilmesi için belirli iyileştirmeler yapılması mümkün görünmektedir.

Öncelikle teminatın yatırılacağı merci konusunda açık bir kanuni düzenleme yapılması, uygulamadaki tereddütleri ortadan kaldırabilir. Teminatın icra dosyasında mı yoksa mahkeme nezdinde mi tutulacağına ilişkin netlik sağlanması, hem alacaklı hem de borçlu bakımından hukuki güvenliği artıracaktır.

Bunun yanı sıra icranın durdurulması taleplerinin süratle karara bağlanmasını sağlayacak usul kurallarının geliştirilmesi, özellikle geri dönüşü zor icra işlemlerinin önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Son olarak, teminat miktarının belirlenmesinde mahkemelere daha esnek takdir yetkisi tanınması veya kısmi teminat gibi alternatif mekanizmaların tartışılması, borçlu açısından koruma mekanizmasının daha erişilebilir hale gelmesini sağlayabilir.

Bu tür düzenlemeler, tahkimin etkinliğini zedelemeden tarafların yargısal korunma düzeyini güçlendirebilir ve tahkim hukukunun gelişimine katkı sağlayabilir.


7. Sonuç

Tahkim yargılaması, taraflara hızlı ve esnek bir uyuşmazlık çözüm yolu sunması nedeniyle modern hukuk sistemlerinde giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Ancak tahkim kararlarının etkinliğinin sağlanabilmesi, yalnızca kararın verilmesiyle değil, bu kararın fiilen uygulanabilir olmasıyla mümkündür. Bu nedenle hakem kararlarının icra rejimi ve bu rejim içinde icranın durdurulması kurumu, tahkim hukukunun en kritik unsurlarından birini oluşturmaktadır.

Türk hukukunda benimsenen sistem, hakem kararlarının icrasını kolaylaştıran ve iptal davasının icrayı kendiliğinden durdurmamasını esas alan bir yaklaşım üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, tahkimin sürat ve etkinlik avantajını korumayı hedeflemekte; aynı zamanda HMK m.439/4 hükmü ile tarafların korunmasına yönelik sınırlı bir güvence mekanizması öngörmektedir.

Çalışmada ortaya konulduğu üzere, icranın durdurulması kurumu tahkim hukukunda sürat ile yargısal koruma arasında kurulan hassas dengenin somut bir yansımasıdır. Teminat şartı, alacaklının menfaatlerini güvence altına alırken; icranın geçici olarak durdurulabilmesi, iptal davası açan tarafın telafisi güç zararlara uğramasını önlemektedir. Bu yönüyle HMK m.439/4, tahkim sisteminin işleyişinde tamamlayıcı ve dengeleyici bir rol üstlenmektedir.

Bununla birlikte uygulamada teminatın yatırılacağı merci, teminat miktarının belirlenmesi ve icranın durdurulması taleplerinin süratle karara bağlanması gibi konularda yaşanan tereddütler, düzenlemenin pratik etkinliğini sınırlayabilmektedir. Bu nedenle mevzuat düzeyinde yapılacak açıklayıcı düzenlemeler ve uygulamada geliştirilecek içtihatlar, kurumun daha öngörülebilir ve işlevsel hale gelmesine katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak, hakem kararlarının icrasının durdurulması kurumu, tahkim hukukunda yalnızca teknik bir usul mekanizması değil; aynı zamanda tahkimin meşruiyetini güçlendiren bir güvence sistemidir. Bu kurumun doğru yorumlanması ve uygulanması, tahkim yargılamasının hem etkinliğini hem de adil yargılanma ilkesiyle uyumunu sağlamaya hizmet edecektir.

Yiğit Legal © 2020 All rights reserved.
bottom of page