top of page

Uluslararası Deniz Tahkim Kararlarının (LMAA vb.) Türkiye’de İcrası

1.GİRİŞ

Deniz ticareti, çok uluslu tarafların yer aldığı ve yüksek ekonomik değerlerin söz konusu olduğu bir faaliyet alanıdır. Bu nedenle uyuşmazlıkların çözümünde hızlı, uzmanlaşmış ve öngörülebilir bir mekanizma olarak tahkim, sektörün temel çözüm yöntemi haline gelmiştir.

Özellikle Londra merkezli tahkim uygulamaları, dünya denizcilik piyasasında standart kabul edilmekte; çarter sözleşmeleri, konşimentolar ve gemi inşa sözleşmeleri çoğunlukla tahkim şartı içermektedir. Bu çerçevede verilen kararların, borçlunun malvarlığının bulunduğu ülkede icra edilebilmesi için tenfiz edilmesi zorunludur.


2. ULUSLARARASI DENİZ TAHKİMİNİN KURUMSAL VE AD HOC YAPISI

Uluslararası deniz ticareti uyuşmazlıklarının çözümünde London Maritime Arbitrators Association (LMAA), sektörel uygulamada en etkili tahkim platformlarından biri olarak kabul edilir. LMAA, klasik anlamda kurumsal bir tahkim merkezi olmayıp, deniz hukuku alanında uzman hakemlerin oluşturduğu bir meslek birliği niteliği taşır ve yargılama süreci çoğunlukla ad hoc tahkim esasına göre yürütülür. Buna rağmen LMAA Terms, denizcilik sektöründe fiilen standart bir usul seti haline gelmiş ve özellikle çarter sözleşmeleri, gemi inşa kontratları ve yük taşıma ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların büyük bir kısmı bu kurallar çerçevesinde çözümlenmektedir. Bu durum, LMAA kararlarının uluslararası ticarette yüksek bir kabul ve öngörülebilirlik düzeyine sahip olmasını sağlamaktadır.

Deniz ticareti sözleşmelerinde tahkim şartı ise çoğunlukla BIMCO standart formlarının uyuşmazlık çözüm maddelerinde yer alır. GENCON, NYPE veya BALTIME gibi sözleşmelerde bulunan bu klozlar, tarafların doğabilecek uyuşmazlıkları devlet mahkemeleri yerine tahkim yoluyla çözme iradesini açıkça ortaya koyar. Tahkim şartı, tenfiz sürecinin hukuki temelini oluşturduğu için, mahkeme öncelikle bu hükmün geçerli ve bağlayıcı olup olmadığını inceler. Dolayısıyla sözleşmede yer alan tahkim klozunun açık, yazılı ve belirli olması, ileride verilecek hakem kararının Türkiye’de tanınması ve icrası bakımından kritik öneme sahiptir.


3. TÜRKİYE’DE TENFİZİN HUKUKİ DAYANAKLARI

Yabancı deniz tahkim kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizinde New York Sözleşmesi’nin öncelikli uygulanması, uluslararası tahkim hukukunun temel prensiplerinden biridir; 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi, taraf devletler arasında hakem kararlarının karşılıklı olarak icra edilmesini sağlayan küresel bir çerçeve oluşturur. Türkiye’nin sözleşmeye taraf olması nedeniyle, Londra’da verilen LMAA kararları gibi yabancı tahkim kararlarının Türkiye’de tenfizi öncelikle sözleşmenin maddi ve usuli hükümlerine göre değerlendirilir. Bu kapsamda mahkeme, tenfiz talebini incelerken sözleşmede sayılan sınırlı red sebepleri dışında kararın icrasına engel oluşturacak bir husus bulunup bulunmadığını denetler ve böylece uluslararası tahkimin etkinliği korunur.

Bununla birlikte 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), sözleşmede açık hüküm bulunmayan hallerde veya sözleşme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı durumlarda tamamlayıcı bir rol üstlenir. MÖHUK’un 60 ve devamı maddeleri, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi sürecine ilişkin usul kurallarını ayrıntılı biçimde düzenleyerek, mahkemelerin görev ve yetkisi, dava şartları ve yargılama usulü gibi konularda uygulamaya yön verir. Bu nedenle New York Sözleşmesi ile MÖHUK arasında bir hiyerarşi değil, tamamlayıcılık ilişkisi söz konusudur; sözleşme uluslararası çerçeveyi belirlerken, MÖHUK ulusal usul düzenini sağlayarak tenfiz sürecinin Türk hukuk sistemi içinde etkin şekilde yürütülmesine imkân tanır.


4. TENFİZ DAVASINDA İNCELENEN ŞARTLAR

Tenfiz yargılamasında mahkeme, yabancı hakem kararının Türkiye’de icra edilebilir olup olmadığını belirlerken yalnızca sınırlı bir hukuki denetim yapar ve bu kapsamda öncelikle tahkim anlaşmasının geçerliliğini inceler; taraflar arasında yazılı ve bağlayıcı bir tahkim şartının bulunması zorunlu olup, deniz ticaretinde bu şart çoğunlukla çarter sözleşmeleri veya konşimentolarda yer alan uyuşmazlık çözüm klozları şeklinde ortaya çıkar. Bunun yanında mahkeme, hakem kararının bağlayıcı olup olmadığını değerlendirir; kararın verildiği hukuk düzenine göre kesinleşmiş veya taraflar açısından icra edilebilir hale gelmiş olması gerekir. Savunma hakkının korunması da temel inceleme konularından biridir; aleyhine tenfiz talep edilen tarafın tahkim sürecinden usulüne uygun şekilde haberdar edilmiş olması, hakem seçimine katılabilmesi ve iddia ile savunmalarını sunma imkânının bulunması zorunludur. Ayrıca uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığı değerlendirilir; Türk hukukuna göre tarafların serbestçe tasarruf edebileceği konular tahkime konu edilebilir ve deniz ticaretinden doğan alacak talepleri kural olarak bu kapsamda kabul edilir. Son olarak mahkeme, hakem kararının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığını denetler; bu inceleme sınırlı nitelikte olup kararın esasına girilmez, yalnızca temel hukuk ilkelerine veya emredici kurallara açık bir aykırılık bulunup bulunmadığı araştırılır. Bu şartların birlikte sağlanması halinde yabancı deniz tahkim kararının Türkiye’de tenfizi mümkün hale gelir.


5. REVISION AU FOND YASAĞI VE SINIRLARI

Tenfiz yargılamasında mahkemenin hakem kararının maddi doğruluğunu, delillerin takdirini veya uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirmeleri yeniden inceleyememesi, tahkim hukukunun temel prensiplerinden biri olan révision au fond yasağının bir sonucudur. Bu ilke uyarınca mahkeme, yalnızca kararın usul ve kamu düzeni bakımından tenfize elverişli olup olmadığını denetler; hakem heyetinin uyuşmazlığı nasıl çözdüğünü, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığını veya delilleri yerinde değerlendirip değerlendirmediğini sorgulamaz. Böylece tahkim yargılamasının taraf iradesine dayanan bağımsız yapısı korunur ve hakem kararlarının uluslararası dolaşımı kolaylaştırılır. Aksi yönde bir inceleme, tahkim yolunun sağladığı hız ve kesinlik avantajını ortadan kaldırarak tenfiz yargılamasını fiilen ikinci bir temyiz mercii haline getireceğinden, uluslararası tahkim sisteminin etkinliğini zedeleyecektir. Bu nedenle söz konusu ilke, yabancı hakem kararlarının tanınması ve icrasında hem uluslararası sözleşmeler hem de ulusal mevzuat tarafından istikrarlı biçimde benimsenen temel güvencelerden biri olarak kabul edilmektedir.


6. TENFİZ USULÜ VE GÖREVLİ MAHKEME

Yabancı deniz tahkim kararlarının Türkiye’de tenfizi bakımından görevli mahkeme, kural olarak Asliye Ticaret Mahkemeleridir; zira tenfiz talepleri ticari nitelikte uyuşmazlıklar kapsamında değerlendirilir. Deniz ticaretine özgü ihtisas mahkemelerinin bulunduğu yargı çevrelerinde ise davanın bu mahkemelerde görülmesi, hem teknik uzmanlık hem de yargılamanın etkinliği açısından uygulamada tercih edilen bir yöntemdir. Yetki bakımından ise dava, aleyhine tenfiz talep edilen tarafın yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi, Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması halinde malvarlığının bulunduğu yer mahkemesinde de açılabilir; özellikle deniz alacaklarında borçluya ait geminin Türk limanlarında bulunması, o yer mahkemesini yetkili hale getirebilir. Tenfiz talebinin incelenebilmesi için mahkemeye sunulması gereken temel belgeler arasında, taraflar arasındaki tahkim şartını veya anlaşmasını gösteren sözleşme metni, hakem kararının aslı veya usulüne uygun onaylı örneği ve bu belgelerin yeminli tercüman tarafından yapılmış, noter onaylı Türkçe tercümeleri yer alır. Belgelerin eksiksiz ve usulüne uygun sunulması, tenfiz yargılamasının hızlı ve sorunsuz ilerleyebilmesi bakımından belirleyici öneme sahiptir.


7. DENİZ TİCARETİNDE İHTİYATİ HACİZ VE TENFİZ İLİŞKİSİ

Deniz alacaklarında gemilerin ihtiyati haczi, alacaklının alacağını güvence altına alabilmesi açısından en etkili koruma tedbirlerinden biridir; zira geminin hareketli ve uluslararası nitelikte bir malvarlığı unsuru olması, borçlunun malvarlığının kısa sürede yargı yetkisi dışına çıkabilmesine yol açabilir. Bu nedenle Türk hukukunda deniz alacaklarına ilişkin taleplerde ihtiyati haciz kararı alınması, alacağın fiilen tahsil edilebilirliğini sağlamak bakımından kritik bir stratejik araç olarak kabul edilir. Özellikle uluslararası deniz tahkimine konu uyuşmazlıklarda, henüz tenfiz kararı alınmamış olsa dahi mevcut tahkim süreci veya verilmiş bir hakem kararı, alacağın varlığına ilişkin kuvvetli bir emare teşkil eder. Bu bağlamda yabancı tahkim kararları, ihtiyati haciz talebinin değerlendirilmesinde mahkemeler tarafından güçlü bir delil olarak görülmekte; kararın bağlayıcı niteliği ve alacağın ciddi olduğuna işaret etmesi nedeniyle ihtiyati haciz koşullarının oluştuğu yönünde kanaat oluşmasına önemli katkı sağlamaktadır. Bu nedenle uygulamada tahkim kararına dayanarak erken aşamada gemi haczi talep edilmesi, tenfiz sürecinin etkinliğini ve alacağın tahsil ihtimalini önemli ölçüde artıran bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

8. LMAA KARARLARININ TÜRK HUKUKUNDAKİ ÖZEL KONUMU

LMAA kararlarının ad hoc tahkim niteliği taşıması, bu kararların Türkiye’de tenfiz edilebilirliği üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmaz; zira tahkimin kurumsal bir merkez bünyesinde yürütülüp yürütülmemesi, yabancı hakem kararının hukuki statüsünü değiştiren bir unsur değildir. Nitekim 1958 tarihli New York Sözleşmesi, yalnızca kurumsal tahkim kararlarını değil, tarafların kendi belirledikleri kurallar çerçevesinde yürütülen ad hoc tahkim yargılamaları sonucunda verilen kararları da açıkça kapsamaktadır. Bu nedenle LMAA Terms uyarınca atanan hakemler tarafından verilen kararlar, diğer yabancı hakem kararlarıyla aynı hukuki rejime tabi olup, Sözleşme’de öngörülen şartların sağlanması halinde Türkiye’de tanınması ve tenfizi mümkün olan bağlayıcı kararlar niteliğindedir.


9. TENFİZİN REDDEDİLEBİLECEĞİ HALLER

Yabancı hakem kararlarının tenfizi kural olarak kabul edilmekle birlikte, belirli istisnai durumlarda mahkeme tenfiz talebini reddedebilir; bu bağlamda tahkim anlaşmasının geçersizliği, taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı bir tahkim şartının bulunmaması veya anlaşmanın ilgili hukuk kurallarına göre hükümsüz olması halinde söz konusu olur. Bunun yanında usul ihlalleri, aleyhine tenfiz istenen tarafın hakem seçimi veya yargılama sürecinden usulüne uygun şekilde haberdar edilmemesi ya da savunma hakkını etkin biçimde kullanamaması gibi hukuki dinlenilme hakkını zedeleyen durumları ifade eder. Bir diğer önemli red sebebi ise kamu düzenine aykırılık olup, hakem kararının Türk hukukunun temel ilkelerine, emredici kurallarına veya temel hak ve özgürlüklere açıkça aykırı sonuçlar doğurması halinde gündeme gelir. Ancak bu red sebepleri sınırlı sayıda olup, tahkim dostu yaklaşım gereği mahkemeler tarafından dar yorumlanır; zira tenfiz yargılamasının amacı hakem kararının esastan yeniden incelenmesi değil, yalnızca belirli asgari güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının denetlenmesidir.


10. ZAMANAŞIMI

Hakem kararlarının Türkiye’de tenfizine ilişkin zamanaşımı, uygulamada ve doktrinde genel olarak Türk Borçlar Kanunu m. 146’da öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu süre, hakem kararının verildiği tarih değil, kararın taraflar bakımından bağlayıcı ve icra edilebilir hale geldiği tarih itibarıyla işlemeye başlar. Bağlayıcılık anının tespitinde, kararın tabi olduğu tahkim kuralları ve kararın verildiği ülke hukuku belirleyici olur; örneğin kararın temyiz veya iptal başvurusuna açık olduğu durumlarda, bu başvuru yollarının tüketilmesi veya süresinde kullanılmamasıyla birlikte karar kesinleşmiş sayılır.

Zamanaşımı süresi, tenfiz talebinin ileri sürülmesi bakımından bir dava şartı olmayıp, karşı tarafça ileri sürülmesi gereken bir defi niteliği taşır; dolayısıyla mahkeme tarafından re’sen dikkate alınmaz. Ancak sürenin dolmuş olması halinde, borçlu taraf zamanaşımı itirazında bulunarak tenfiz talebinin reddini sağlayabilir. Ayrıca zamanaşımının kesilmesi ve durması hallerine ilişkin genel hükümler burada da uygulanır; örneğin tarafların borcu ikrar etmesi, kısmi ödeme yapılması veya tenfiz amacıyla icra takibine girişilmesi zamanaşımını kesebilecek nitelikte kabul edilebilir.

Uygulamada özellikle uzun süren tahkim sonrası müzakere süreçleri, iptal davaları veya tarafların uzlaşma görüşmeleri zamanaşımı hesabını karmaşık hale getirebildiğinden, hakem kararının bağlayıcı hale geldiği tarihin doğru tespit edilmesi ve bu tarihten itibaren sürenin dikkatle takip edilmesi büyük önem taşır. Bu husus, özellikle deniz ticareti gibi yüksek meblağlı uyuşmazlıklarda alacağın fiilen tahsil edilebilirliğini doğrudan etkileyen kritik bir unsur olarak kabul edilmektedir.


12. SONUÇ

Uluslararası deniz tahkim kararlarının Türkiye’de tenfizi, küresel deniz ticaretinin güvenli ve öngörülebilir şekilde işlemesi bakımından merkezi bir rol oynamaktadır; zira tahkim kararlarının farklı yargı alanlarında etkin biçimde icra edilebilmesi, uluslararası sözleşme ilişkilerinde hukuki güvenliği güçlendiren temel unsurlardan biridir. Türkiye’nin 1958 tarihli New York Sözleşmesi’ne taraf olması, yabancı hakem kararlarının tanınması ve icrası bakımından uluslararası standartlara uyum sağlanmasına imkân tanımış; ayrıca ticaret mahkemelerinin tahkim dostu yaklaşımı ve özellikle deniz ticareti alanında uzmanlaşmış mahkemelerin varlığı, LMAA gibi önde gelen tahkim kurumlarının kararlarının Türkiye’de uygulanabilirliğini önemli ölçüde artırmıştır. Bu çerçevede tenfiz yargılaması, esasa girilmeksizin yalnızca sınırlı denetim yapılması ilkesi sayesinde hızlı ve öngörülebilir bir yapıya sahiptir.

Bununla birlikte, sürecin yüksek derecede teknik olması, tenfiz talebinde bulunacak tarafların belge hazırlığı ve usul stratejisi bakımından son derece titiz davranmasını zorunlu kılar. Tahkim anlaşmasının geçerliliğini gösteren sözleşme metinleri, hakem kararının usulüne uygun onaylı nüshası ve yeminli tercümeler gibi belgelerin eksiksiz sunulmaması, davanın uzamasına veya reddine yol açabilmektedir. Özellikle deniz ticaretinde alacağın fiilen tahsil edilebilmesi açısından ihtiyati haciz mekanizmalarının etkin biçimde kullanılması büyük önem taşır; borçluya ait gemilerin veya diğer malvarlığı unsurlarının erken aşamada güvence altına alınması, tenfiz kararının ekonomik sonuç doğurmasını sağlayan en kritik araçlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle uluslararası deniz tahkim kararlarının Türkiye’de başarıyla icra edilebilmesi, yalnızca hukuki çerçevenin elverişliliğine değil, aynı zamanda sürecin stratejik ve zamanında yönetilmesine de bağlıdır.


SIKÇA SORULAN SORULAR (SSS)

LMAA Kararı Türkiye’de Doğrudan İcra Edilebilir mi?

Hayır. Yabancı bir hakem kararı Türkiye’de doğrudan icra edilemez; öncelikle Asliye Ticaret Mahkemesinde tenfiz davası açılması gerekir.

Yabancı Hakem Kararlarının Tenfizinde Hangi Mevzuat Uygulanır?

Öncelikle 1958 tarihli New York Sözleşmesi uygulanır; sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde 5718 sayılı MÖHUK hükümleri devreye girer.

Tenfiz Davası Ne Kadar Sürer?

Davanın süresi somut olayın özelliklerine bağlıdır; belgelerin eksiksiz sunulması ve ciddi bir itiraz bulunmaması halinde süreç daha kısa sürede sonuçlanabilir.

Tenfiz Davasında Mahkeme Kararın Esasını İnceler mi?

Hayır. Mahkeme yalnızca sınırlı bir denetim yapar ve uyuşmazlığın esası yeniden incelenmez.

Tahkim Kararının Türkiye’de İcrası İçin Hangi Belgeler Gereklidir?

Hakem kararının aslı veya onaylı örneği, tahkim anlaşması ve noter onaylı Türkçe tercümeler sunulmalıdır.

LMAA Kararları Ad Hoc Olduğu İçin Tenfiz Edilemez mi?

Hayır. New York Sözleşmesi hem kurumsal hem de ad hoc tahkim kararlarının tenfizini kapsar.

Tenfiz Talebi Hangi Mahkemede Açılır?

Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir; yetkili mahkeme ise borçlunun yerleşim yeri veya Türkiye’de malvarlığının bulunduğu yer mahkemesidir.

Hakem Kararının Tenfizi Hangi Hallerde Reddedilebilir?

Tahkim anlaşmasının geçersizliği, savunma hakkının ihlali veya kamu düzenine açık aykırılık gibi sınırlı sebeplerle reddedilebilir.

Deniz Tahkim Kararına Dayanarak İhtiyati Haciz Alınabilir mi?

Evet. Hakem kararı alacağın varlığına güçlü delil teşkil ettiğinden gemi ihtiyati haczi talep edilebilir.

Tenfiz Davalarında Zamanaşımı Süresi Nedir?

Genel olarak 10 yıllık zamanaşımı uygulanır ve süre kararın bağlayıcı hale geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Kamu Düzeni İtirazı Nedir?

Hakem kararının Türk hukukunun temel ilkelerine açıkça aykırı olması halinde ileri sürülebilen sınırlı bir red sebebidir.

Tenfiz Kararı Alındıktan Sonra Ne Olur?

Mahkeme kararı kesinleştiğinde hakem kararı Türkiye’de ilam niteliği kazanır ve icra takibine konu edilebilir.

Yiğit Legal © 2020 All rights reserved.
bottom of page